HalkbilimiGelenekler

Antalya Sira Eğlenceleri

ANTALYA, kökleşmiş geleneklerin günümüzde bile devam ettiği bir şehirdir. Yüzyıllardan bu yana özelliğini yitirmeyen bu geleneklerden saf folklor havası taşıyan bir tanesi şudur:

Antalya esnafı, tâ Selçuklular zamanında kurulan Ahi teşkilâtının yarattığı dayanışma ve birlik havası içinde yaşamıştır. Yerleşen bir geleneğe göre, esnaf haftada bir, iki akşam, sıra ile, evlerde toplanır, kendi aralarında eğlenceler tertipler. Sira adı verilen bu eğlenceler sırasında sazlar çalınır, türküler söylenir, bilmeceler ortaya atılır, atalar sözü yarışmaları tertiplenir, hattâ, taklitler yapılır, hikâyeler de anlatılır. Toplantı başlamadan önce, bir başkan, iki de yardımcı seçilir. Başkan, toplantının yapıldığı odanın köşesine serilen bir pöstekiye bağdaş kurarak oturur. İki yanında da yardımcıları oturur. Hemen bütün esnafın hazır bulunduğu toplantıda eğlence başlamadan önce başkan sorar: — Tamam mıyız?

Bunun üzerine, toplantıda gözcülük vazifesi verilen bir esnaf etrafına bakınır, gelmeyen varsa haber verir. Başkan tekrar sorar:
— Mazeretleri nedir? Toplantıya katılmama, hastalık veya benzeri bir sebebe dayanıyorsa, başkan «Mazurdur» diye bağışlar. Şayet bu toplantıya gelmeyen kimse evli bulunuyorsa ve başka bir eğlenceye gitmişse başkan şu hükmü verir:
— Kusuru büyüktür. Cezalanması gerekir.

Böylece, gereken ceza verilir. Toplantıya geç gelmek de hoş karşılanmaz. Bu gibiler, ellerine yirmi defa tura ile vurmak gibi cezalarla cezalandırılır. Geç kalan kimse hiç itiraz etmeden yere diz çöker. Toplantı sonuna kadar öylece kalır.

Eğlenceler topluluk tarafından büyük bir zevk alınarak takip edilir. Hattâ bir eğlencenin kaçırılması ceza alma korkusundan ziyade eğlencede bulunamamaktan doğan üzüntü ile karşılanır. Eğlenceye gidememek mutlaka büyük bir mazeret sebebiyle olur.
Bu toplantıların en ilgi çekici özelliklerinden biri esnafın dert ve şikâyetlerinin de dinlenmesi ve üzerinde konuşulmasıdır. Toplantı sırasında, pöstekide oturmakta olan başkan sorar:

— Bir şikâyeti olan var mı? Şikâyet eden gibi edilen de orada ise, başkanın ve yardımcılarının önüne gelir, âdeta duruşmaları yapılır. Birbirinin çırak veya kalfasını ayartanlar, bunlardan şikâyetçi olanlar arasındaki anlaşmazlık halledilir, taraflar birbirlerinden özür diler. Şikâyetler dinlenip bir sonuca bağlandıktan sonra başkan sorar:

— Eğlenceye başlayalım mı? Eğlence başlar. Sazlar çalar, sesi güzel olanlar topluca türküler söylerler. Mayalar, koşmalar, oyun havaları birbirini kovalar. Saz ve türkü faslından sonra, bir dinlenme olur. Kahveler içilir, sigaralar tüttürülür. Bu müddetin boşuna geçmemesi için, hikâyeler anlatılır, taklitler yapılır. Sonra günün olaylarına ve dertlere ait şeyler konuşulur. Arkasından Zeybek oyunu başlar, köçekçeye kadar dayanır, Böylece eğlenceye gelenler kendilerinden geçercesine mest olurlar.

Bu toplantılarda atasözleri söylemek de hem bir hüner, hem de bir yarışma konusudur. Başkan, kime işaret ederse, o hemen bir atasözü söyleyivermek zorundadır. Söyleyemezse avucuna bir tura yer. Saat on bire doğru, çerez dağıtılır, mâniler söylenerek keten helvası çekilir. Çerezler yenildikten sonra aşır okunur. Toplantı dağılmadan önce şöyle bir tören yapılır: O gece kimin evinde toplanılmışsa ev sahibi güvey olur, ertesi gece evinde toplanılacak kimse de gelin. Hikâye söyleyen kimse sağdıç yerine geçer. Sağdıç, gelin bir kolunda, güvey diğer kolunda, bir mani okur:

— «Kızım da gelin oluyor – Testim susuz kalıyor – Aşım tuzsuz kalıyor.

Böylece tören sona ermiş olur. toplantı boyunca, kadınlar odanın veya salonun bir köşesindeki tül gibi delikli bir perdeden eğlenceleri seyrederler. Hiçbir erkek başını çevirip kadınların bulunduğu tarafa bakmaz. Onlar yerlerinde serbestçe oturup eğlenceleri büyük bir merak içinde seyretmek imkânını bulurlar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir