HalkbilimiGelenekler

Bayram Nedir? Bayramların Önemi, Tarihçesi, Çeşitleri

Bayram: Dini veya milli bakımdan özel önemi olan ve milletçe kullanan gün veya günler.

Bayram kelimesinin İslamlıktan önce de dini bayram günlerini ifade ettiği kesin değildir. Kaşgarlı Mahmut, Oğuzların sevinç ve eğlence günü karşılığı olarak id yerine bayramı kullandıklarını belirtir. Daha sonraki yüzyıllarda kelime İslami anlamda geçer, son yıllarda bu anlama milli bayramlar da eklenmiştir.

İslamlıktan önce Türklerde bayramların çoğu dini ayinlerdi. Moğollarda ilkbahar ve Güz bayramları devletin dini bayramları olmuştur. ilkbahar bayramına örüs sara (sürüleri otlatmaya çıkarma ayı) bayramı, güz bayramına Sagan sara (ak ay) bayramı denirdi. İlki 9 mayıs, diğeri 28 ağustosta kutlanırdı. ilkbahar bayramı Müslüman Kazak-Kırgızlarda ve Başkurtlarda Kımız nurınduk adıyla anılırdı.

Yakutlardaki en büyük bayram ve ayin mayıs ayı sonlarında veya haziranda Ayı Toyon (yedinci veya dokuzuncu gökte bulunduğuna inanılan çok merhametli bir tanrıdır; insanların özel hayatlarına karışmadığı gibi, kanlı kurbanlar da istemez; Yakutlar iyi ve temiz ruhlara ayı derler, bunlar insanlara refah ve saadet verirler; Ayı Toyon bunların en büyüğüdür.) şerefine yapılır. Dokuz gün süren bu bayrama Ay ve Güneş bayramı da denir. Sonbahar bayramı ise kötü ruhlardan korunma bayramıdır.

Ergenekon destanında Türklerin Ergenekon’dan çıkışlarını, her yıl bir bayram töreniyle kutladıkları belirtilir. Hakanın da katıldığı bu törende kızgın bir demir, örs üzerinde dövülürdü.

Dede Korkut’ta Bayındır Hanın her yıl düzenlediği toylardan bahsedilir. Hanların başa geçişlerini, doğum, düğün ve zaferlerini kutlamak için yapılan toylar ve şölenler, değişik adlarla anılsa da bayramdır.

İslam dininde bayramlar, ramazan ayının sonunda kutlanan ve eski takvimde şevval ayının birinci gününe rastlayan Ramazan (veya Şeker) bayramı ile eski takvimde, zilhicce ayının onuncu gününe rastlayan Kurban Bayramı’dır. Birinciye küçük, ikinciye büyük bayram da denir. Bunların dışında Müslümanlar bazı dini yıl dönümlerini de bayram olarak kutlarlar ve bu İslam memleketlerinin gelenek ve göreneklerine göre değişir. Mesela, muharrem ayının onuncu günü aşure bayramı vardır. Bu bayram Şii Müslümanların, Kerbela günü saydıkları ve matem tuttukları muharrem ayının ilk on gününden sonra selamete çıkmanın ifadesi olarak kabul edilir. Aşure gününün Firavunun Kızıldeniz’de boğulduğu gün olduğu rivayeti vardır. Başlangıçta bu sadece bir oruç günüydü. Fakat sonra, 680’de imam Hüseyin’in öldürüldüğü tarihe bağlanmıştır.

Müslümanların bayram gibi kutladığı günlerin biri de rebi’ül-evvelin on ikinci günüdür. Bu tarih Hz. Muhammed’in doğum günüdür ve İslamiyet’te mevlit Kandil’i olarak kutlanır.

Bundan başka, recep ayının on beşinci gününe rastlayan Regaip kandili vardır. Bu gün Hz. Muhammed’in ana rahmine düştüğü gün olarak bilinir ve kutlanır. Recebin 21. günü ise Miraç kandili adını alır. Bu gün de Hz. Muhammed’in Hak katına vardığı gün olarak kutlanır.  Şaban ayının on beşinci günü ise Berat kandilidir. bu gün de, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin tasdik günü olarak kutsal bilinir.

İslam geleneği ramazan ayının her gecesini şenlik ve eğlence gecesi olarak kabul etmiştir. fakat özellikle ramazanın yirmi yedinci gününün gecesi Kur’-an-ı Kerim’in ilk vahyedildiği gece (Kadir gecesi) olarak kabul edilir ve kutlanır. İslamiyet’te yılın birinci günü sayılan muharrem ayının ilk günü büyük bayram yapılmaz, fakat yeni yıl tebrik edilir, büyükler küçüklere bereket parası verirler. Nevruz ise Müslümanların bir halk bayramıdır. çeşitli memleket ve zamanlarda, çeşitli tarihlerde kutlanır. Fakat resmi bayram sayılmaz.

Türk geleneğinde Şeker ve Kurban bayramlarına büyük önem verilmiştir. Fatih devrinde bayramlar ve  şenlikleri bir kanunla düzenlenmişti. Halk bu bayram günlerinde dost ve ahbaplarıyla yakınlarının kabirlerini ziyaret ederdi. Çocuklara hediyeler verilir. Yeni elbiseler giyilir (bayramda yeni elbise giymek sünnettir). Bayram elbiselerini bayramdan önce giyenlerle arife böceği veya arife çiçeği diye alay edilirdi. Bayram sabahı selâtin camilerinde kılınan bayram namazından sonra bayramlaşma başlardı. Mahallenin bekçisi, çöpçüsü ve tulumbacılar sıra ile gelerek bayram bahşişi toplarlardı. Çok masraflı olan bayram ziyaretleri, 1845’ten sonra resmen kaldırılmış, memurların amirlerinin evlerini ziyaret etmelerine lüzum olmadığına dair bir nizam konmuştur. Osmanlılarda dini bayramlar dışında ilk resmi bayram Meşrutiyet’in ilanının günü kabul edildi.

Cumhuriyet devrinde dini bayramlar gelenek olarak muhafaza edilmiş, yeni milli bayramlar da konmuştur. Cumhuriyet bayramında Ankara’da cumhurbaşkanı T.B.M.M.’de devlet ve hükümet erkanını, mebuslar ve elçilerin tebriklerini kabul eder, büyük bir resmigeçit yapılır. Halkın geniş ölçüde katıldığı bu bayram. şehirlerde de resmigeçitlerle kutlanır.

Bayramlarda Hediyeleşme ve Ziyaretler

Çeşitli kurumlar, fabrikalar ve diğer iş yeri sahipleri bayramda kurban kesip çalışanlarına dağıtmalı, hep birlikte bayram yemeği yemeli ve bayramlaşmalıdırlar. Bu şekilde toplumda kaynaşma daha güçlü olacak ve saygı bağları sağlamlaşacaktır.

Bayramlarda işveren işçilere hediyeler vermelidir. Bayramlar sosyal dayanışmayı, toplumda sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendiren büyük ve manalı günlerdir. Bayramda eş dost ve akrabalar mutlaka ziyaret edilmeli, arada dargınlıklar kırgınlıklar varsa bunlar unutularak barışılmalıdır. Bu günlerde insanlar Allah’ı daha çok hatırlayarak günün manasını kavramalı, çevresi ile sevgi bağlarını güçlendirmelidir. Çevrede bilinen dargınlar, küskünler varsa bu günlerden istifade ederek onları barıştırmalıdır. Uzun süre ziyaret edilmeyen dostlar, iş hayatının güçlüğü dolayısıyla zaman bulup da gönüllerini hoş edemediğimiz akrabalar, bayram günleri fırsat bilinerek ziyaret edilmeli, gönülleri alınmalıdır.

Dinî bayramlarda nişanlılar birbirlerine armağanlar verirler ve karşılıklı ziyaretlerde bulunurlar.

Çocukların bayramı idrak edebilmeleri için Bayram ziyaretine gelenler bazı küçük hediyeler verilir. Mümkünse daha önceden mendil ve çoraplar alınarak hazırlanmalı, bayram günü gelecek olan çocukların gönülleri hoş edilmelidir. Eğer gelenek devam ediyorsa ve bulunan yerde bayram şenlikleri düzenleniyorsa çocukları buralara götürerek eğlenmelerini temin etmek gerekir.

Ramazan bayramında gelenlere tatlı ikram edilir. Büyükleri ziyarete giderken de tatlı veya küçük armağanlar götürülür. Ramazan ve Kurban Bayramında ailelerin durumu uygunsa çocuklar ve yoksullar giydirilir. El öpmeye gelen çocuklara para verilir.

Bayram yemeği umumiyetle aile büyüğünün evinde toplanılarak yenir. Büyük şehirlerde ulaşım güçlüğü dolayısıyla toplu bayramlaşmalar yapılmaktadır. Müesseselerde, kampüslerde belli saatler tayin edilerek bayramlaşılmaktadır. Apartmanlarda ve yazlıklarda da toplu olarak bayramlaşma geleneği yerleşmiştir.

Bayramların Toplumlar Üzerindeki Etikleri

Bayram, olağanüstü niteliğiyle, günlük yaşamın tekdüzeliğine bir son verir. Üçlü bir kopmadır bu: normal zamandan, her günkü düzenden kopma; her zamanki yaşam alanından kopma; tutumluluk ve ev ekonomisi kurallarından kopma.

Normal zamanın ortadan kalkması olarak bayram, “kutsal” zamanın, evrenin başlangıcı ve yaratılması zamanının bir yeniden canlandırılmasıydı. Bu yenilenme, mevsim değişiklikleri (Hıdırellez), tarımsal çalışmaların başı ya da sonu (hasat bayramı, bağbozumu şenliği), aile ya da toplum yaşamının önemli olayları (doğum günleri, 29 ekim) gibi yılın bazı ayrıcalıklı dönemlerinde yer alır.

Bayramın doruk noktası olan ve genellikle müziğin de eşlik ettiği dans, çalışılan günlerin tekdüze ve kasvetli zamansallığından, bayram günlerinin coşkun ve etkileyici zamansallığına geçişin hem görünümü, hem de aracıdır. Öte yandan bayram dönemi, her zamanki yaşam alanını olağan-üstü varlıklarla, mitoloji kişileriyle, atalar ve kahramanlarla daha düşsel bir dünyaya açar. Olağanüstünün olağan yaşamın içine bu biçimde girişinin hem seyircisi hem de oyuncusu olan her sınıftan, her cinsiyetten ve her yaştan bireyler, bayrama hep birlikte coşkuyla katılarak topluluğun birlik ve bütünlüğünü pekiştirirler. Ayrıca bayram, genellikle kendini her türlü aşırılıklara (özellikle yiyip içme konusunda) verme fırsatıdır.

Bayramın iktisadi görünümü, özellikle geleneksel toplumlarda, gösterişçi savurganlık, herkes için zorunlu masraf ve israftır. Bol içki, bayramın ereklerinden biri gibi görünen o “kendinden geçmenin belirtisi olan sarhoşluğu verir. Mayalandırılmış içkiler içmek ve çeşitli uyarıcılar (tütün, tembul, kenevir) kullanmak hemen bütün halklarda yaygındır.

Topluluk içinde yürürlükte olan ölçü ve kuralların ertelenmesine yol açan bayram, kuralsızlık ve gürültülü bir yaşam dönemidir. Töreler tersine döner (bazen erkeklerin kadın, kadınların da erkek kılığına girdikleri olur); alışılmadık ölçüsüzlükler hoş görülür, yasaklar kaldırılır.

Van Gennep, bugün nerdeyse ortadan kalkma yolunda olan bayramlar dolayısıyla şöyle yazıyordu: “Karnaval giysisi ahlaksızlığı da, en kötü fantezileri de, suçu da gizler. “Ortaçağda, deliler bayramı sırasında, kadın kılığına girmiş, yüzü gözü kuruma bulanmış rahipler, bir büyük -missa parodisi oynarlardı. Ama bu taşkınlıklar toplumsal düzeni sürekli bir tehlikeye sokmaz. Bu düzen ancak geçici olarak ertelenip tersine çevrilir ve yeniden kurulması daha bayram sırasında öngörülüp hazırlanır. “Arıtıcı bir nitelik taşıyan bayramın işlevi, topluma, kurumlara ve var olan her şeye yeni bir ruh kazandırmaktır” 

Doğayla İlgili Bayramlar

Eski Türklerde, Mısır’da, Eski Yunan’da, Roma’da, kısaca eski çağlarda hemen bütün toplumlarda bayramlar dinsel kökenliydi. Ama doğayla ilişkisi de açıktı: özellikle, tanrıların verdiği nimetlere teşekkür için kutlanan hasat bayramları. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde bugün bile kiraz bayramı, pamuk bayramı, üzüm bayramı gibi çeşitli hasat bayramlarının yöresel törelerle kutlandığını biliyoruz. Bursa’nın erguvan bayramından, Kütahya’nın gül bayramından, bugün kutlanmıyorsa bile yazılı kaynaklarda söz ediliyor.

Toplum ve birey yaşamının din töreleriyle sıkı sıkıya bağlı olduğu Ortaçağ’da, özellikle Hristiyan kilisesi, bayramları çoğaltmıştı. Belli günlerin koruyucusu kabul edilen azizler adına bayramlar düzenleniyor, halk eğlenceleriyle ticarî amaçlar birleştirilerek panayırlar kuruluyor, gezgin oyuncular, hokkabazlar, şarkıcılar bu panayırlarda gösteri yapıyorlardı.

İslâm dini kendi topluluğuna özellikle iki büyük bayram getirmişti: Şeker Bayramı ve Kurban Bayramı. Ama bu iki bayramın dışında, Hıdrellez gibi, baharın gelişini kutlayan veya belli bir evliyanın çevresinde düzenlenen yöresel bayram ve şenlikler de yapılıyordu.

Rönesans önce İtalya’da, sonra Fransa’da bütün Avrupa’da yeni bir bayram türü meydana çıkardı: saray bayramları. Bir prensin doğumu, düğünü, taç giymesi çok görkemli eğlencelere fırsat oluyordu. Şehirler süsleniyor, kralın katıldığı geçit törenleri yapılıyor, havaî fişekler atılıyor, saray bahçelerinde halka bedava yemekler ve içkiler sunuluyordu. Bir sanat haline gelen bu bayramlar Louis XIV zamanında Versailles’da doruğuna ulaşmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da şehzadelerin doğumu, sünneti, okula başlaması, evlenmesi, savaşlarda kazanılan zaferler, yeni alman ülkeler büyük şenliklere yol açıyordu. Ayrıca, imparatorluk başkentinde düzenlenen büyük esnaf bayramlarını da unutmamak gerekir, her zanaatkâr toplum bu iki bayramın dışında, Hıdrellez gibi, baharın gelişini kutlayan veya belli bir evliyanın çevresinde düzenlenen yöresel bayram ve şenlikler de yapılıyordu.

Günümüzün sanayi toplumu, kentlerde yaşayan insanlar güç yaşam koşulları ve dünyanın içine girdiği tüketim yarışı içinde bayramlar eski anlamını kaybetmiş gibidir. Şimdi, büyük toplu bayramlar yerini özel aile bayramlarına bırakmıştır: batılıların, asıl etkeni ekonomik olan Noel Bayramı ve yine aynı etkenlerle doğan ve dünyayı saran Anneler Günü gibi. Bunlar eski şenliklerden çok alışverişin hararetlendiği sayılı günler olmuştur. Ve bugünlerde genellikle bayramlarda giderek boş zamanları değerlendirme uygarlığın bir ifadesi olarak otel, motel ve benzeri tatil yerlerine sığınılmaktadır.

Milli, Dini ve Mevsimsel Bayram

Her toplumda gerek dinden gerekse kültürden kaynaklanan belli zamanlarda kutlanan bayramlar ve önemli günler bulunmaktadır. “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler” ile “Özel olarak kutlanan gün” anlamlarına gelen bayram, dinî ve milli olarak iki grupta toplanmaktadır.

Dinsel açıdan inananlar tarafından özel ayinle kutlanan günlere dinî bayram tabiri kullanılmaktadır. Milletlerin tarihinde iz bırakan önemli olayların yıl dönümlerinde genel olarak törensel olarak kutlanan bayramlara da milli bayram denilmektedir.

Dinî ve milli bayramların dışında mevsimlere bağlı olarak şenlik biçiminde kutlanan önemli günler ve geceler de bulunmaktadır. Bunlara genel olarak mevsimlik bayramlar denilmektedir. Bayramların en önemli özelliği bir topluluğun tamamınca ve bütünlük içinde düzenlenen ve uygulanan törenlerin bileşkesi olmasıdır.’ Bu bayramlar arasında yiyecek ve içecek ile ilgili inanış ve pratikler daha çok dinî ve mevsimlik bayramlarda ön plana çıkmaktadır.

Genel olarak bütün dinlerde önemli bir olay ve dönemin hatırasına veya hasat, şifa gibi çeşitli sebeplerden dolayı bayramlar ve önemli günlerde kutlamalar yapılmaktadır. İslam’da bayram olarak Ramazan ve Kurban yer alırken, önemli gün ve geceler genel olarak ramazan ayı ve kandillerde toplanmıştır. Bu dinî bayramlar ve önemli gün ve gecelerin anma ve kutlama zamanlan hicri takvime göre belirlenmektedir.

