MimariGenel Kültür

Çeşmelerin Kültürümüzdeki Yeri ve Önemi

Şehir, kasaba ve köylerde, evlere basınçlı su verilemediği zaman halkın içecek ve kullanacak su ihtiyacını karşılamak amacıyla mahalle aralarına yapılan ve sürekli su akıtan yapılara çeşme denir.

Bazı kişilerce bağış olarak yaptırılan ve hayır için su dağıtılan yapılara veya çeşmelere de sebil adı verilir. Yol üstünde ya da camilerin yanıbaşında yapılan sebiller genellikle üstü kubbeli değirmi yapılardı, ön yüzlerinde parmaklıklı bir pencere bulunur, gelip geçenler parmaklığın ardındaki su dolu tasları alıp suyu içtikten sonra gene yerine koyarlardı. Taslar bir zincirle parmaklığa bağlanırdı. İçeride bir sebilci bulunur, taslar boşaldıkça doldururdu.

Basit Ama Pahalı

Çoğu zaman bir musluk ve bir yalaktan, bazen bunlarla birlikte bir küçük depodan ibaret olan çeşme gerçekte büyük masrafla yapılan bir hizmettir. Çünkü çeşmenin bulunduğu yere gelen su genellikle pek uzaklardan getirilir. Suyun kaybolmadan, kirlenmeden çeşmeye kadar gelebilmesi için yer altına künk veya boru döşenir. Başlangıç noktasında kaynaklardan suları toplayacak ve doğadan kolay kolay etkilenmeyecek bir su deposu yapılır. Görünüşte küçük, aslında büyük bir yapı ve hizmet olan çeşmeler toplum hayatında önemli bir yer tutar. Bunların çoğu gösterişsizdir, ama gerçek birer sanat eseri olan çeşmeler ve sebiller de vardır.

Anadoluda Çeşmeler

Anadolu’daki ilk çeşme örnekleri “‘Hititler dönemine kadar gider. Ama tipik çeşmelere M.Ö. X. yy.dan itibaren agoralarda rastlanır. Batı Anadolu’da Ion kentlerinde pazar yerlerini süsleyen güzel çeşme örnekleri görülür. Bunların anıt niteliğinde yapılması Helenistik Çağ’da başlayarak Roma Çağı’nda doruk noktasına ulaşmıştır. Efes, Bergama, Side ve Perge gibi antik şehirlerde bu yapıların canlı örnekleri vardır. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de Türkiye’de çok güzel çeşmeler yapılmıştır. Sivas’ta Gök Medrese Çeşmesi (1271), Konya’da Sahibatâ Çeşmesi (1258), Afyon’da Çay Medrese Çeşmesi (1278), Silivrikapı’da Davutpaşa Çeşmesi (1485) bunların ünlü örnekleridir. Ama Türkiye çeşmelerinin en ünlüleri Lâle Devri’nde ”İstanbul’da yapılmış olanlardır

Türk çeşmelerinin en yalın örneklen, kesme taştan sivri kemerli niş biçimindeydi. Ancak bu yapılar zamanla mermerden, kemerli, süslemeli aynataşları ve geniş, zengin bezemeli saçaklarıyla anıtsal bir görünüm kazandı.

Türk kentlerinde özellikle Osmanlılar zamanında hemen her sokakta, köşede, çoğu kez bir yapıya ya da avlu duvarına bitişik, küçük, yalın çeşmeler yapıldı. Bunlar mimari konumlarına göre cephe çeşmesi, meydan çeşmesi, çatal çeşme, mahalle çeşmesi gibi adlar alır Türk dönemi çeşmelerinin ilk örnekleri arasında, Anadolu Selçukluları döneminden Sivas Gökmedrese’nin, Konya Sahipata camisi’nin ve Afyon Çay medresesi’nin çeşmeleri sayılabilir.

Osmanlı döneminden günümüze ulaşan çeşmelerin çoğu, klasik osmanlı mimarisi üslubundadır. Bunlar uyumlu ve ölçülü yapıları ve bezemeleriyle dönemin özelliklerini yansıtır. Bu üslubun ilk örneklerinden biri, İstanbul’daki yalın, sivri kemerli Davutpaşa çeşmesi’dir (XV. yy.), istanbul’daki Kazlıçeşme, Kazasker, Esatefendi, Semizalipaşa, Mirahor Nuhağa çeşmeleri XVI. yy.’ dan klasik üslupta yapılardır, İstanbul Nişanca’daki Halilçevkan çeşmesi, cepheleri sivri kemerli nişlerle bezeli, sivri külahlı mimarisiyle, dönemin meydan çeşmelerine örnektir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa çeşmesi bu dönemde Edirne’de yapılmış çeşmelerin önemlilerindendir. XVII. yy. klasik üsluptaki osmanlı çeşmelerinin bir bölümü sebil, sübyan mektebi, cami, vb. yapılarla mimari bir bütün oluşturur.

İstanbuldaki Sadrazam Mehmetpaşa çeşmesi, deposu üstündeki namazgâhıyla çeşme mimarisine ilginç bir örnek oluşturur. Dönemin külliyelerinde çeşmeler ya bağımsızdır ya da öteki yapılardan birine bitişiktir (istanbul Köprülü camisi’nin çeşmesi, ibrahimpaşa çeşmesi).

XVIII. yy.’da özellikle İstanbul’da anıtsal boyutlarda aşırı süslemeli meydan çeşmeleri yapılmaya başlandı (istanbul Ahmet III, Tophane, Kabataş, Üsküdar, Azapkapı çeşmeleri). XVIII. yy. ortalarına doğru yapılan çeşmelerdeyse, öteki mimarlık yapıtlarında olduğu gibi barok üslup egemendi. Bu dönemde sivri kemerlerin yerini, yarım yuvarlakların birleşmesinden oluşan barok üslupta kemerler aldı; cepheler iç içe kemerler, kabartma süslemeler ve sütunçelerle hareketli bir görünüm kazandı (istanbul Nuruosmaniye camisi çeşmesi, Vezir Ahmet Paşa çeşmesi, Osman III çeşmesi, Beşirağa çeşmesi), istanbul’daki Mahmut I ve Hatice Sultan çeşmeleri de barok üslupta süslemeli anıtsal yapılardır. XIX. yy. başlarına tarihlenen istanbul’daki Cevri Kalfa çeşmesi, ampir üsluptaki çeşmelerin en görkemlilerindendir İzmir Çakaloğlu çeşmesi de dönemin beğeni ve üslubunu yansıtan ilginç bir yapıdır,

İstanbul’daki Bezmiâlem Validesultan çeşmesi, ampir üsluptaki süslemeleriyle, bu dönem meydan çeşmelerinin en anıtsalıdır. XIX. yy. sonlarında yeniklasik üslubun yanı sıra, değişik üsluplarda da çşşmeler yapıldı, istanbul Pertevniyal çeşmesi klasik mimari özelliklerinin yanı sıra, seçmecı üsluptaki süslemeleriyle dikkati çeker Bu dönemin öteki örnekleri arasında istanbul’daki Yahyaefendi, Çifteçeşme, Ahmet Reşit Paşa çeşmeleriyle, osmanlı meydan çeşmelerinin sonuncusu olarak nitelendirilen Yıldız-Balmumcu arasındaki Abdülhami: II çeşmesi sayılabilir. Alman M. Spitta’nın ürünü olan istanbul Sultanahmet meydanındaki Alman çeşmesi, osmanlı çeşme mimarisine yabancı öğelerle dolu bir çalışmadır.

Kültürümüzde Çeşmeler

Anadolu’da temizliğin, arılığın simgesi sayılır ve kutsaldır. Bu nedenle çeşmeler de çeşitli inanışlara konu olmuştur. Güzel bir düş gören kişi, gerçekleşmesi için bunu açık bıraktığı bir çeşmeye anlatır. Kısmeti kapalı olan kızlar, cuma namazından sonra yedi çeşme açarlarsa kısmetlerinin açılacağına inanılır.

Çeşmeler evliyaların, ermişlerin de uğrak yeridir. Bu nedenle bazı çeşmelerin suyunun kimi hastalıklara iyi geldiğine inanılır. Suyunun hayvan hastalıklarına iyi geldiğine inanılan çeşmeler de vardır Sürülere topluca buralardan su içirilir.

İki kişinin aynı anda çeşmeden su içmesi iyi sayılmaz. Bunların aynı gün ölecekleri, birinin kan, ötekinin irin içeceği inanışı vardır. Bazı ermişlerin temiz ve iyi yürekli kişilere ait çeşmelerde aptes aldığına inanılır. Bunun için çeşmeye kalaylı bir tas bırakılır, yanına bir çift kullanılmamış nalın konur, incir ağacının altında bulunan çeşmeler iyi sayılmaz. Çeşmeden su içen hayvan bile olsa, rahatsız etmemek gerektiğine inanılır.