Genel KültürEdebiyatKitap Özetleri

Anadolu Garajı Kitap Özeti

Anadolu Garajı Kitap Özeti. Fakir Baykurt Anadolu Garajı Romanı İçeriği Konusu Özeti. Anadolu Garajı Roman Özeti

Fakir Baykurt’un hikâye kitabı (1970)

Başta “Sanatın bugünkü devrimci görevi” üzerine yazarın bir makalesi, sonra 16 hikâye. İlk hikâyede Deliviran’lı Arif, Ankara’daki oğluyla gelinine buzağılı bir inek vermiştir. Şimdi kış günü üçüncü gelişinde aldığı buzağıyı Dışkapı’ da Anadolu Garajı’ndan kalkan bir otobüsle kucağında köye geri getirmenin sevinci içindedir.
İkinci hikâyede Sefer Ali, rüyasında Bir Sepet Para görmüştür. Rüya köye yayılır. Yedi ay sonra Sefer Ali’nin oğlu Şükrü, askerlik dönüşü, baba ocağına bir heybe kumaşla bol para getirir. Sefer Ali, bu parayı, oğlunun kumarda kazandığını söyleyerek rüya uyanışı yaşadığı hayal kırıklığından sıyrılır ve nazarı önler.

Üçüncü hikâyede Esethanlı köyünden Arif, iki yıldır kemik veremidir. İşin aslını bilmeyen köylüler, onun evden dışarı hiç çıkmayışını, karısı Miyase ile sevişme ve rahat düşkünlüğüne yorarlar. Acılara dayanamaz olan Arif Ankara’ya götürülür, bir hastanede dokuz hafta yatar, iki ameliyat geçirir, köye gene hasta döner. Durumunu öğrenmiş köylüler bildiklerinden şaşmamakta, Arifin hastalığını hâlâ, evi çocukları tek başına çekip çeviren, yorgun fedakâr Miyase’nin Ateşi’ne bağlamaktadırlar.

Dördüncü hikâye Kırlarımızdaki Keklikler’de hala oğulları Hakkı ile Şükrü’nün, Amerikalıların, kuşları en yeni silâhlarla kolayca avlayıp tüketmiş olmaları yüzünden, avdan eli boş dönmeleri anlatılır. Bunlar gibi, olayları hep köylülerimizin gündelik hayatlarından alınma diğer hikâyeler arasında Heykel, Çit köyüne dikilen bir Atatürk büstü çevresinde oluşur. Kadanalar, orduda miatları dolunca satışa çıkarılan, üç beş bin liraya alınabilen, köy-kasaba arasındaki ulaşıma otobüs ve ciplerden daha elverişli, sevimli taşıtlardır.

Kuloba’dan Bildiri, Afgan kralının ani ziyaretinden sonra yoksulluğu devlet büyüklerini utandırmış bir Ankara köyünün medenileştirilmesi esasına dayanan ve köylülerin “sağcı, solcu” olduklarım söylemeleri yüzünden yanlış yorumlara yol açan, kısmen mizahî bir hikâyedir.

Dağlarda Doğuracağım, trajik derinliğiyle kitabın en unutulmayacak parçasıdır: Köyün en güzel, neşeli kızı Ümmü evlenmiştir, bir çocuğu olsun ister, fakat geçirdiği bir hastalık yüzünden, ölümüne mal olacaktır doğum yapması. Kocasından bile gizlediği gebeliği anlaşılınca, kendi ve damat tarafı, Ümmü’yü şehire hastaneye götürürler. Çocuğun alınması Ümmü için bir felâket olmuştur. Şimdi Ümmü, hastaneden çıkınca, köyün ormanında rasgele, kimsesiz bir çobandan olsun gebe kalıp, özlediği çocuğu, otların, çiçeklerin arasında dilediği gibi doğurmak, büyütmek hayalleri içindedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir