Nedir

Aşık Edebiyatının Türleri

Aşık edebiyatının türleri nelerdir?

Bunlar iki kümede toplanır:

  • 1) Nazım-nesir katışık anlatı türleri (bunları ilerde inceleyeceğiz);
  • 2) çeşitlenmeleri hem konuları hem de bicimleriyle şartlanan nazım türleri.

İkinci kümedeki türler şunlardır:
1. Destan anlatı türü: dörder dizelik bendlerden meydana gelir. Bend sayısı 100’ü bulan destanlar olduğu gibi, 8 – 10’u geçmeyenler de vardır. Ölçüsü çokluk 11’lidir; konuları ile destanlara yaklaşan 8’li şiirlere de seyrek olarak rastlanır.
Destan uyak düzeni ile koşma biçimindedir. Destanlar, toplumu geniş ölçüde ilgilendiren olayları konu edinirler; belli bir savaş, tüm olarak, ya da bir aşamasında; bir başbuğun başarıları; salgın hastalıklar, deprem v.b. gibi toplumu derinden sarsan âfetler; başkaldırmalar v.b. siyasî önemli olaylar… Anlatı tekniği çeşitli olur: kimi destanlarda âşık olayları kendi ağzından anlatmakla yetinir; kimilerinde, kısa bir girişten sonra, destanın önemli kişilerini konuşturur; her bendde kişilerden biri söz alır; destanın sonunu âşık gene kendi sözleriyle ve adını vererek bağlar. Âşıkların bir de destan parodileri (ciddî olmayan bir konuyu destan edâsiyle anlatma) niteliğinde yaratmaları vardır: sivrisinek, pire destanları, züğürtlük destanı, âşıkın türlü zenaatlerde çalışmayı başaramayıp «şairlik»te karar kıldığını anlatan destanlar v.b. gibi; bunlarda âşık anlatısına kasıtlı olarak akıldışı öğeler, ya da güldürücü abartmalar katar.
2. Duyguluk şiir türü: güzellemeler, koçaklamalar. ağıtlar gibi «olumlu», taşlama ve ilenmeler gibi «olumsuz ve yergili yönde duygulanmaları âşıkın kendi adına, ya da başkaları hesabına dile getiren şiirlerdir bunlar. Her biçimde olabilir. Genel olarak, destanlara baka, kısa şiirlerdir.
3. Yarışmalı şiir türü: Bilgi ve şairlik gücü yönlerinden âşıklar arasında bir yarışmayı, bir boy ölçüşmeyi şiire nitelik olarak veren türdür bu. Âşık geleneğinde başlıca iki çeşidi vardır. Birincisi, âşıkların çalıp çağırdıkları kahvelerde, bu sanatçıları bir türlü sınamadan geçirme olan muammâ asma törenidir. Kahvenin sahibi, ya da çevrenin bir ileri geleni, bir türlü bilmeceyi bir levhaya yazarak kahveye asar, ve onun şiirle çözülmesini kahveya uğrayan âşıklardan bekler; başaran, muammâ sahibinin ve dinleyicilerin bahşışlarını kazanır. İkinci töre, âşıkların karşılıklı birbirine sorular sormak, ya da bulunması güç, nâdir uyaklarla şiir söylemeyi önermek şeklinde yarışmalardır. Bu çeşit karşılaşmalar günümüzde de süre gidiyor. Bu türe giren şiirler de her biçimde söylenebiliyor.
4. Öğretiiik şiir türü: Belli bir teknik deyim altında gösterilmemekle beraber âşıkların şiirlerinin büyük bir toplamı bu tür içine girer: öğüt vermek, türlü bilgileri öğretmek, yaşamın çeşitli cilveleri ile edinilmiş tecrübelerden, ve onlardan çıkarılabilecek derslerden dinleyicilerini yararlandırmak amaciyla âşıkın söylediği şiirlerdir bunlar. Kimi âşıkların bu tür şiirlerinden kopmuş dizeler ya da bendler, bir atasözü gücü ile, çağdan çağa dillerde dolaşır. Öğretici şiirler de her biçimde söylenir.
Biçim ve tür konusuna son vermeden birkaç önemh noktaya dikkati çekmeliyim. Halkbilimi konularının pek çoğunun incelenmesinde olduğu gibi, âşık şiiri için de kullandığımız teknik deyimlerin ancak bir bölümü geleneğin malı olan sözlerden alınmıştır; onların da hepsini gelenekteki dar ya da geniş, donmuş ya da kaypak anlamlariyla kullanmadığımızı unutmamak gerektir. Örneğin, koşma deyimi, Kastamonu bölgesi halkedebiyatı geleneğinde 11 heceli ve belli bir ezgiyle söylenen bir şiir çeşidini gösterir; başka bölgelerde ve çeşitli çağlarda değişik biçim ve ezgilere de ad olmuştur; biz onu, yalnız 11’lileri değil, 8 hecelileri de kapsayan, ve ezgileri hesaba katmadan, nazım biçimi olarak, 1. bend: a b a b ya da a b c b, 2’nci bend: d d d b… uyak şemasına uygun bütün şiirleri kapsayan bir «teknik deyim», bilimlik söz olarak kullanıyoruz. Bundan başka, biçimlerin ve türlerin kümelenmesinde de kendimizi geleneğin kaypak ve kararsız kurallarına bağlı saymıyoruz; onun verilerinden yararlanmakla yetiniyoruz; gerçekten de gelenekteki kurallar Türkiye’nin bütün bölgelerine ve bütün tarih çağlarına yaygın bir birlik, ortaklık göstermezler; halkedebiyatını bir bilim konusu olarak incelemeye kalkışınca, onun çeşitli sorunlarını sistemleştirmek, olguları, karmaşıklıklarından arındırarak kümelendirip tanımlamak zorunlu olur. Hikmet Dizdaroğlu’nun «Türk Dili» dergisinin halk-edebiyatı özel sayısındaki (XIX, sayı 207, aralık 1968, s. 186 – 293) Halk şiirinde türler başlıklı etraflı, dolgun incelemesinde ileri sürdüğü «halk şiirinde nazım biçimi yoktur, tür vardır» yolundaki yargı, onun bu yöntem zorunluğunu hesaba katmamış olmasının bir sonucudur ve yazarın, biçim ve tür sorunlarını birbirine karıştırmasına yol açmıştır. O incelemede çok kez, tür kavramı altında biçim sorunları üzerinde durulmuştur.
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı