Cami İsmi Nereden Geliyor? Caminin Bölümleri, Özellikleri

Cami Ne Demektir? Sözlük Anlamları

1.Derleyen, toplayan. —2. içine alan, içinde bulunduran. —3. Cami-i kebir ve cami-i sa-gir, peygamberin hadislerini bir araya getiren ve en son derleyen kişiden başlayarak peygamberden duyan kişiye kadar sırayla tanıklarını veren, büyük ya da küçük hadis kitabı. Cami-ı Kuran, Kuran’ı ayrı ayrı sureler biçimindeyken, toplayıp kitap haline getiren Hz. Osman. 

4. Müslümanların ibadet için toplandıkları yer.  5. Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde, yaşlanmasına karşın güzelliğini yitirmeyen kadınların bu durumunu belirtmek için söylenir

Cami sözcüğü, cuma namazı kılınan büyük mescit anlamındaki “mescid-i cami”den kısaltılmıştır.

Cami müziği, camide icra edilen teksesli ya da bir sesli, eşiksiz vokal müzik. (Başlıca formlar ezan, kıraat, salât [cuma salâtı, bayram salâtı, sabah salâtı, cenaze salkı], mevlût, miraciye, tespih, mûnacaat ve tehlildir.

Çeşitli durumlarda camilerde sık sık okunan Salât-ı ümmiye ve Tekbir [Bayram tekbiri] ile mevlüdün “bahir”leri arasında okunan ilahiler sayılmazsa, tüm cami müziği, bir doğaçlama müziğidir. Dindışı müzikte kullanılan tüm makamlar, cami müziğinde de kullanılır.)

Her dinin toplu ibadet amacıyla gerçekleştirilmiş yapıları vardır. Bunlardan sözgelimi Musevilerinkine havra ya da sinagog, Hristiyanlarınkine kilise, Müslümanlarınkine ise cami denir.

Divan edebiyatında insanları birleştiren bir yer olarak tanımlanır; sevgi ve iyilik kaynağı olduğu anlatılır.

Cami Avlusu Sergisi Eski İstanbul’da bazı büyük camilerin avlularında ramazan ayında, satış yapmak üzere sergi açılması bir gelenekti. Halk Bayezid, Eyüp Sultan, Fatih, Ayasofya, Kılıç Ali Paşa camileriyle, Yeni Cami avlularında açılan sergilerden ramazan ihtiyaçlarını ucuz olarak temin ederdi.

Cami sergileri 1920’li yılların ortalarında sonra açılmaz olmuştur. Günümüzde ramazan ayında Sultan Ahmed Camii avlusunda kitap fuarı açılmaktadır.

Müslümanlıkta cuma ve bayram namazlarının camilerde, topluca kılınması zorunludur, öteki namazlar, istenilen uygun yerlerde, topluca ya da tek olarak kılınabilir. Bununla birlikte, Hz. Muhammet, camilerde cemaatle namaz kılmayı özendirmiş, böyle davranmanın tek başına kılınan namazdan daha çok sevap olduğunu belirtmiştir.

Müslümanlıkta camilerin en belirgin ve başta gelen özelliği, içinde Allah’a ibadet edilen özel mekân olmalarıdır. Bu durum Kuran’ın, “Kuşkusuz mescitler Allah için kurulur; öyleyse Allah ile birlikte başka birine kulluk etmeyiniz” ayetinde gösterilmiş; başka bir ayette ise, “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namazlarını kılanlar, zekâtını verenler ve Allah’ tan başkasından korkmayanlar yaparlar”  denilmiştir.

Camilerin ibadet dışında başka işlevleri de vardır; bunların başında, Müslümanların birbirleriyle görüşüp kaynaşmaları, toplumsal sorunların cemaat arasında konuşulup tartışılması, hutbe, vaaz ve cami dersleri gibi yollarla eğitim ve öğretim gelir. Müslümanlığın ilk dönemlerinde, camiler ibadet işlevinin yanı sıra, bir türlü halk meclisi niteliğindeydi.

Hz. Muhammet ve dört halife dinsel, toplumsal ve siyasal sorunları çoğunlukla camide halkla tartışır ve çözümlerlerdi, İslam’da ilk eğitim ve öğrenim faaliyetleri de camilerde başladı. Mahalle mektepleri, medreseler kurulup geliştikten sonra bile, camilerde özellikle hadis, tefsir gibi din bilimleri alanında öğretim yakın zamanlara kadar sürdürüldü.

Müslümanlıkta camilerin “beytullah” (Allah’ın evi) sayılması, bu mekânlara karşı saygılı olma zorunluluğunu doğurdu; bu nedenle “cami adabı” denilen saygı kuralları gelişti. Kuran’ın emrettiği gibi, camilere güzel ve temiz giysilerle gitmek, aptessiz girmemek, girince, “salât-ı mescit” (cami namazı) adı verilen iki rekât saygı namazı kılmak, din ve dünya işleri için yararlı olmayan sözler etmemek, alçak sesle konuşmak, derli toplu oturmak, temiz tutmak, soğan sarmısak gibi kötü kokulu yiyecekler yiyerek cemaati rahatsız etmemek, belli bir düzen içinde ve başkalarına da yer kalabilecek biçimde oturmak, oturanların omuzlarından atlayarak ileri saflara gitmeye çalışmamak, dilencilik, alışveriş gibi davranışlardan kaçınmak, cami adabındandır.

Camilerin Mimari Özellikleri Nelerdir?

Müslümanlığın ilk yıllarında Tanrı’ya ibadet yerlerine “secde edilen yer, namaz kılınan yer” anlamına gelen “Mescid ül-cami” deniliyordu, ancak giderek bu tür yapılara kısaca cami denir oldu. Cami sözcüğünden daha geniş bir anlamı olan mescit, Türkçede mahalle aralarında bulunan küçük ibadet mekânları için kullanılır olmuş, Müslümanlığın yayılmasıyla birlikte yapılan büyük ibadet yerlerine ise “cami” denilmiştir. Kentlerdeki büyük ve önemli ibadet yerlerine “ulu cami”, sultanların yaptırdıklarına da “selatin cami” adı verilmiştir.

Farklı dönem ve yörelerde, farklı mimari ve estetik özellikler göstermekle birlikte cami, ana çizgileriyle kendisini oluşturan amaca yönelik bir biçim taşır. Temel tasarım olarak bu biçim, Mekke’den gelen çizgiyi dik açı ile kesen bir duvardır. Kıble yönünün göstergesi olan bu duvar üzerinde yer alan mihrap, namaz kılan topluluğun (cemaat) nereye dönük olmaları gerektiğini vurgulayan mimari bir öğedir.

Camilerin tarihsel gelişimini irdelemeden önce, başlıca bölümlerini incelemek gerekir. Gelişmiş bir Osmanlı camisinde, namaz kılınan kapalı cami hacmine “satın, şahın ya da haremsaray”, yanlarda ve giriş duvarında bulunan kimi zaman biraz yüksek tutulan sekilere “sofa”, kıble yönünü gösteren mihrap önündeki yüksekliğe “seki” denilir. Kimi büyük camilerde galeriler bulunur. “Kadınlar mahfili” denilen bu mekânlar, kadınların namaz kılabilmeleri için ayrılmış bölümlerdir. Kimi camilerdeyse padişahın namaz kılabilmesi için ayrılmış, “hünkâr mahfili” denilen özel bir bölüm vardır. Genellikle ayrı bir girişi olan ve cami zemininden yüksek yapılan bu bölüm, cami içinden görülemeyecek biçimde kafesle ayrılmıştır. Namaz kılanların hareketlerinde birlik oluşturabilmek için müezzinlerin üzerine çıktığı ve imamın tekbirlerini yineledikleri platforma “müezzin mahfili” denir.

Camilerde genellikle fazla eşya bulunmaz. Zemin çoğu kez taştır ve üzeri önce hasır, sonra halı ve kilimlerle örtülüdür. Hocaların vaaz vermek için üzerine çıktıkları “kürsü”, mihrabın her iki yanında bulunan büyük “şamdanlar”, kubbeye asılı olan “kandiller”, ayakkabıların konulduğu “pabuçluklar”, üzerinde Kuran okunulan “rahleler” başlıca eşyalardır.

Dış mimari öğeler ise şu bölümlerden oluşur: genellikle revaklı olarak tasarımlanmış olan giriş bölümüne “son cemaat yeri” denilir. Bu bölüm gecikenlerin namaz kılabilmeleri için ayrılmıştır, buradakilerin imamın tekbirini duyabilmeleri için, müezzin mahfili gibi bir işlevi olan ve “mükebbire” denilen küçük balkonlar vardır. Son cemaat yeri aynı zamanda, büyük camilerde revaklarla çevrili “harem*” de denilen iç* avlunun kıble yönünü belirler. Bu avlunun ortasında aptes almak için yapılmış bir “şadırvan*” bulunur. Kimi zaman ağaçlarla süslenen bu avlunun çevresindeyse, duvarlarla sınırlanmış bir dış” avlu ( harim) yer alır.

Caminin en önemli dış öğelerinden biri, “minare”dir. Minare “kürsü” denilen bir kaide üzerinde yükselir, kürsü ile minarenin asıl “gövdesi arasındaki geçiş bölümüne “pabuç”, ezan okunan balkona “şerefe”, onun üzerinde yer alan daha ince gövdeye “petek”, koni biçimindeki örtüye “külah”, onu taçlandıran madeni motife de “alem” denilir.

Caminin avlusunda, cenaze namazının kılındığı yer olan “musalla”, tabutların üzerine konulduğu “musalla taşı”, tuvaletler, imam ve müezzinler için odalar, namaz saatlerinin doğru saptanabilmesi için bir “muvakkithane” bulunur.

İlk caminin Hz. Muhammet’in Medine’ deki evi olduğu, bu yapının ilerdeki cami planlarına ön tip oluşturduğu öne sürülür. Bu yapının bir kıble duvarı boyunca dizilmiş ahşap direklerin taşıdığı yalın bir örtü düzeni vardı. O yıllarda kıble, henüz Kudüs yönündeydi. Kâbe’nin kıble olarak benimsenmesi, Mekke’nin geri alınışından sonradır. Aslında mihrap nişi de oldukça geç bir dönemde ortaya çıkmıştır.

İlk cami örneklerinde bu öğeye rastlanmaz (Kufe camisi), ilk cami, yalnızca namaz kılınan bir mekân değildi. O günkü toplumsal yapı gereği, önemli kararlar alınan, mahkeme işlevi gören, öğretim yapılan ve giderek konukları barındıran çok işlevli bir yapı olma niteliğini taşıyordu. Ancak zamanla gelişen ve çeşitlenen yapılar, camilerin işlevlerini yalnızca namaz kılınan mekân olarak sınırlamıştır.

Cami mimarisinin gelişiminde, VIII. yy.’dan başlayarak ülkelere ve toplumlara göre değişen ve oldukça büyük ayrımlar gösteren sürekli bir arayışın çabası gözlenir. Buna bağlı olarak camiler, tarih içinde çok değişik biçimlerde planlanmıştır. XII. yy.’da İran’da “dört eyvanlı” bir avlu türünün geliştirildiği, gene aynı yüzyılda K.-B. Afrika ve Endülüs Emevi sanatı çerçevesinde belirgin ve standart bir cami tasarımına ulaşıldığı görülür. Bu tasarım, mihrap yönü bir şahınla vurgulanmış, çok sütunlu bir hol ve bir hypostylos salondan oluşur. Buna karşılık Anadolu’ da cami mimarisinin tipleme gelişimi, XIX. yy. sonuna değin sürmüştür. Anadolu’da, çok ayaklı plan türünden başlayarak klasik Osmanlı döneminin sonuna değin, özellikle yapısal gelişim sorunuyla ilgilenilmiştir.

Camilerin Ortak Özellikleri Nelerdir?

Camilerin yapım tarihi ve yeri ne olursa olsun, bazı ortak özellikleri vardır. Hemen her cami, bir dış avlunun ortasında bulunur. Bu avlu genellikle, pencereleri demir parmaklıklarla süslü bir alçak duvarla çevrilidir. Dış avlu, camiyi günlük yaşamın gürültüsünden ayırır, çeşitli yönlere açılan birkaç kapısı vardır. Dış avluda imamlar için meşruta adı verilen konut bulunur. Cami, ayrıca bir iç avlu ile çevrilidir. İç avlu, dış avlu ile ana yapı arasındadır, sütunlar ve bunları birbirine bağlayan revaklarla çevrilidir. Revakların iki yanda caminin ana kapısıyla birleştiği yere son cemaat yeri denir. Camilerin büyük giriş kapısı, taç kapı ya da cümle kapısı  diye adlandırılır.

• İç avlunun tabanı genellikle mermerdendir ve ortasında, çevresine çeşmelerin sıralandığı «şadırvan» denilen yapı vardır. Camilerin ana kapıları. Kabe yönünü gösterir.
• Caminin içine «harim» denir. Genellikle harimin ortası kubbelidir, yanları ise yarım kubbelerle örtülüdür.
•Mihrap, taç kapının tanı karşısındaki duvarda, imamın durduğu yeri belirleyen bir girintidir. Caminin yapım üslubuna göre genellikle çinilerle süslüdür ve iki yanında insan boyunda şamdanlar bulunur, mumlar da ona göredir. Mihrabın sağında «mimber» vardır. Mimber, yerden yüksek, genellikle mermer ya da ahşap oymalı bir kürsü gibidir. Mimberde «hatip» denilen din görevlisi hutbe okur. Cami içinde, mihrabın iki yanındaki duvarlarda parmaklıkla çevrili özel yerlere «maksure» denir. Önceleri hükümdar burada namaz kılardı, camilere «hünkar mahfili» denen balkon sonradan yapıldı. Ayrıca bir kadınlar mahfili ve bir müezzinler mahfili vardır.
• Müezzinler, namaz zamanının geldiğini bildirmek için yüksek ve ince yapılı kule biçimindeki minareye çıkar ve ezam, minarenin balkon biçimindeki şerefesinden okurlar.
• Birden çok minareli camilerde, kandil ve bayram günlerinde minareler arasına mahya kurulur. Mahya, özel yöntemle kandillerin (günümüzde ampullerin) yazı ya da resim oluşturacak biçimde dizilmesiyle oluşturulur.
• Camiler, genellikle tek yapılar değildir. Medrese (yüksek okul), kütüphane (kitaplık), çeşme, sebil, hamam, imaret (aşevi), sıibyan okulu, darüşşifa (hastane), hazire (mezarlık), tabhane (mutfak) gibi yapıların bütünü ya da bir bölümü ile çevrilidir ve bu yapılar topluluğuna külliye denir

Türklere ait ilk cami İznik’teki Hacıözbek Camii’dir (1333). Aynı yerdeki Yeşil Cami de Haçıözbek’ten kısa bir süre sonra yapılmış eserlerdendir. Daha sonra yapılan camiler arasında Bursa’daki Hüdavendigâr Camii (1363), Yeşil Cami (1424), Muradiye Camii (1447); Amasya’daki Beyazıtpaşa Camii (1414) anılabilir. Edirne’deki Gazimihal (1422) ile İstanbul’daki Atikalipaşa (1498) camileri de eski. büyük eserler arasındadır.

Türklerde cami mimarîsi daha çok İstanbul’un alınmasından sonra başladı. Dünyanın hayranlığını çeken büyük eserler bu dönemde Mimar Sinan, Mimar Hayrettin ve Mehmet Ağa gibi ünlü sanatçılar tarafından yaratıldı. Sinan’ın eseri olan Edirne’deki Selimiye (1575), İstanbul’daki Süleymaniye (1557) ve Şehzade (1548), gene İstanbul’da Mimar Hayrettin’in eseri olan Beyazıt (1505), Mehmet Ağa’nın eseri olan Sultanahmet (1616) camileri bunların belli başlılarıdır.

Cami başlangıçta hem ibadet yeri, hem toplanma ve savaş karargâhı olarak kullanıldığı halde, sonraları birer kültür kurumu haline geldi. Bu özellik, öncelikle Osmanlılarda yaygın uygulama alanı buldu. Padişahların yaptırdıkları selâtin camilerinin yanında kitaplık, medrese, aşevi, hasta evi vb. bulunuyor ve böylece oluşan binalar topluluğuna külliye adı veriliyordu.

Cumhuriyet döneminde de Türkiye’de önemli camiler yapılmıştır. Bunlardan modern mimarî üslûbuna giren İstanbul’da Bostancı Camii ve Şişli Camii, Zonguldak’ta Yenicami, İzmir’de Alsancak Camii ve Ankara’da Kocatepe Camii sayılabilir

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu