Darülfünun Nedir? Darülfünun Neden Kapatıldı? Tarihi

Darülfünun üniversitelere 1933’ten önce verilen genel ad.

‘Fenler Yurdu” anlamındadır. Osmanlı devletinde ilk darülfünun, 1863’te öğretime başladı. Bir yangın sonucunda binanın ve laboratuvarların yanması yüzünden kapatıldı. Batılı anlamda ilk Türk üniversitesi (darülfünun), 1870’de açıldı. Fakat bir yıl sonra pozitif bilime karşı çıkanların etkisiyle kapatıldı.

II. Abdülhamit Han zamanında 1900 yılında Darülfünun-u Şahane adıyla yeniden açıldı. Hukuk mektebi, Tıbbiye mektebi, daha eski tarihlerden beri çalışmakta idi. İkinci Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra, darülfünun daha büyük bir gelişme gösterdi. Bayezit’te, bugünkü Edebiyat, Fen ve Kimya fakültelerinin yerinde bulunan Zeynep Hanım konağına taşındı. Bundan sonra sürekli olarak ilerleme ve gelişme sağlandı. Yeni binalar ve laboratuvarlar eklendi.

Darülfünun Tarihi

Tanzimat’ın ilanından (1839) sonra, İstanbul’da bir Darülfünun açılması uygun görülerek çeşitli girişimlerde bulunuldu ve yapılan çalışmalar sonunda bir üniversite niteliğindeki bu yükseköğrenim kurumu Darülfünun-u Osmani adı ile açıldı. 

(14 ocak 1863). 4 000 ciltlik bir kitaplığı ve laboratuvarları olan kurumda, Kimyager Derviş Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Cevdet Paşa, Müneccimbaşı Osman Efendi gibi dönemin önde gelen hocaları ders verdiler Ancak, Çemberlitaş’ta Nuri Efendi konağında faaliyet gösteren okul, konak yanınca (1865) kapatıldı. Bir süre sonra Türbe semti yakınlarındaki bir binada yeniden açıldı (1870) Emini (rektörü) Yanyalı Hoca Tahsin Efendi olan Darülfünunda sınavla alınmış 450 öğrenci ders görüyor, ayrıca halka açık konferanslar da düzenleniyordu. Yanyalı Hoca Tahsin Efendi’nin, canlıların havasız yaşayamayacağını öğrencilere deney yoluyla kanıtlamak için bir güvercini havası boşaltılmış bir fanus içinde ölmeye bırakması ve profesörlerden Cemalettin* Afgani’nin bir konferansında “Peygamberlik bir sanattır” demesi, bazı çevrelerce dine saldırı olarak yorumlandı. Hoca Tahsin Efendi görevinden alındı, Cemalettin Afgani imparatorluk sınırları dışına sürüldü ve Darülfünun da kapatıldıysa (1872) da daha sonra Abdülhamit Hanın buyruğuyla Darülfünun-u şahane adıyla, Cağaloğlu’nda yeniden öğretime açıldı (1 eylül 1900).

Mülkiye, Hukuk ve Tıbbiye mektepleri öğrenimlerini bağımsız olarak sürdürürken, Darülfünun-u şahane’de ilahiyat, matematik, edebiyat ve tabiiye bölümleri ile Türkçe, arapça, farsçadan başka fransız, ingiliz, alman ve rus dillerini içeren bir filçloji bölümüne de yer verildi. Oğretim-programları yeniden düzenlenerek Hükuk mektebi de kurumun yapısı içine alındı (1908). Emrullah Efendi’nin maarif nazırlığı döneminde Darül-fünun’un çağdaş bir üniversite düzeyine getirilmesi için çalışmalara başlandı (1912); kimya, jeoloji, doğu dilleri ve coğrafya enstitüleri kuruldu.

Birinci Dünya savaşı başlarında (1914), Almanya’dan 20 profesör çağrılarak öğretim kadrosu güçlendirildi. Savaştan sonra hazırlanan bir yönetmelikle, Darülfünun’un her yıl seçilecek bir emin (rektör) başkanlığında, fakültelerin temsilcilerinden oluşan bir divan (senato) tarafından yönetilmesi öngörüldü (15 ekim 1919). Aynı yönetmeliğe göre, Darülfünun, medrese (fakülte) adlı dört bölümden (hukuk, tıp, edebiyat ve fünun) oluşacak, öğretim sınıf ve sömestr sistemine göre yürütülecekti.

Cumhuriyetin ilanından (1923) sonra, Beyazıt’taki Harbiye nezareti binası (bugünkü üniversite merkez binası) Darülfünun’a verildi ve bu dönemde ilk emin ismayıl Hakkı Bey (Baltacıoğlu) oldu. Bir yasa ile kuruma istanbul Darülfünunu adı verildi (24 nisan 1924), tüzel kişilik ve bilimsel özerklik kazandırıldı. Böylelikle Maarif vekâleti’nden ayrılan ve yeniden örgütlenen Darülfünun’a ilahiyat fakültesi de eklendi, istanbul Darülfünunu’nu toptan kaldıran ve İstanbul Üniversitesi adı ile bir üniversite kurulmasını öngören 31 mayıs 1933 tarih ve 2252 sayılı yasa ile, bu görev Maarif vekâleti’ne bırakıldı.