Genel KültürDini Konular

Bektaşilik Ne Demek? Bektaşiliğin Tarihi, Özellikleri

Bektaşi Ne Demektir?

Bektaşi (Hacı Bektaş Veli’nin adından Bektaşi).

1. Hacı Bektaş Veli’nin kurduğu tarikata bağlı olan kimse

2. Dinin biçimsel gereklerini ihmal eden, serbest düşünceli, rint kişi.

3. Bektaşi babası, Bektaşi tarikatına bağlı derviş. || Bektaşi fıkrası, dinin biçimsel gereklerini ve yasaklarını alaya alan ve rintçe bir felsefeyi savunan, kahramanı her zaman bir Bektaşi olarak gösterilen fıkralar. Bektaşı-meşrep, kalender, açık düşünceli. Bektaşi sırrı gibi, çok gizli.

BEKTAŞİLİK, Hacı Bektaş Veli (1209-1271) adına kurulan tarikat. XIII. yy.’da Anadolu Türkmenleri arasında pek çok yandaş toplayan Baba İshak’ın başlattığı ayaklanma bastırıldıktan (1240) sonra Babailer, Baba İshak’ın halifesi olan ve bugün kendi adıyla anılan kasabada oturan Hacı Bektaş’ın çevresinde toplandılar. Bunlar, Hz Muhammet’i mürşit, Hz Ali’yi rehber. Hacı Bektaşi da pir tanıdılar. Mevlevilik tarikatı daha çok aydın kent çevrelerde yayılırken, Bektaşilik başlangıçta, sınır boylarında, kırsal kesimde yaşayanlar arasında yandaş buldu. Bu arada, kalenderilik, ismaililik, haydarilik gibi tarikatlarda olanlardan da yandaş topladı.

Bektaşilik, şamanlık-tan izler taşıması, Anadolu halkının konuştuğu arı Türkçeyi kullanması, açık ilkeler yerine her düşünce ve inançta olan insanların kendilerine göre anlamlar çıkarabileceği ustu kapalı ve genel maçlar ortaya koyması gibi nedenlerle Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen her yöresinde, özellikle Anadolu ve Balkanlarda hızla yayıldığı gibi Yeniçeri Ocağı’nın da yarı-resmi tarikatı durumuna geldi. Bu yüzden yeniçerilere Taife-i bektaşiyan da denildi.

Hacı Bektaş Veliden sonra Bektaşiliğin ikinci önderi sayılan Balım Sultan (öl. 1516). tarikatın ayin ve erkânında yenilikler yaptı, tekkeleri düzene soktu; dünyadan el etek çekmiş bir dervişler örgütü kurdu. Bu düzenlemelerden sonra tarikat, birbirine rakip olan iki ana kola ayrıldı. Hacı Bektaş Veli nin soyundan geldiklerini öne sürdükleri için kendilerine Bel evladı adını veren ilk kol, daha çok kırsal kesimde yayıldı. Bunlara sonradan Çelebiler kolu da denildi. Hacı Bektaş Veli’nin gerçek yolunu izleyenlerin kendileri olduklarını öne sürdükleri için Yol evladı (ya da yol sefili) diye anılan ikinci kol da, düzenli ve örgütlü bir tarikat durumunda büyük kentlerde ve kasabalarda güçlendi. Bu kola da Babalar kolu denildi.

Yeniçerilerin çıkardıkları ayaklanmalarda Bektaşiliğin etkin rol oynadığını gören Mahmut II, Yeniçeri ocağını kapatırken (1826) bu tarikatı da yasakladı; Bektaşi babalarından önde gelenlerini astırdı ya da sürgüne yolladı, yeni Bektaşi tekkeleri yıktırıldı, eskilerin yönetimine Sünni tarikatlardan Nakşibendi şeyhleri getirildi. Bütün bunlara karşılık Bektaşilik, varlığını korudu ve Abdülaziz’in saltanat döneminde (1861-1876) yeniden serbestlik kazandı.

Cumhuriyetten sonra tekke ve zaviyelerin yasaklanmasıyla Türkiye’de varlığı resmen son buldu (1925).

Bektaşiler inançlarının (akidelerinin) daha çok simgeler (rumuzlar) ve üstü kapalı sözlerle anlatılmasına kendi aralarında kitman kaidesi (gizlilik kuralı) ve Bektaşi sırrı derler. Tarikatta beş derece vardır: muhiplik, dervişlik, babalık, mücerretlik ve halifelik. Bir baba’ya bağlanan kişiye muhip denir isteyen muhip, özel bir törenle derviş olarak tekkeye girer. Uygun görülen derviş, halife tarafından icazet verilmesi ve tacının üstüne sarık sarılması ile baba unvanını alır. Evlenmemiş bir derviş ya da baba, traş edilir, kulağı delinerek mengüş (küpe) takılır ve mücerretlik makamına getirilir. Mücerret, yaşamı boyunca bekâr kalmak zorundadır. Halife, Bektaşilikte en yüksek derecedir.

İkrar (onaylama, kabul), teslim (kendini Allah’ın kaderine bırakma) ve rıza (kendi isteği ile kabullenme) Bektaşiliğin temel ilkeleridir Bektaşilerde Ehl-i beyt sevgisi başta gelir Bektaşiler Hz Ali’yi Allah’ın zuhuru kabul ederler; bu nedenle na’f-ı Ali’yi okur ve sabah akşam On iki İmam’a salavat getirirler. Muharrem ayında 10 gün su içmezler ve namaz yerine niyazda bulunurlar Cem ayininde içki içer, saz çalar, nefes okurlar ve bütün bunları bir tür ibadet sayarlar Bu tarikatın altı yüzyıl yaşamasında, Bektaşi edebiyatının ve müziğinin önemli bir payı vardır.

XIV. yy.’dan başlayarak tasavvufa dayalı halk edebiyatında Bektaşi şairler, Bektaşilikle ilgili temaları işleyerek zengin bir edebiyat oluşturdular. Bektaşi edebiyatının temsilcileri arasında babai, ahi”, kalenderi’, haydari, hurufi alevi gibi az çok değişik inançlara sahip olanlar vardır. Bunlar inanç bakımından bazı anlaşmazlıklarla birbirlerinden ayrılırlarsa da birçok noktalarda yine birleşirler.

Eski türk Şamanizm’inin de izlerini sürdüren Bektaşi şairleri, aşk ve muhabbete, Allah, Muhammet, Ali üçlüsüne, âl-i abâ’ya, Hacı Bektaş Veli’nin Muhammet ve Ali’den ayrı olmadığına, harflerin sırlarına, tarikatın sırlarına, Yezid’i lanetleme-ye, tarikatın zorluklarına, ayin kurallarına ilişkin duygu ve düşüncelerini halkın anlayacağı bir dille ve genellikle hece vezniyle yazıp söylediler. İçlerinden kimisi de aruz veznini, Arap ve fars nazım şekillerini kullandılar.

Tasavvuf terimlerinden ayrı kendilerine özgü abdal, dâr, erkân, on iki imam, dört kapı, bâtın, zahir, tevalla, te-berra, dolu, can, teber, şah-ı velayet, hu, aşku niyaz, Allah eyvallah gibi birçok ferim ve mazmunlara; akyazılı (rakı), kızılcinli (şarap), kaygusuz (esrar) deyimleriyle ifade edilen içki isimlerine yer verdiler. Kendi inançlarını ön planda tutarak kutsal tanıdıkları kişilerin (Seyit Gazi, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan) menkıbelerini yansıttılar Kentlerde Bektaşi, köylerde alevi ve kızılbaş şairleri olarak bilinen bu sanatçılar nefes”, nutuk”, devriye”, güzelleme”, taşlama”, şathiye”, muamma”, mersiye”, methiye”, naat”, selamname”, nevruziye”, kalenderi”, divan”, semai vb. gibi türlerde ürünler verdiler.

Bektaşi edebiyatı Yunus Emre’den büyük ölçüde etkilenmiştir. XIV. yy.’da Sait Emre, Abdal Musa, XIV. – XV. yy.’lar arasında yaşamış Kaygusuz Abdal, XVI. yy.’da Hatayi (Şah İsmail Safevi) bu edebiyatın başarılı örneklerini verdiler.

XVII yy.’da Pir Sultan Abdal lirik şiirleriyle Bektaşi edebiyatını doruk noktasına çıkardı. Müridi Kul Himmet, Dedemoğlu onu izledi. Bu yy.’dan sonra gelen Bektaşi şairleri kendilerinden önceki şairleri tekrarlamakla kalmışlar, yenilik getirememişlerdir. XIX. yy.’da toplumsal yaşamdaki değişiklik Bektaşi şirini de etkiledi. Seyranı, Dertli, Azbi, Mirati bu yüzyılın tanınmış Bektaşi şairleridir XX. yy.’da ise nefesleriyle ünlü Mehmet Ali Hilmi Dedebaba ve Bektaşiliğin tüm özelliklerini çekinmeden şiirlerine yansıtan Edip Harabi en başarılı bektaşi şairlerindendir. 

Bektaşilikte müzik, Mevlevilikte olduğu gibi tarikatın ana öğelerinden biridir. Dinsel Türk müziğinin, “tasavvuf (ya da tekke) müziği” diye adlandırılan alt bölümünün önemli bir dalı olan Bektaşi müziği, tarikatın tekkelerinde “ayin-i cem” denilen tören sırasında icra edilen “nefesler”den oluşur. Bir tür ilahi olan nefeslerin sözleri, yine “nefes” denilen şiirlerdir

Şiirleri en çok bestelenmiş şairler Kul Himmet, Abdal Musa, Yunus Emre ve Pir Sultan Abdal’dır. Türk tasavvuf müziğinin, Mevlevi müziğinden sonra, en zengin dalını oluşturan Bektaşi müziği, Mevlevi müziğinin tersine, Türk halk müziğine çok yakındır. Şiirin en çok bir kıtası (ya da beyti)bestelenmiştir; kalan kıtalar ya da beyitler, hep aynı ezgiyle seslendirilir. Yalnızca bir dizesi besteli olan ve tek müzik cümlesiyle okunan nefesler de çoktur. Çoğunun bestecisi bilinmeyen nefeslerde ses alanı, genellikle bir oktavı aşmaz. En çok kullanılan makamlar uşşak, hüseyni, neva, evç, hicaz, mahur, neveser ve çargâhtır.

Bektaşi devrirevanı, Bektaşi raksanı, Bektaşi raksı adlı tümüyle bu müziğe özgü usullerin yanı sıra aksak, düyek, devrihindi, türkaksağı, yürüksemai gibi şarkılarda, köçekçelerde ya da türkülerde kullanılmış usullere sık rastlanır. Dervişlerin toplu olarak okudukları nefeslere bendir ya da daire denilen büyük zilsiz tef ve bağlama ailesinden bir çalgı eşlik eder. Anadolu’daki kimi bektaşi tekkelerinde, halk müziğinin mey ve kaval gibi üflemeli çalgıları da kullanılmıştır. 

Bektaşi Fıkraları

Bektaşi fıkralarının kahramanı; kaba sofuları, bağnazları, dinin biçimsel gereklerine körü körüne bağlanıp bunu insanlar üzerinde baskı aracı olarak kullananları, dini kendi çıkarlarına alet etmek için kendi kurallarını Tanrı buyruğu diye ileri sürenleri, düşünce özgürlüğüne saygı duymayanları ince alaylarla iğneler.

Tanrı’nın buyruklarını, din ulularının sözlerini dış anlamlarıyla değil özleriyle kavramak gerektiğini vurgulamaya çalışır. Şeriata körü körüne bağlı birtakım kimselerin (hacı, hoca imam, vaiz, molla, hafız vb.) Tanrı ile kul arasına girmelerine karşıdır. Tanrı’yı korkulan değil, sevilen bir varlık niteliğinde düşünür; onunla nazı geçen bir dost gibi, senlibenli konuşur. Bektaşi en sert yergilerini bile saldırgan, kırıcı bir dille değil şakayla yapar; uyarıcı bir iğnelemeyle yetinir. Dünyadaki haksızlık, toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliği eleştirirken gülümseyen bir tutum içindedir. Şeriat buyruklarını ahrette cenneti elde etmek gibi bir çıkar sağlamak için yerine getirenleri tatlı tatlı yerer.

Şeriatın namaz, oruç vb. gibi biçimsel kurallarına uymadığı için başkasını kınayanların kendilerinin de din kurallarından bazılarına uymadıklarını gösterir. Tanrı buyruklarını kendi çıkarlarına uydurmaya çalışanların ayıplarını yüzlerine vurur. Yoksula yardım gerekirken bundan kaçınan zenginlerin tutumlarını yerer.

Bektaşi, Türk halkının ince zekâsını ve sağduyusunu simgeleyerek toplumun ortak görüş ve düşüncelerini yansıtır. Rahat yaşamanın, dünya nimetlerinden yararlanmanın insan için doğal bir hak, insana değer vermenin en büyük erdem olduğunu gösterir..

Bektaşilerin Özellikleri

Bektaşiler Caferi mezhebindendir. Kendilerinde Ehl-i Beyt sevgisi çok kuvvetlidir. Bektaşilere göre Ali, Allah’ın zuhuru, miraç ise Hz. Muhammed’in Ali’ye intisap etmesidir. (bağlanmasıdır) Bektaşiler sabah ve akşam on iki imama salavat getirir ve nat’i Ali okurlar. Muharrem ayında on gün su içmezler. Muharremden sonra babaya baş okuturlar, yani bir yıllık günahtan temizlenirler. Ali’nin doğum günü saydıkları Nevruzu kutlar ve üç gün süt içerler. Biri birleri ile sohbet edip dem çekerler, nefes okurlar, saz çalıp dinlerler. Bütün bunlar onlara göre ibadettir.

Bektaşilerde ahlak, verilen söze dayanır. Bu da elin tek, dilin pek, belin berk tut sözünden ibarettir. Onlara göre kendini bilene atasının kanı helal, bilmeyene anasının sütü haram, idi. Çoğu da tenasüh nazariyesine inanırdı. Tasavvuf ile fazla bağdaşmayan Bektaşilik, daha çok dünyevi bir düşünüş, bir sevinç ve neşeydi.

Bektaşiliğin Tarihi

Bektaşilere göre bu tarikat Hz. Ali’den başlamış. Hacı Bektaş Veliye kadar ulaşmıştır. Bektaşiler ‘in bir kısmı Fıkh-ı Caferi’yi kabul ettikleri gibi İmamiye mezhebini de kabul etmişlerdir. On iki İmam’ı takdis ederler. Halifelerden Ebubekir, Ömer ve Osman’ı, Hz. Ayşe’yi pek sevmezler. Peygamber hanedanına aşırı dereceye varan bir sevgi gösterirler.

Bektaşiliğin bir hususiyeti de itikat ve ayin bakımından pek gizli tutulmasıdır. Tekkelerini şehirlerden uzakta, tenha yerlerde kurdukları gibi ayinlerine de yabancı kimse almazlar, birbirlerini tanımak İçin hususi işaretler kullanırlardı. Başka Müslüman zümrelerden gizli tuttukları inanışları vardı.

Bektaşi kollarının inanış ve adet bakımından değişik olmaları mümkündür. Fakat umumiyetle beş vakit namaz kılmazlardı, oruç, hac gibi ibadetleri yoktu. «Tevellâ» dedikleri Ali’yi ve- «Al-i Aba» yı sevmeleri, «Teberrâ» dedikleri Yezit ve hanedanından nefret etmeleri, «Niyaz» dedikleri duaları vardı. «Can» ların (müritlerin) kabulü için yapılan «İkrar ayinleri» vardı. Nefesli ve ilahili olup içki meclislerine benzeyen «Ayin-i cem» leri meşhurdu.

Bektaşi Nasıl Olunur, Hangi Şartları Vardır, Hangi Aşmaları Geçmek Gerekir.

Bektaşilikte beş derece vardır. Sırası ile: muhip, derviş, baba, mücerret ve halife. Bektaşilerin iki tanesinin kefaletiyle tarikattan nasip alan, yani bir babaya intisap eden kişiye muhip denir. Muhipler yalnız muhip ayin-i cem’i ile ölü ayin-i Cem’ine girebilirler.

Muhiplerden derviş olmak isteyen. dervişliğe ikrar verir ve bir tekkeye girer. Orada bir müddet arakiye ile hizmet eder. Dervişliğe layık olduğu anlaşılınca dervişlik ayin-i cem’i yapılır ve kendisine dervişlik tacı giydirilir.

Babalık, Bektaşilikte üçüncü derecedir. Ehliyeti olan dervişe, halife tarafından icazet verilirse tacının üstüne sarık sarabilir ve böylece babalık makamına geçebilir. Muhip ve derviş yetiştirebilir, fakat bir dervişe babalık veremez. Babalık vermek yetkisi sadece, Bektaşilerin en büyüğü olan halifeye aittir. Babalar, peygamber soyundan ise yeşil, değilse beyaz sarık sararlar.

Mücerretlik, Bektaşilikte dördüncü derecedir. Evlenmemiş bir derviş yahut baba, mücerretliğe ikrar verir. Kalenderiye’den geçmiş olan tıraş erkanı ile tıraş edilir, sağ kulağı delinerek mengûş, yani küpe takılır ve bu suretle mücerretlik makamına geçirilmiş olur. Mücerretlik ayin-i cem’ine mücerretlerden başka hiç kimse giremez. Mücerretler evlenemezler ve ömürleri boyunca kendilerini tarikata adamış sayılırlar. Mücerretlik ayini önceleri yalnız Hacı Bektaş dergahında, Balım Sultan türbesinde ve Kerbela tekkesinde yapılırdı. Son zamanlarda Merdiven köyü tekkesi şeyhi Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, bu ayini Merdiven köyünde de yaptı.

Halifelik, Bektaşiliğin beşinci derecesidir. Halife, Bektaşilerin en büyüğüdür. Taçlarının üstüne siyah sarık sararlar. Herhangi bir baba, halifelik makamlarından birine başvurduğu zaman isteği kabul edilirse veya buna lüzum görülürse kendisine halifelik icazeti, çırağ, tuğ. alem ve sofra verilirdi. Muhiplik, dervişlik, babalık ve mücerretlik ayin-i cemlerinde bir kurban kesilmesine karşılık, hilafet ayin-i ceminde usule uyularak kırk kurban kesilirdi. Fakat son zamanlarda kurbansız nasip verenler ve hilafet kurbanını bire indirenler de oldu. Bektaşilerde önceleri dört halife varken. sonraları bu usul de bozuldu. Bektaşilerde, aynı zamanda üç mücerret baba. müşterek ve imzalı icazetname ile bir babayı halife yapabilirdi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir