HalkbilimiGelenekler

Bayram Gelenekleri Nelerdir? Unutulan Eski Bayram Gelenekleri

Bayram Nedir, Bayramlar Neden Kutlanır, Bayramlarda Uygulanan Geleneklerimiz Nelerdir, Ülkemizde Bayram Kutlamaları Nasıl Yapılır

Bayram Gelenekleri Nelerdir? Eski Unutulan Bayram Geleneklerimiz, Ramazan ve Kurban Bayramı Gelenekleri Adetleri. Milli ve Dini Bayramlarda Neler Yapılır?

Türklerin, “bayram” kelimesini bugün anlaşıldığı manada ne zamandan beri kullandıkları belli değildir. Kaşgarlı Mahmud , Bayram’ın Arapça ‘id’ kelimesinin yerine geçtiğini, Türklerin İslamiyet’ten önce, “Bayram-id” diye isimlendirilebilecek günlerinin olmadığını belirtir. Ancak Türklerin, Şölen, Sığır, Yuğ gibi, bugün anladığımız manada bayram denilebilecek geleneksel törenlerinin olduğu bilinmektedir.

Her toplumda olduğu gibi, Türklerin de o zamanki dinî anlayışlarına göre, ismi öyle olmasa da, bayramlarının olacağından şüphe edilemez. Göktürk asilzadelerinin her yıl Ötüken’de, atalarının çıktığı mağaraya giderek takdis merasimi yapmaları; halkın 5. ayın 2. günü Gök tanrıya ve yerin ruhlarına kurban keserek bayram yapmaları; her yılbaşında, Ergenekon’dan çıkışın hatırasına, Hakan başta olmak üzere, kızgın demiri örs üzerinde döğmek suretiyle, merasim düzenleyip bayram yapmaları; Dede Korkud hikayelerinde anlatılan toylar bayram niteliği taşıyan olaylardır.

İslamiyet’in kabulünden sonra, yukarıda belirtilen, bayram niteliğindeki törenlerin bir kısmı az çok devam etmişse de, Türkler arasında, onların yerini İslami bayramlar almıştır. İlk asırlarda az-çok devam eden, bayram niteliğindeki eski gelenekler de zamanla unutulmuş, daha sonraki asırlarda, sadece iki İslami bayram olan Ramazan ve Kurban Bayramları kutlanır olmuş; o asırlardan günümüze kadar devam edip gelen bayram gelenekleri yerleşmiştir.

Yüzyıllardan beri devam edip gelen bu bayram gelenekleri, büyük ölçüde İslami esaslar çerçevesinde gelişmiştir. Hz. Peygamber ‘in bayramlardaki tutumlarıyla ilgili, birbirini destekleyen ve tamamlayan çeşitli rivayetler vardır:

Hz. Ömer , çarşıdan aldığı sırma işlemeli bir cübbeyi, bayramda ve heyetler geldiği zaman giymesi için Hz. Peygamber ‘e vermiş, o da kabul ederek, ona başka bir cübbe hediye etmiştir.

Hz. Peygamber ‘in sağlığında, bayramlarda, yeni ve güzel elbiseler giyilmesi, günaha yer verilmeyen eğlenceler düzenlenmesi, neşe ve sevinç içinde bayramın kutlanması adetleri vardı.

İşte memleketimizde, bayram günlerinde yerine getirilmesi gereken ibadetler gibi, bayramların kutlanmasında yerleşmiş ve yüzyıllardır sürüp gelen geleneklerde Hz. Peygamber zamanından gelen adetlerin zenginleştirilmiş şeklidir.

Türk toplumunda köklü bir bayram geleneği vardır ve bu gelenek bütün zenginliğiyle devam etmektedir.

Eskiden bayramların nasıl kutlandığına dair çeşitli şeyler anlatılır. “Eski bayramlar” tabiri, eski günlerdeki bayram kutlamalarına dair özlemleri ifade etmek üzere sık sık söylenir. Fakat bu daha çok, İstanbul’daki belli bir zümrenin, bayramlar vesilesiyle düzenlenen eğlencelerdeki hayatlarını konu edinen hatıralar için kullanılır. “Eski bayramlar” denilince, bu eğlence yerleri sembolize edilir ve o günleri yaşayanlar, bu sözle başlayarak, o günlere olan özlemlerini dile getirirler, bazı hatıralarını anlatırlar.

Halkımız arasında, yüzyıllardan beri devam edip gelen ve daha çok aile içinde geçen geleneksel bir bayram kutlama şekli vardır. Yörelere göre bazı küçük değişiklikler olmakla beraber, genel hatlarıyla aynı olan bayram kutlamaları şöyledir;

Evde bayram hazırlıklarına, bayramdan önce başlanır. Evin hanımı ve varsa kızları, birkaç gün önceden evi temizler. Çamaşırlar yıkanır. Her şey tertemiz yapılır. Evin ihtiyaçları için bayram pazarına çıkılır.
Yeni giyecekler alınır; yeni alınmayacaksa, aile fertlerinin hepsinin mevcut giyeceklerinin en iyisi bayram günü giyilmek üzere hazır edilir. Bayram ziyaretine gelen misafirlere ikram edilmek üzere ya şeker alınır veya baklava, börek, çörek gibi şeyler hazırlanır.

Bazı yörelerde, arefe günü, çocuklara şeker, kuru yemiş ve evde yapılan çörek, tatlı gibi şeyler dağıtılır. Özellikle bu ibadetin yer aldığı küçük yerleşim merkezlerinde, mahallenin bütün çocukları ellerinde torbalarıyla dağıtılan şeylerden alabilmek için, cıvıl cıvıl seslerle oradan oraya koşarlar.

Adağı olanlar, adaklarını arefe günü keserler; ya dağıtırlar veya komşularını akşam yemeğinde evine çağırarak ikram ederler

Bayram günü sabahleyin erkenden kalkılır. Evin büyük erkekleri genellikle sabah namazını camide kılarlarlar Sabah namazından sonra dağılınır ve bazı camilerde vaaz edilir. Böyle camilerde sabah namazını kılan cemaatten bazıları eve dönmeyip bayram namazına kadar vaa’z dinler.

Ailede bayram havası esas bayram namazı için camiye gidiş hazırlığı ile başlar. Baba, erkek çocuklarıyla birlikte camiye gitme hazırlığı yapar. Abdest alınır, bayram için önceden hazırlanmış “bayramlık” elbiseler giyilir, güzel kokular sürünülür. Baba ile oğulları caminin yolunu tutarlar. Camiye giderken, Ramazan Bayramı’nda gizliden, Kurban Bayramı’nda açıktan tekbir getirilir. (Metni yukarıda geçti). Günümüzde buna pek riayet edilmemektedir.
Bayram namazı kılınıp bittikten sonra, cemaat cami içinde veya önünde birbirleriyle bayramlaşır. Ondan sonra herkes evine dağılır. Eve dönüşte ilk gidilenden başka bir yoldan dönmek sünnettir.

Camiye gidenler dönünce, ev içinde, aile fertleri arasında bayramlaşma olur. Evde dede ve nine varsa, önce herkes onların elini öper. Sonra anne-baba birbirleriyle bayramlaşır. Onların arkasından da çocuklar anne ve babalarının ellerini öperler ve birbirlerinin bayramlarını tebrik ederler.

Bayramı tebrik eden, büyüğün elini öpen kişi, “bayramın mübarek olsun” der. Karşılığında, “senin de mübarek olsun” denir. Büyükler, küçüklere, “Allah çok bayramlar göstersin” diye dua ederler, çocuklara para verirler. “Bayramın kutlu olsun” şeklindeki tebrikler, daha çok bürokratlar arasındaki resmi kutlamalarda kullanırlar.

Bazı köy ve mahallelerde, evdeki bayramlaşmadan sonra erkekler, evlerinden köyün veya mahallenin camiine yemek götürür. Caminin oturma odasında, avlusunda veya müsait bir yerinde hep birlikte yemek yenir.
İmkânı iyi olan ailelerde, aile fertlerinin ve yakın akrabalarının birbirlerine bayram hediyesi alma adeti vardır.

Ramazan Bayramı’nda evde bayramlaşma bittikten ve yenilip içildikten sonra, akraba ziyaretine çıkılır. En yakın ve yaşlı olanlardan başlanarak bütün akrabalar evlerinde ziyaret edilir ve bayramları tebrik edilir. Bu ziyaretler, küçük yerleşim merkezlerinde bayramın birinci günü bitirilir. Fakat büyük şehirlerde ilk günü bitirilmesi mümkün olmadığından, ikinci üçüncü günlerde tamamlanır. Bayram ziyaretlerinde komşular da ihmal edilmez.

Ev sahipleri, ziyarete gelenlere şeker, baklava veya daha başka tatlı şeyler ikram ederler. Yaşlılar bayram günlerinde evden çıkmazlar, küçüklerin kendilerini ziyaret edip bayramlarını tebriklerini beklerler. Ziyaretlerde anne, baba, amca, dayı, hala, teyze, abla, ağabey gibi büyüklere öncelik verilir. Genellikle küçükler ziyarete gelmeden büyükler, onları ziyaret etmezler. Ziyaret edenleri, bilâhare onlar da ziyaret ederler.

Sezai Karakoç, bayramlaşmaların ve bayram ziyaretlerinin toplum açısından taşıdığı değeri şöyle izah eder :

“Bayram namazından sonra toplumdan alman güçle yüklü olarak evlere dönülür. Evlerde bekleyen çileli ömrün hayat arkadaşı ve evlerin bin renkli çiçekleri çocuklar. İşte bugün bir tatlı söz işitmek için hayatın bütün ağırlığını paylaşmayı göze alan çileli eşler ve anneler ve evlerin canlı bayramları çocuklar. Ve evlerden evlere bir barış armağanı, bir muştu haberi gibi gönderilen çocuklar. Evlerden evlere taşınan armağanlar. Evleri taşıran armağanlar .”(Sütun I, s. 90, 91)

Kurban Bayramı’nda, bayram namazından ve evdeki bayramlaşmalardan hemen sonra kurban kesme hazırlıkları yapılır. “Nisap miktarı” denilen maddî imkâna sahip olanlar kurban keserler. Kurban, en az bir yaşındaki koyun veya keçiden, altı aylık gösterişli bir tokludan ya da iki yaşını doldurmuş sığır ve deveden olur. Memleketimizde koyun ve sığır kesmek adeti yaygındır. Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinin bazı yerlerinde keçi, özellikle de “erkeç” denilen iki yaşındaki erkek keçi tercih edilir. Deve kesme adeti hemen hemen yoktur. Kurbanlık hayvan, genellikle kurbandan önceki günlerde satın alınır. Şehirlerde, Kurban Bayramı öncesinde, çeşitli yerlerde kurbanlık hayvanların satıldığı yerler oluşur.

Kurbanı kendisi kesebilenler hemen keserler. Kendisi kesemeyenler bir kasaba veya bilen birisine kestirirler. Kurban kesme işi bittikten sonra, derisi tuzlanarak bir hayır kuruluşuna bağışlanır.

Kesilen kurbanın eti üçe ayrılır. Evde bırakılacak kısımdan hemen pişirip yemek adettir. Özellikle evinde ateş yakma imkânı olanlar, közlerin üzerinde kızartılmış et yemeye özen gösterirler.

Kurbanın üçe ayrılan etinin bir parçası, kurban kesemeyen fakirlere dağıtılır, bunu genellikle yedi parçaya bölüp, yedi aileye verme adeti vardır. Kalan iki parçadan biri evde yenilmek üzere ayrılır. Uzun süre durdurmak isteyenler kavurma yaparlar. Kurbanın üçüncü parçasından yemekler yapılarak eve çağrılan akraba ve komşularla birlikte yenir. Bazı bölgelerde, kurban kesildiği gün, mutlaka komşularla birlikte yiyip dua etme adeti olduğundan, çok kimsenin kurban kestiği yerlerde insanlar, bir komşudan öbür komşuya geçmek zorunda kalırlar.

Kurban etinden yapılan yemeklerin başlıcaları kavurma, dolma, haşlama, kapama, soğanlı yahnidir. Misafirlere bu yemeklerden ikram edilir. Kurbanın başı ve ayakları, ateş yakma imkânı olan yerlerde, özellikle köylerde ateşte kızdırılan demir aletlerle dağlanır ve bazı işlemlerden sonra “kelle aşı” yapılır. Bazı kimseler kurbanlarını canlı olarak veya kestikten sonra etinin tamamını bağışlarlar. Bu durumlar genellikle kendisi kurbanın başında bulunamayan kimseler için söz konusudur. Ya da bir evde birden fazla kurban kesildiği takdirde yapılır.
Birçok yerde kurbanlık koçları süsleyip gezdirme ve birbiriyle tokuşturma adetleri vardı. Buna, “koç güreştirme” denir. Fakat bunlar artık çoğu yerde görülmemektedir.

Kurban Bayramı’nda, bayram ziyaretlerine ancak kurbanla ilgili işlerin bitmesinin ardından, öğleden sonra veya ertesi günü başlanır.

Memleketinden, anne ve babasından ayrı yerlerde oturanların, dinî bayramları anne-babasının yanında geçirmeye özen göstermesi dikkati çeken en önemli geleneklerdendir. Anne-baba da, uzaktaki oğlu veya kızının, bayramda yanında olmasından büyük memnuniyet duyar. Hatta bayramda gitmemek bazı kimselerce affedilmeyecek bir hata olarak değerlendirilir. Bu yüzden dinî bayramlarda hareketli bir iç turizm faaliyeti görülür. Birbirini ziyaret edemeyen akraba ve dostlar da, tebrik kartları göndermek suretiyle bayramlaşırlar. Kullanım sahası genişledikçe telefon da, aynı duruma vasıta olmaktadır.

Son zamanlarda bazı kimselerin bayram tatilinde, turistik yerlere gidip, bayramı oralarda geçirmeye başladıkları dikkati çekmektedir.

Oğlu ve kızı nişanlı olan aileler, bayramlarda birbirini karşılıklı ziyaret ederek hediyeleşirler. Önce erkek tarafı, hediyelerle kız tarafına gider. Kız tarafı da, daha sonra eğer yakın bir yerde iseler, erkek tarafına iade-i ziyarette bulunur ve hediyeler götürür. Çoğu yerde, erkek tarafı, Kurban Bayramı’nda kız tarafına, hediye olarak kurbanlık da götürür. Verilen hediyelerin çeşitleri ve kimlere verileceği, az veya çok oluşu gibi hususlar, ailelerin maddî durumlarına göre değişir.

Bayramlarda genellikle herhangi bir iş yapılmaz. Şehirlerde dükkânlar ve iş yerleri kapanır. Ancak işlerin çok yoğun olduğu yaz günlerinde köylerde, özellikle Ramazan Bayramı’nda ikinci günü hemen işe başlanır.
Bazı yerlerde, bayramlarda, orada bulunan türbe de ziyaret edilir.

Bayramlarda, birçok yerde göze çarpan, fakat gittikçe daha az görülmeye başlanan bir gelenek de, “Bayram Yeri” adlı oyun ve eğlence yerlerinin kurulmasıdır. Bunu Hz. Peygamber zamanında görülen bir uygulamanın taklidi bir gelenek olarak görmek mümkündür. Hz. Peygamber’in bayramda oyun oynayan Sudanlılara ses çıkarmadığı gibi, Hz. Ayşe’nin onları seyretmesine müsaade ettiği daha önce belirtilmişti.

Bu bayram yerlerinde çeşitli oyun ve eğlence aletleri bulunur ve satış alanları oluşturulur. Halktan birçok kişi bayram ziyaretlerini tamamladıktan sonra, çoluk- çocuk oralara giderek eğlenirler. Köylerde kurulan bayram yerleri daha basittir. Salıncak ve dikili bir ağaçtan eksenin etrafında, iki tarafına binilen, iki tarafından döndürülen ağaç tahteravalli buraların en gözde aletleridir. Bu bayram yeri adeti Osmanlılar zamanından beri devam eder.

Osmanlılarda bayramlar resmî bir törenle de kutlanırdı. Bu resmî törenler, Fâtih zamanında, bir kanunname ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre devlet erkânı, bayram günü sabah namazından önce saraya gelirler, sabah namazının hemen arkasından protokol sırasına göre dizilirler, padişah da, sabah namazını kıldıktan sonra onların yanına çıkarak tebrikleri kabul ederdi. Bu bayramlaşma işi bayram namazından önce biter; ondan sonra, padişah başta olmak üzere, bayram alayı ile bir selâtîn camiine gidilerek bayram namazı kılınırdı.

Günümüzde dinî bayramlarda resmî tören yapılmaz. Ancak devlet yöneticileri ve siyasi parti liderleri bayram mesajları yayınlarlar. Devletin üst düzey bürokratları ile mahallî yöneticiler arasında, yazılı veya kişisel ziyaretlerle bayramlaşma yapılır. Özellikle siyasî partiler kendi teşkilâtlarında bayramlaşma saatleri tertiplerler ve heyetler halinde birbirlerini ziyaret ederler.

Millî bayramlar, daha çok resmî törenlerle kutlanır. 23 Nisan Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na öğrencilerin de iştiraki ile kutlanır.
Köy ve kasabalarla, küçük şehirlerde bu bayramlara bütün okulların öğrencileri katılırlar. Genellikle okulların bando takımları vardır ve öğrenciler onun eşliğinde yürürler. Bazı yerlerde, bazı okullar tarafından kurulmuş mehter takımları da bayramlarda resmi geçitlere iştirak ederdi. Fakat 1980’den itibaren mehter takımlarının törenlere iştiraki yasaklandı. Aileler, öğrencilerin geçiş yerleri ile, törenlerin yapıldığı meydanlara giderek, çocuklarının geçişlerini ve törenlerdeki görevlerini icrâ edişlerini seyrederler.

Bayramı’nda bütün işyerlerinin kapatılması uygulanması başlatılmıştır. 30 Ağustos Zafer Bayramı daha ziyade silahlı kuvvetler tarafından kutlanır.

Millî Bayramlardaki törenlere mahallin yöneticileri iştirak ederler. Mülkî âmir, yanında belediye başkanı ve garnizon komutanı olduğu halde, bir arabanın üstünde veya yaya olarak bayrama iştirak edenlerin ve seyircilerin bayramlarını kutlar. Günün mana ve önemini anlatan konuşmalar ve şiirlerin okunmasından sonra yapılan resmî geçitte, hazırlanan özel yerde, mülkî âmir ile, mahallin yöneticileri ayakta dururlar ve bayrama iştirak edenler on-lan selâmlayarak geçerler.

Cumhurbaşkanı ve devletin üst düzey yöneticileri ile siyasî parti liderleri, millî bayramlarda da mesaj yayınlayarak halkın bayramlarını kutlarlar. Şehirlerde bayramlara askerî birlikler de katılır.

Büyük şehirlerde bayram törenlerine okulların ve halkın iştiraki sınırlıdır. Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda sadece ilkokullar, Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda orta dereceli okullar, bilhassa lise ve dengi okullar ve Cumhuriyet Bayramı’nda ilk ve orta dereceli okulların hepsi kutlamalarda yer alırlar. Ankara, İstanbul, İzmir ve bazı büyük şehirlerde ise, seçilmiş okullar, bazen onların içinden de seçilen öğrenciler törenlere katılırlar. Ulaşım ve yer sıkıntısı başta olmak üzere, çeşitli sebeplerle, bu şehirlerde halkın iştiraki çok sınırlıdır.
Törenler resmî geçitle biter.

Bu bayramlarda, resmî daireler ve iş yerleri ile, fabrikalar kapanır. Özellikle küçük sanayi işyerleri ile ticarî işyerleri çalışmaya devam eder. Ancak 1980’den itibaren 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda bütün işyerlerinin kapatılması uygulanması başlatılmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı daha ziyade silahlı kuvvetler tarafından kutlanır.

Millî Bayramlardaki törenlere mahallin yöneticileri iştirak ederler. Mülkî âmir, yanında belediye başkanı ve garnizon komutanı olduğu halde, bir arabanın üstünde veya yaya olarak bayrama iştirak edenlerin ve seyircilerin bayramlarını kutlar. Günün mana ve önemini anlatan konuşmalar ve şiirlerin okunmasından sonra yapılan resmî geçitte, hazırlanan özel yerde, mülkî âmir ile, mahallin yöneticileri ayakta dururlar ve bayrama iştirak edenler onları selâmlayarak geçerler.

Cumhurbaşkanı ve devletin üst düzey yöneticileri ile siyasî parti liderleri, millî bayramlarda da mesaj yayınlayarak halkın bayramlarını kutlarlar.

Kaynak: Türk Aile Ansiklopedisi, Ali Yılmaz

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir