HalkbilimiHalk Hekimliği

Çocuk Hastalıklarının Geleneksel Tedavi Yöntemleri

Çocuk hastalıkları ve geleneksel tedavi yöntemleri

Kırk basması: Çok ağlama, zayıflık, ayak üstüne basarnama, iştahtan kesilme, renk solgunluğu, huysuzluk, uyumama, bedende kırmızı leke ve yaralar, kusma, ağız köpürmesi, titreme vb. kırk bastığının belirtileri olarak yorumlanır. Çocuğu kırk basmasından korumak için; çocuk yalnız bırakılmaz birbiriyle istemeyerek karşılaşan lohusalar iğne, yüzük ve para değiştirir, eve taze et, ekmek, un, tuz ve kumaş sokulmaz, çocuğa kırmızı örtü örtülür ve kırmızı kurdele ile bağlanır, odaya Kur’an asılır, yatağı altına soğan, sarımsak konur.

Kırk baskını çocuk ise; yıkanır, tekke ve ocaklara götürülür, muska yazdırılır, kerme (tezek) ve kemikle tartılır,

Nazar: Belli kimselerde bulunduğu inanılan; insanlara, mala, mülke zarar veren, bakışla oluşan çarpıcı ve öldürücü güç. Temelinde psikolojik olarak kıskançlık vardır.

Sürekli ağlama, sık sık esneme, ateşlenme, huysuzluk, morarma, zayıflama, renk solgunluğu, kusma, sık sık gerinme, kirpiklerin toplanması, gözlerin sulanması ve çapaklanması vb. nazar değmenin belirtileridir. Çocuğu nazardan korumak için görünür bir yerine mavi boncuk, maşallah, muska takılır, alına ve kulak arkasına bir şeyler sürülür, yüzü mavi örtüyle örtülür, tütsü yapılır.

Bu konuda en yaygın uygulama nazarlıktır. Nazarı uzaklaştırdığına ve etkisiz hale getirdiğine inamla nazarlık; çeşitli maddelerin (mavi kumaş parçası, mavi boncuk , üzerlik otu, sarımsak, leylek pisliği, deniz hayvanlarının kabuğu, eski para, kurşun, dua yazılı kağıt vb. ) bir araya getirilmesiyle yapılır.

Nazara uğramış çocuğun iyileştirilmesi için; kurşun dökülür, tütsülenir, hocaya okutulur, nazarı değdiği sanılan kişinin elbisesinden bir parça alınıp yakılır ve çocuğa koklatılır, tuz çevrilir (çatlatılır), çamaşırı değiştirilir, sacayağından geçirilir. Bu uygulamalar sırasında; “elemtere fiş, kem gözlere ŞİŞ”,

“Gitsin nazarlık
Gelsin güzellik.
Nazarı değen patlasın
Göbeğinden çatlasın”.
“Yüzerlik, yüzbinerlik
Gitsin nazarlık, gelsin sağlık
Yüzerliksin hevasın,
Her dertlere devasın
Kara taştan, elâ gözden alasın” “Enneşelim, menneşelim
Yeryüzünde kaynaşalım
Bağdattaki bitli Ayşe’nin Gözleri patlasın.”
vb. deyişler ve mânilerle söylenmektedir.

Yürümeyen ya da geç yürüyen çocuklar: Üç tekerlekli araba ile yürütülür, ayaklarına, diz kapaklarına, eklem yerlerine yumurta akı sürülür, dize bal sürülür, ayak kösteği kesilir, Cuma günü salâ vektî salâya karşı sallanır ve bu arada “salladım salâya, yürüsün, gelecek Cumaya” denir, kemik suyu içirilir, ceviz yaprağı kaynatılır, suyunda çocuk yıkanır, güneşte oturtulur vb.

Konuşmayan ya da geç konuşan çocuklar . Dil bağı kesilir, üç cuma, salâdan önce cami açılmadan cami anahtarıyla çocuğun ağzı açılır, konuşkan birinin avucundan su içirilir, bülbül ve kanaryanın içtiği sudan içirilir, bir avukat ağzından kapılan lokma yedirilir, soğan suyu içirilir vb.

Uyumayan çocuklar :Uyku muskası yazdırılır, yastığın altına yılan kabuğu veya deve tüyü konur, şekere haşhaş sürülüp yedirilir, soğan suyu içirilir vb.

Çok ağlayan çocuklar :Başı yedi kapıya vurulur, babasının ayakkabısının tersiyle çocuğun ağzına vurulur, yatağın altına eşek tüyü konur, papatya suyu içirilir, dört yol ağzında başından aşağı kaşık sepetindeki kaşıklar dökülür vb.
Zayıf çocuklar için “Aydaş kaynatma” adeti -. Çocuk çok zayıfsa, hastalıklıysa, yani “aydaş”sa , üç taş üzerinde durur. Elinde odunla gelen kişi kazanın başındakilere sorar: Ne satıyorsunuz? aydaş!.. Kazandan çıkan çocuk “Ünüle Ebe’ye” götürülür okutturulur. Çocuk sırayla sağ ve sol yanına yatırılır. Bu arada annesi çocuğu satın alır. Anne: “Allah’a emanet satın aldım” der. Bunun üzerine çocuk silkinip düzelir.

Erginlik

Durgunlaşma, insandan kaçma, çekingenleşme, kendine çekidüzen verme, hırçınlaşma, büyük gibi davranmaya çalışma, merakın artması, süslenme vb. psikolojik belirtilerle bedensel büyüme, ses değişmesi, bıyık ve sakal çıkması vb. biyolojik belirtiler erginliğin özelliği olarak kabul edilmektedir.

Dini vecibeleri yerine getirme, akraba ve komşularla iyi geçinme, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, ağır başlı olma, oturmayı-kalkmayı, konuşmayı-dinlemeyi bilme, kötü arkadaşlardan ve alışkanlıklardan uzak durma, okuyup adam olma, iş güç sahibi olma vb. gençlere en çok verilen öğütler arasında yer almaktadır. Bu öğütler gençleri veya erginlik çağında olanları biyolojik ve psikolojik gelişmeleri yanısıra kültürel yönden de geliştirmek ve olgunluğa hazırlamak amacındadır. Kültür bilimi (Sosyal Antropoloji) açısından genç veya erginlik çağındaki kişiyi; henüz kültürleme (bireyin; içinde doğduğu toplumun istek ve beklentilerine göre etkilenmesi ) sürecini tamamlamamış, kültürel kalıp ve değerleri tam olarak temsil etme yeteneğine sahip olmayan kişi olarak tanımlayabiliriz. Daha bütüncül bir yaklaşımla biyolojik, psikolojik ve kültürel kimliğini tam olarak kazanmamış, ancak buna aday olan kişidir denilebilir. Bu nedenle gençliği veya erginlik dönemini; bireyi, biyolojik, psikolojik ve kültürel olgunluğa hazırlayan bir geçiş dönemi olarak görmek ve dikkatli olmak yerinde bir davranıştır.

Kaynak: Türk Aile Ansiklopedisi, Ahmet Maden

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir