Genel KültürDini Konular

Alevilik Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Alevilik nasıl oraya çıkmıştır? Aleviliğin doğuşu hangi olaydan sonra olmuştur?

Alevilik Kaynağını Ali’nin kişiliğinde bulan, ona bağlanan, değişik kaynaklardan, değişik uygarlık ürünlerinden beslenen bir inanç durumu.

Peygamberin ölümünden sonra imam seçimi veya başka adıyla halife seçimi ile ortaya çıkan ve kısa süre içinde hızla gelişerek Anadolu-İran-Irak-Suriye ülkelerinde yayılan, gelişen bir inanç kurumudur. Toplum düzeni niteliğine bürünen bu kurum, İslam dünyasında sayısız olaylar yaratmış, bu olayların kimi inanca, kimi de ulus yönetimini ele geçirmeye dayanmıştır.

Peygamber öldükten sonra kimin halife olacağı konusu önem kazanmıştır. Buna imamet meselesi denir. Ebu Bekir ve Ömer’den sonra halife seçilen Osman, halkta hoşnutsuzluk yaratınca öldürülmüş ve yerine Ali, halife olmuştur. Ali’nin halife olmasını isteyenler Şia-ı Ali (Ali taraftarları) adını alırlar. Bu arada bir kısım Ali taraftarı, (Sıffin) Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan hakem sorununda Ali’ye karşıt olmuşlar ve “Tanrı’dan başka hakem olmaz” demişlerdir. Bunlara, Arapça, karşı çıkanlar anlamında Haricîler denir. Ali taraftarlarının, imamın Ali’nin soyundan gelmesini kabul etmelerine karşılık, Haricîler imamın seçimle gelmesi gerektiğine inanırlar.

Aleviliğin özünü On İki İmam anlayışı oluşturur. Bunlar, Ali’den başlayıp on ikinci torunu olan Mehdi’de sona eren on iki kişidir. Bu inanca göre imamlık yalnız bir yönetim işi değildir. Tanrısal bir görevdir, bir olgunluk sorunudur, imam, en olgun, en eksiksiz, suçsuz insandır. Bu da taşıdığı Tanrısal öz yüzündendir, imam yeryüzünde Tanrı’nın görünüşüdür ve onun görevlendirdiği kutsal kişidir, bu özellikler de yalnız Ali’de vardır. Bu nedenle Ali ile onun soyundan gelenler ölümsüzdür, sonsuzdur. Alevilikte imamlık babadan oğula geçtiğinden, Ali soyunun dışında kimsenin bu görevi yüklenmeye yetkisi yoktur. Bu yetki çizgisi, Allah-Muhammed-Ali üçlüsüyle bütünlenmiştir.

Kimi Alevîler özel bir yorumla, Ali’nin kişiliğinde görünüş alanına çıkan “İnsan-Tanrı” birliğine inanırlar. Bunlar arasında çok daha ileri giderek Ali’nin tanrılığını ortaya atanlar da vardır. Genellikle “Ali Allahi” diye adlandırılan böylesi kimselerin sayısı çok değildir ve bu bir özel inanç niteliğindedir. Ancak ortaya atılışı Ali’nin yaşadığı dönemlere giden ve bazı İslam ülkelerinde “Galiye” adıyla anılan bir topluluk da Ali-Allahi inancını benimsemiştir. Bu inancı benimseyenlere Müellihe de denir. Bunların başında İbn-i Sebe adlı bir Yahudi vardır. Kuran’da “Tanrı’nın öncesi yoktur” diye bir ayet olduğu için İbn-i Sebe’nin Ali’ye “sen Allahsın” demesi çok büyük bir küfür sayılmış ve Sebe, Ali tarafından cezalandırılmıştır. Sebe’ye göre, Tanrı’nın ruhu Ali’ye girmiştir. Bu görüş sonraları Hulul Doktrini adını almıştır. Galiye, tenasuha (ruh göçü) inanır. Bu görüşte olanlara göre, dini başkan yani Ali, hem Tanrı hem de peygamberdir. Gali-ye’ye göre kan, domuz eti ve şarap haram değil, helaldir.

Ali taraftarları arasında Ebu Bekir ile Ömer’in imamlığını reddedenler Rafıza adını alırlar. Rafıza, 24 fırkaya ayrılır. Bunlar imam olarak Ali’yi kabul ederler. Râfıza’dan sayılan Mücessime de altı fırkaya ayrılır.

Ali taraftarlarının üçüncü büyük kolu, Ali’nin torunu ve imam Zeynelâbidin’in oğlu Zeyd’in asıl imam olduğunu söyleyen Zeydiye tarikatıdır. Bunlar imamlığın Hz. Muhammed’in kızı Fatma’nın soyuna özgü olduğuna inanırlar ve X. yüzyılda güçlü bir imparatorluk kurarak Fatimiler adını almışlardır.

Anadolu’da Alevîlik, XI. yüzyıldan sonra, Müslüman Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleriyle gelişmeye başlamıştır. XIII. yüzyılda Anadolu, inançların en kaynaşmaya başladığı bir yerdir. Bu kargaşa içinde Doğu’dan göçüp Anadolu’da yerleşenler arasında dervişler, ermişler, din yayınlar ve tarikat kurucular da vardır. Gelenlerin içinde, sonradan büyük tarikatların kurucuları olarak bilinen Mevlâna, Hacı Bektaş Veli, Baba İshak, Baba İlyas gibi kimseler de bulunmaktadır. Ayrıca Asya’dan gelen ve Yesevi dervişleri oldukları söylenen bazı öncüler de Yesevilik tarikatını kurmuşlardır. Aleviliğin Anadolu’daki ilk örgütü Ahiliktir. XIII. yüzyılda Anadolu’da yaygın bir Alevî kuruluşu olan Ahilik, Bektaşilik için uygun ortamı hazırlamış ve Hacı Bektaş Veli, çevresinde inançlı insanları toplamıştır. Ondan önce Baba İlyas’ın kurduğu, Baba İshak’ın sürdürdüğü Babailik) de Anadolu’da etkili bir Alevî kuruluşudur.

 Osmanlı döneminde zaman zaman Alevî toplulukların isyan ettiği, bu isyanların değişik siyasal, toplumsal, ekonomik nedenlere dayandığı; Yavuz Sultan Selim döneminde de bunların cezalandırıldığı biliniyor. Anadolu Alevîler’! adı altında toplanan, incelenen toplulukların, Kızılbaş, Tahtacı, Bektaşi gibi adlarla anıldığı bilinir.

Alevîliğin ayrı ayrı görüşleri, inançları benimseyen değişik kolları vardır. Bunlar bölgelerin uygarlık durumlarına, toplumların inanç yapılarına ve geleneklerine göre değişir, İran’da Şiilik adı altında toplanan Alevî kuruluşlar ayrı bir mezhep niteliğinde olduğundan buna, İslam dininde beşinci mezhep denir. Bu mezhep gereksiz, batıl sayılır ve sapkın olarak adlandırılır.

Alevilikte Şamanlıkla karışmış düşünce ürünleri de vardır. Bunlar daha çok tarikat ulularının, “pir”lerin kişilikleriyle ilgili inançlardır. Alevîlikte Güneş’e, ocağa, saygı gösterilir. Kutsal kazan ile Güneş’e saygı, Şamanlıkta da vardır. Alevilikte yine Şaman dininde görülen dörtlü inanç sistemi egemendir. Hayvanlar arasında kuş, köpek, koyun ve öküzün, dördü de kutsal sayılır, saygı ve sevgi görür. Yeryüzünü oluşturan nesneler arasında bulunan ateş, su, demir ve ağaç dörtlüsü de kutsaldır.

Alevîlikte imam sözcüğü yerine, daha çok şeyh, dede kavramları kullanılır. Ancak bu göreve gelecek kimsenin Muhammed-Ali soyundan olduğunu ortaya koyması gerekir.

Bir kimsenin atası hangi ocağa bağlıysa kendi ve oğlu da o ocağa bağlanır, başka ocağa giremez. Ocak kavramı, kuruluşun başına geçen dedenin, şeyhin bağlı bulunduğu soy kütüğüne ve onun kollarından birine denir.

Alevîlikte şeriatın genel kurallarına uyulmaz. Kuran’a, hadise inanılır, saygı gösterilir. Ancak oruç, namaz ve haç gibi konularda ayrı ayrı görüşler İleri sürülür. Şarap ve diğer içkiler yasak değildir. Oyun, şölen ve çalgı inançlara, İslam dinine aykırı sayılmaz. Kadın-erkek arasında kaç-göç, sınırsız örtünme yasağı yoktur. Kadınlı, erkekti ayin-i cem denilen törenler düzenlenir. Alevilikte çok kadınla evlenme, çok kadın boşama gibi gelenekler de yoktur. Muharrem ayında Kerbela Olayının üzüntüsünü duymak, onu üzülerek, yakınarak anmak, bununla ilgili törenler düzenlemek, ağıtlar okumak, bazı yiyecekleri yememek ve kendini acıya alıştırmak gibi işlemler yapılır.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. keşke ben de alevi olabilseydim.çok araştırdım,inceledim okudum inanın ki alevilik islamın gerçek yüzüdür,sunnilik uydurulmuş bir ayrımcılıktır.anadoluda ki aleviler öz türk soyundan gelmektedir.çok az bir kısmı arap ve kürt kökenlidir ve çoğunlukla güneydoğuda yaşarlar,türkiye cumhuriyetini ayakta tutan tek güç aleviliktir,aleviler olmasa bu ülke hemen parçalanır emin olun.zaten peygamber efendimizin ölümünden sonra ki arap islam anlayışı da dünyada misyonunu tamamlamıştır bitmiştir.gerçek islam ile kuran ile hiç alakası kalmamıştır.siz de gerçekten araştırın bakın görecelsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir