GeleneklerHalkbilimi

Akrabalık Nedir? Neden Önemlidir? Sorumlulukları Nelerdir?

Akrabalık nedir? Akrabalık neden önemlidir? Akrabaların birbirine karşı sorumlulukları ve görevleri nelerdir? Türk toplumunda Akrabalık ilişkileri nasıldır?

Akrabalık sistemi, yatay olarak evlilik bağıyla, dikey olarak ise soy bağı ile oluşur. Başka bir deyimle, toplumsal anlaşma bağı ile kan bağı, akrabalığı oluşturan iki etmendir. Kan bağı, örneğin bir kimsenin babası ve annesiyle olan bağdır. Kayınpeder ve kayınvalide ile toplumsal anlaşma bağı vardır. Böylece akraba sözcüğü, hem kan, hem de evlilik yoluyla birbirine yakın kişileri ifade etmede kullanılır. Evlilik yoluyla ortaya çıkan ilişkileri tanımlamak için Hısımlık sözcüğü de kültürümüzde vardır. Bu yoldan aile, genişlemiş olur.

Akrabalık hak ve görevleri bakımından uyulması gereken yasaklar vardır. Bunlardan en önemlisi Fücur yasağı (incesi tabu) dır. Yakın akrabalar arasında cinsel ilişki kurulmamasını ifade eder.

Bir başka yasak, kaçınma’dır. Kırsal kesimdeki kadın ve yetişkin kızların, gerek aile içinde, gerekse dışında, erkek akrabalardan kaçınması anlamına gelir. Yalnız bu anlayış da artık, toplumsal değişme süreci içerisinde çok katı olarak uygulanmamaktadır.

Akraba grubu içindeki bireyler, toplumsal dayanışma içinde olduklarından, bu görevlerini dikkatli biçimde yerine getirirler. Bu görev, bazen suç işleme biçiminde de olabilir. Örneğin kan gütme, bunlardan biridir. Akrabalar kendilerine gelen bir zarar karşısında, onu bertaraf etmek için intikam almak dahil, elden ne gelirse yaparlar. Bu durum, özellikle, “Aşiret” biçimindeki toplumsal organizasyonların yarattığı bir gelenektir. Bireylerin hak, ödev ve sorumlulukları, bu tür yörelerde akrabalık sistemine göre belirlenir.

Akrabalar arasında baba soyundan gelenler, toplumumuz da daha önemli sayılır, üstün tutulur. Baba yokluğunda çocuklara babalık etmek görevinin babanın erkek kardeşine düşmesi, bunun bir örneğidir.

Akrabalık ilişkilerinin en önemlilerinden birisi de yardımlaşmadır. Bu konu ile ilgili olarak doğum, sünnet, evlenme ve ölüm gibi yaşamın çeşitli aşamalarında yardım ve destek, önce baba ve akrabalarından beklenir. Geleneksel topluluklarımızda yardımlaşma önemlidir. İyi ve kötü zamanlarda maddi ve manevi yardım ve destek mutlaka gerekli görülür. Bunun karşılığı da beklenir.

Akrabanın yardıma muhtaç yetim, dul, çocuk ve yaşlıların korunmasında rolü çok daha yaygındır. Maddî yardım, ailenin erkek üyelerine düşen bir görevdir. Köyden kente ve dış ülkelere çalışmaya giden erkeklerin eş ve çocuklarının bakımını aile ve akrabalar üstlenir.

Başka bir ilişki biçimi de, akrabalar arası hediye alış verişidir. Doğum, sünnet, evlenme durumlarında, önemli günlerde, bayramlarda, uzak yerlere gidiş gelişlerde hediyeleşme yoğunluk kazanır.

Geleneksel kesimde akrabaların başka bir rolü de, çocuğun eğitiminde belirgindir.

Çocuk yetiştirme ve terbiyesinde akrabalar da çocuğu eğitir ve denetler.

Akrabalarla alış veriş yapmak, ticari ilişkilere girmek, toplumumuzda geçimsizliklere anlaşmazlıklara da yol açmaktadır.

Toplumsal Değişmelerin Akrabalık İlişkilerine Etkisi

Toplumların durgunluktan çıkıp değişime uğraması doğal bir süreçtir. Ülkemizde de kentleşme, göç, sanayileşme ile akrabalık ilişkileri de etkilenmektedir. Özellikle sanayileşme ile akrabalık ilişkilerinin zayıflamış olduğu görülmektedir. Örneğin maddî yardımlaşmanın azalması, ilişkilerin seyrekleşmesi gibi örneklerde olduğu gibi. Çekirdek aileye dönüşümde, evli çiftler ve çocukların üzerindeki akrabalık ilgisini zayıflatmaktadır.
Ülkemizde kente göç olgusu, akrabalık ilişkilerinin kent yaşamında da yoğunlaşmasını sağlamaktadır. Özellikle akrabalarıyla aynı yerde, aynı semtte oturan aileler böylece bir araya gelmekte, iş bulmada, ev yapmada birbirlerine yardımcı olmaktadırlar. Hatta yurt dışına giden aileler de yine akrabalarıyla aynı semtlerde oturmaktadırlar.

Kentte yerleşmiş çekirdek ailelerin de ülkemizde akrabalarıyla ilişkilerini sürdürmeleri beklenmektedir. Ayrı oturan yetişkin evlâtların aileye bağlılık ve sorumluluklarını sürdürmeleri istenmektedir. Böylece ülkemizde çekirdek aile, yerine getirdiği işlevler açısından geniş aile özelliğini göstermektedir. Bu husus, ülkemizde aile yapısındaki değişimin, ailenin işlevindeki değişimle aynı hızda ve yönde olmadığını göstermektedir.

Kentte oturan evli aileler, yeni doğan çocuklarının bakımı için annelerini yanlarına almaktadırlar. Ya da annelerinin kentteki evlerinin yakınında oturarak çocuğu her gün alıp, ertesi gün giderken tekrar yakınlarına bırakmaktadırlar. Bu husus, kadının çalışmasıyla ortaya çıkan yeni bir durumdur. Yani anneannelerin, babaannelerin çocuk bakımı işlevleri artmıştır. Çocuk bakım kurumlarının pahalı oluşu ya da yetersiz oluşu, aileleri çocuk bakımı açısından böyle bir çözüm yolu bulmaya sevk etmiştir. Böylece çocuk bakımı açısından yakın akraba ilişkileri kent ortamında yoğunlaşmıştır.

Akrabalığın Dini Yönü
İslâm dini, hısım ve akrabalık ilişkilerine özel bir önem vermiştir. Bu ilişkilerin devam ettirilmesi (Sıla-ı rahim) İslam’da istenen bir husustur. Yakınlarıyla ilişkisini kesmeyeni Allah’ın koruyacağı, ilişkisini keseni de yüzüstü bırakacağı belirtilmektedir.

Hadislerde bu konuda pek çok örnek verilebilir. Hz. Peygamber şöyle der; “Neseplerinizi, soylarınızı bilip öğreniniz, hısımlarınızı arayıp sorunuz. Akrabanızı aramayacak olursanız, hatta yakınınızda bile olsalar, onlarla hiç yakınlığınız yok demektir. Onları arayıp sorduğunuz zaman, uzakta bile olsalar, uzaklık kalmaz. Teyzeler ana yerindedirler”.

Kaynak: Türk Aile Ansiklopedisi, Mahmut Tezcan

Türk Toplumun Aile Yapısı Hakkında Bilgi

AİLE aralarında akrabalık bağı bulunan insan topluluğu.

Toplumun temeli aile, ailenin temeli ise baba, anne ve çocuktur. Geniş anlamda bu kavrama dedeler, nineler, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve onların çocukları da girer.

Başlangıçta her aile evlilikle kurulur. Bir erkekle bir kadın evlenip ayrı ev açınca yeni bir aile doğmuş olur. Sonra çocukların doğmasıyla aile genişler. Geçmiş çağlarda aile bugünkü gibi değildi, toplumlara göre değişikti, kadınla erkek arasında eşitlik yoktu. Bugün yaygın evlilik tipi tek kadınla evliliktir (monogami). Bazı İslam ülkelerinde çok kadınla evlilik (poligami) geçerlidir. Aynı sistem 1926 yılına kadar Türkiye’de de geçerliydi. Çok eski çağlarda bir kadının birkaç erkekle birlikte yaşaması biçiminde evlilik (poliandri) bile görülmüştür. Çağdaş aile, eşit haklara sahip bir erkekle bir kadının birliğine dayanır.

Aile toplumun temeli olduğu ve çocuklar aile içinde yetişip görev ve hak sahibi yurttaşlar haline geldiği için, devlet çeşitli yasalarla hem aileyi, hem çocukları korur. Annelerin ailedeki ve toplumdaki yerini ve önemini vurgulamak için dünyanın birçok ülkesinde, bu arada Türkiye’de her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü olarak kutlanır

Tarih içinde Türk ailesi, çok büyük değişiklikler göstermemiştir. Esasta ata erkil bir yapıdadır. Yalnız bu yapı Yahudilerde, Roma’da olduğu gibi aile reisine geniş yetkiler veren, eş ve çocukları adeta bir mülkiyet ilişkisi ile babaya bağlayan bir aile şekli değildir.

Başlangıçta bozkır hayat ve savaş şartlarına göre şekillenen Türk ailesi, sosyolojik tasnifteki “geniş aile” tipinde görünüyorsa da diğer kültürlerin geniş aile örneklerinden farklıdır. Bu bakımdan araştırmacılar bu konuda kesin bir hüküm vermekten kaçınmaktadırlar. Esasen tarihi gelişim içerisinde Türk ailesinin geniş ve sosyolojik izahı tam olarak yapılmamıştır. fakat Türkçe ‘de “evlenme” veya “evlendirme” tabirinin, evlenen erkek veya kızın baba ocağından ayrılarak ayrı bir ev (aile) meydana getirmek anlamına geldiğini; Türk ailesinde evlenen oğulların hisselerini alıp yeni aile kurmak üzere ayrıldığını, baba evinin ise en küçük oğula kaldığını söylemek mümkündür.

Eski Türk toplumunda kadın hürdür, ata binip ok atar, güreş tutar, savaşlara katılır, namus ve iffetine düşkündür, savaşlarda düşman eline geçmesi büyük bir zillet sayılırdı. Eski Türk toplumunda ailelerden akrabalık esasına bağlı olarak boylar meydana geliyor ve bu boylar aile adları ile anılıyordu. Müslüman olduktan sonra aile yapısında esaslı bir değişiklik olmamıştır. Nitekim İslam anlayışında ne tam geniş aile ne de tam çekirdek aile vardır.
Tarihimiz iyice incelenirse Türk ailesinin dirlik ve düzenlik içinde olduğu devrelerde devlet de dirlik ve düzenlik içindedir. Bu bakımdan Türk töresinde aile, ülke, devlet ve millet kavramları iç içe bir manzara gösterir.

Aile demek, bir noktada düzen demektir. Aile fert ile toplum arasındaki ilk temel köprüdür. Toplumun temeli olan ailede, fertleri birbirine bağlayan unsurlar, fikirde birlik, şefkat, sevgi, saygı, dürüstlük, sabır, feragat, kanaat ve bütün bunları besleyen iman anlayışıdır. Böyle bir aile, topluma sağlam karakterli fertler veriyordu. Öte yandan toplumun her kesimi, ailenin verdiklerini tamamlayıcı nitelikte idi. Sokakla ev ve okul arasında bir terbiye farkı yoktu. Dolayısıyla ailenin güçlü olması için ortam hazırdı. Aile, mahalle, eğitim, din tam bir bütünlük içerisinde idi. Fakat zamanla toplumda görülen çözülme, ister istemez aileye de aksetti. Bu çözülüş XVII. ve XIX. asır boyunca gittikçe artarak devam etti. Bu dağılmada, bu yıllarda milletimizin geçirdiği sosyal sıkıntıların ve özellikle savaşların büyük tesiri olmuştur. Cumhuriyete geldiğimizde artık eski aile tipleri erimeye başlamıştır. Şehirleşme ve sanayileşme Türk aile yapısında çekirdek aileye doğru gidişi hızlandırmıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir