Halkbilimi

Çalgılı Eğlenceler (Çalgılı Kahve Yapma)

Çalgılı kahve yapma, İstanbul’da tulumbacı kahvelerine özgü bir gelenekti. XIX. yy.’ın sonu, XX. yy.’ın başlarında Tavukpazarı’ndaki eski âşık” kahvelerini yerini giderek ramazanda süslenip çalgıcı getirtilerek düzenlenen çalgılı kahveler almaya başladı. Bu geleneğin İstanbul’a Selanik’ten geldiği öne sürülür.

Çalgılı kahveyi düzenleyecek olan kişi kahvehanenin sahibi olabileceği gibi, bu konuda bilgisi, görgüsü olan biri de aynı işi yapabilir, karşılığında kahve sahibine pay verirdi. Çalgılı kahveyi yapanın tulumbacı olması şart değildi; ama mutlaka tulumbacılarla tanışıklığı olan biri olması gerekirdi. Çalgılı kahve yapma ve işletme, hüner isteyen bir işti. Bu işi yapacak kişinin yiğit ve çevrede adını duyurmuş biri olması kahvehanenin müşterisini artırırdı. Düzenleyicinin bu işi bilmesi yanında müşterileri de yönetmesi ve hoşnut etmesi gerekiyordu.

Çalgılı kahve yapacak olan, Sürre alayının ertesi günü işe başlardı. Kahvehane, tavanında tek bir tahta görünmeyecek biçimde kağıttan yapılmış güller, zincirler vb. süslerle beze-nir, bir köşeye çalgıcılar için biraz yüksekçe bir set yapılırdı. Duvarlara çeşitli resimler asılır, semtin tulumbacılarını sandık başında gösteren bir resim de ihmal edilmezdi. Üç, dört tane de büyük ayna asılır, çevreleri kâğıt süslerle bezenirdı. Masalar kaldırılır.yerine alçak iskemleler ve tabureler dizilirdi. Piyasada adı duyulmuş çalgıcılardan en az dördüyle anlaşma yapılır, bir miktar pay verilip daha sonra vazgeçmemeleri için çalgıları rehin olarak alınırdı.

Çalgıcıların çoğu peyi alıp ilk geceden sonra bir daha gelmemeyi âdet edinmişti. Bu durumda çalgılı kahveyi düzenleyen çok güç durumda kaldığından böyle bir önleme başvurulurdu. Ramazanın birinci akşamı teravih namazından sonra müşteriler gelmeye başlardı. Bunların çoğunluğunu tulumbacılar, fırın uşakları, sandalcı, kayıkçı, hamal, arabacı takımı oluşturur, kibar çevreden kişilerin geldiği de olurdu.

Çalgı oyun havaları, şarkı ve türkülerle başlardı. Aşık kahvelerindeki sazın yerini çalgılı kahvelerde zurna, darbuka, çifte nakkare, klarnet vb. çalgılar almıştı. Kahvehanenin çığırtkanı bir semai ya da divan okuyarak kahvehanenin açılışını yapar, müşterilere hoş geldin yollu bir iki mani söyledikten sonra kahvehaneyi kimin işlettiğini belirtir ve kahveleri sunardı. Bu işte hüner sahibi olanların adı tüm İstanbul’da bilinirdi. Bu nedenle kahvehaneyi usta biri düzenlemişse müşteri artardı.

Çığırtkanın ardından oturanlardan biri ya da müşterilerin yanında getirdiği maniciler birkaç mani ya da koşma, divan vb. bir şey okur, çığırtkanı övmeyi de ihmal etmezdi. O dönemde İstanbul’da çok sayıda manici vardı. Bunlar arasında bazıları, bir söylediği maniyi bir daha yinelememekle önlenmişti. Ortaya bir ayak” atılır, maniciler bu ayağa uygun olarak maniler söyleyerek atışırlardj. Başkasının söylediği maniye uygun bir yanıt veremeyen manici için bu, büyük bir ayıp sayılırdı. Çalgılı kahvelerde âşık kahvehanelerinde olduğu gibi bir de ödüllü muamma (bilmece) düzenlenir ve çerçevelenip duvara asılırdı. Bilmeceyi çözen, muammayı düzenleyen kişiyi mani atışmasında da yenebilirse ödülü alırdı. Bu tür kahvehaneler içinde en ünlüleri Yüksekkaldırım’ daki Hendek kahvesi ve Beşiktaş’taki Paşanın kahvesiydi. Bu eğlenceler ramazan boyunca sürer ve arife günü sona ererdi. Genellikle iyi kâr getiren bir işti. Bazen tulumbacıların çıkardığı olaylar nedeniyle bu kahvelerin kapatıldığı da olurdu. 1926-1927’de bu tür kahvehaneler tümüyle ortadan kalktı.