Hicretin ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanan Kurban ve Ramazan bayramlarının ortak özellikleri küs olanların barıştırılmasına, bayram ziyaretleriyle akraba ve arkadaşlık bağlarının kuvvetlendirmesine ve toplu eğlencelere vesile olmasıdır. Ayrıca İslam fıkhına göre, Ramazan Bayramı’nın ilk günü ile Kurban Bayramı’nın tamamında oruç tutmak yasaktır.  Günümüzdekinden farklı olarak eskiden özellikle çocuklar ve gençler bayram günlerinde toplanıp eğlenirlerdi. Bu eğlence esnasında satıcılar şekerleme türü, özellikle de macun ve pamuklu şeker satarlardı.

Dinî bayramların bir gün öncesine arife denilmektedir. Arife günü Uşak ve çevresinde bazı köylerde pişi, bazı köylerde katmer yapılır ve hayır olması niyetiyle komşulara dağıtılır. Yapılan pişinin üzerine bereket getirmesi için çörek otu serpilir. Arife günü pişi yapılıp komşulara dağıtılma uygulaması, Korkuteli ve köylerinde de bulunmaktadır. Ayrıca bu ilçe köylerinde cuma günü kadınlar bir haftalık ekmekleriyle birlikte kömbe de yaparlar ve bu kömbeleri cuma namazından çıkan cemaate hayır olsun diye dağıtırlar.

Milli Bayramlarımız 

Dinî bayramlarımızdan başka milletçe kutladığımız sevinçli günlerimiz, zafer yıldönümlerimiz vardır. Bunlara da milli bayramlar diyoruz. Hepsi millet hayatında önemli bir hadisenin hatırasını yaşatan millî bayramlarımız şunlardır:

  • 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,
  • 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı,
  • 30 Ağustos Zafer Bayramı
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

Millî bayramlar millî birlik duygularının işlenmesi ve geliştirilmesi için önemli vesilelerdir. Bu günlerde yapılan merasimler, sadece resmî kurumların ve özellikle okullar ve askeri birliklerin uygulamaları şeklinde kalmamalı, halkın da bu bayramlara iştiraki sağlanmalı, yapılan resmi geçitler, gösteriler millet için birer gurur tablosu halinde düşünülmelidir. Bunlar ortak ruhun şekillendiği ve canlandığı düzenlemelerdir. Bunlar ortak ruhun şekillendiği ve canlandığı düzenlemelerdir. Bunları takip etmek, merasimlere katılmak millî dayanışmanın da bir göstergesidir. Bu günlerde yalnız olmadığımızı hisseder, bizim gibi duyan, düşünen aynı değerler etrafında birleşen insanlarla birlikte olmanın mutluluğumuzu yaşarız. Bayraklarla süslenen ev ve iş yerleri bunun en güzel işareti olarak görülebilir. Bu günlerde ev ve iş yerlerinin bayraklarla süslenmesi ihmal edilmemelidir.

Millî bayramlardan ayrı olarak mahallî kuruluş günlerimiz de önemlidir. Bunlar yaşanılan şehir veya ilçenin düşman işgalinden kurtulduğu günlerdir. Bugünler de her yöre vatandaşları tarafından heyecanla kutlanmalı, günün önemi genç nesillere anlatılmalıdır. Bunlardan ayrı olarak bir de tarihimizin çok önemli dönüm noktaları vardır: Malazgirt zaferi, İstanbul’un fethi, çeşitli şehirlerimizin fetih günleri, Plevne müdafaası, Çanakkale zaferi vb. Bu günler de mana ve önemine yakışır şekilde ele alınmalı ve kutlanmalıdır.

Ayrıca edebiyat başta olmak üzere çeşitli sanat dallarında, Türk düşünce hayatında, devlet yapısında önemli yeri olan şahsiyetlerimizin doğum ve ölüm günleri için anma toplantıları düzenlenmelidir. Unutmamalıdır ki milletler yetiştirdikleri büyük evlatları ile varlıklarını sürdürür, geleceğe güvenle bakabilirler. Bütün bu saydıklarımız bilhassa okullarda ele alınıp işlenmeli, yapılan kutlama merasimlerine mümkün olduğu kadar çok öğrencinin katılması sağlanmalıdır.

Millî varlık ve birliğin böyle günler vasıtası ile nesilden nesile geçtiği gözden uzak tutulmamalıdır.

Millî bayram ve özel günlerimiz dışında 6 Mayıs’ta kutladığımız Hıdrellez günü ve göçerlerin “saya” bayramları, değişik tarihlerde kutlanan “koç katımı”, “gün dönümü” gibi günler kendilerine has kutlama törenlerini ihtiva ederler.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir