Halk Bilimi

Doğum Adetleri ve Uygulamalar


GEÇİŞ DÖNEMİ TÖREN VE İNANÇLARI
Geçiş törenleri; hayatın doğum, evlilik ve ölüm gibi önemli dönemlerinde bir seri törenler olup, korunma, kurtulma, şükran, mutluluk, elem, Tanrının merhametini celbetme gibi muhtevalar taşımaktadırlar. Bunlar; doğum, ad verme, diş hediyi, üzerlik yakma, kurşun dökme, sünnet, görücülük, söz kesimi, nişan, kına, doğum, nikah-gerdek, büyü bozma, ölümden kaçınma, ölüm, ölünün gömüimesi, ölüm sonrası belirli günler, ölüm yemeği, yas, baş sağlığı, ağıt gibi törenlerdir.

Doğum Dönemi

Göktürk döneminde Türkler göğü ve yeri yaratan Tengri’nin yeryüzünden insanoğlunu da yarattığına inanıyorlardı. Ancak Atalarımızın kurdu mübarek görmeleri, ona hürmet etmeleri, ana ve ata ruhu ile bağlı bir inançtan kaynaklanıyor olmalı. Zira, erkek ve kadın kamların vecd halinde iken her çeşit hayvan donuna girdiklerini biliyoruz. Umay gibi ananın da çocuğu korumak rolü olduğu düşünülürse, çocuğu kurtaran kadın kamın bir dişi kurt gibi tasavvur edilmesi akla gelebilir.
Türk halk inançlarında doğumla ilgili olanlar doğum öncesinden başlar, doğum esnasında ve doğum sonrasında devam eder. Sorgun’un Karakışla köyündeki “Durak Abdal” yatırına çocuğu olmayan kadınlar gider ve dua ederler. Anadolu’da çocuk istemek, çocukların erkek olması, çocukların yaşamaları ve huysuz çocukların yola gelmeleri için gidilen özel yatırlar vardır. Erzurum’daki Lala Baba, Mama Hatun, Seyit Ömer Ali, Huykesen Baba, Huykesen Tepe, Nazlı Baba, Karapınar Ziyareti özellikle çocukların götürüldükleri yatırlardır. Çocuğu olmayan aileler ise, Dumlu Baba, Şenyurt Ziyareti, Çilli Göl, Güreşken Baba, Horasan Baba, Karsar, Köse Hasan, Güzel Baba, Huri Baba, Konciyon isimli yatırlara götürülür.
Karaçay-Malkar Türkleri’nde doğum sırasında, eve bir misafir gelir ise atının üzengisine havlu veya bir eşarp bağlanır. Onu görünce gelen misafir evde bir çocuk doğduğunu anlar. “Atlı mı, Yaya mı”, diye sorar. “Atlı”, erkek bebeği, “Yaya” ise; kız bebeği tanımlamaktadır. Evdekiler “Atlı” derlerse, misafir bebeğe bir tay hediye eder. “Yaya” derlerse bir dana hediye eder.”
Kars’da ve Erzurum’da eskiden çocuğun cinsiyetini öğrenmek isteyen, “Atlı mı idi” diye sorardı. Veya yeni doğanı haber verecek kimse “Bu da yaya geldi” diye cevap verirdi. “Atlı mı, yaya mı?” tabiri “Kişioğlu”nun ayağının yeğin veya uğurlu olması halleri için de kullanılır. Bir el işi başlayan ev hanımı, işin üzerine gelen kişiye “Atlı mı, Yaya mı?” diye sorar. Gelen kişi de “Atlı” der. Böylece, o işin çabuk ve hayırlı olacağına inanılır.Karaçay ve Malkar Türklerindeki atın üzengisine asılan havlu veya eşarp adeta bir adaktır. Çocuğun kız veya erkek olduğunu öğrendikten sonra verilen hediyeler ise, “saçı” olarak düşünülebilir. Doğu’da bir çok yerde yatır ziyaretinde ilkin yatıra bez bağlanır, daha sonra dilek olunca kurban kesilir. Karaçay Malkar Türklerinin ev sahibi ile bu diyalogu kurmada, at ve demirden mamul üzengiyi seçmiş olmaları da anlamlıdır.
Azeri Türkleri’nde Balağın, Malağın çanak kemiği iki parmağın arasından atılır. Kemik arkası üzerine düşerse kız, düz düşerse gelinin erkek evladı olacağına inanılır. Azeri Türklerinde hamile geline, “elin neden öyle olmuş” denir. Gelin elinin içini gösterirse oğiu, tersini, dışını gösterirse, kızı olacağına inanılır.
Erkek çocuğun Doğu Anadolu’da olduğu gibi diğer Türk illerinde de itibarı fazladır, erkek çocuk doğuran ana, ocağının devamlılığını sağlamış olur. Dedem Korkut’da da oğlu olanlar, kızı olanlar ve oğlukızı olmayanlar çadırları itibariyle farklı sosyal statüdedirler. Kuzey Irak’ın Türkmen ve Kırmançlarında da erkek çocuğun ve erkek doğuran ananın itibarı fazladır. Gagauz Türklerinde de kadının erkek çocuk doğurması bütün ailenin arzusudur.
Kuzey Irak’da, lohusanın dünyaya getirdiği çocuğun eşi suya atılır veya gömülür. Gaziantep çevresinde eş, akar suya atılır.Burada suyun temizleyici, arındırıcı ve koruyucu vasfı eski inançlarla bütünleşir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da lohusanın odasında bilhassa geceleri ateş yakıldığını, bu ateşin hiç söndürülmediğini, ayrıca doğum esnasında da kapı eşiğinin önünde ateş yakıldığını biliyoruz. Bu ateşle birlikte mümkün olması halinde lohusanın bulunduğu odanın ışıklarının söndürülmediğini de biliyoruz. Kuzey Irak Türkmen ve Kırmançlarında da lohusa, odasında yalnız bırakılmaz ve odasındaki ateşin sürekli alevli olmasına çalışılır. Bu uygulamada maksat lohusanın kötü ruhlardan korunmasıdır. Gagauzlarda da lohusanın odasına gece kimse girmez. Zaruret hallerinde kapının önüne konan bir ateşin üzerinden atlandıktan sonra içeriye girilebilir. Gagauzlarda ayrıca lohusaya doğumdan üç gün önce ve üç gün sonra su verilmez, uzun müddet yıkanmasına müsaade edilmez.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çocuklar ve anne kırkları çı¬kıncaya kadar imkan nisbetinde yalnız bırakılmazlar.* ) Bu uygu¬lama Kuzey Irak’ın Kırmanç ve Türkmenlerinde de vardır.* ) Gaga¬uz Türklerinde ise çocuk vaftiz oluncaya kadar yalnız bırakılmaz, yalnız bırakılmaları halinde kötü ruhların anneye kötülük yapacak¬larına inanılır.* ) Gagauzlarda da annenin korunması için kırkının çıktıktan sonra dışarıya çıkarılmasına dikkat edilir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, lohusa hanımı geceleri genç kızlar, Al karısına karşı korumak için dokuz veya kırk gün yalnız bırakmazlar.Karaçay-Malkar Türklerinde ise “Genç kızlar sabaha kadar bebeği, almaştı adı verilen kötü cinden korumak için beklerler. Bebekle anne aynı odada olacağı için ve Albastı, Alkarısı anne ve çocuğa zarar verici olarak bilindiğinden, her iki Türk kesiminde de dinî pratiğin mahiyeti aynıdır. B. Ögel, Al Karılarını tasnif edip özelliklerini belirtip, Türk mitolojisindeki yerlerini vurgulamıştır.
Karaçay-Malkar toplumunda bebeği kötü ruhlardan ve albastıdan korumak için ona kötü isimler verilirdi; Ayicük (Ayıcık), Karababuş (Siyah ördek), Köçük (Köpek yavrusu) gibi. Bu uygulama aynı gerekçe ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da ve  Kuzey Irak’ın Türkmen ve Kırmançlarında da vardır.
Tasavvuf ehline göre ilahî bir işaret olmadıkça, bu tür isimlerin lakap olarak dahi kullanılması doğru değildir. Kars’da ehil kimseler, Yıldıznameye bakarak bu konuda karar verirdi. Yatağan’dan yapılmış bu tür isim tesbitleri arasında; Mıdık, Yıkık, Göçük, Gök, Memiş, Gökgöz gibi olanlar vardır.
Doğu Anadolu, Kuzey Irak ve Azerbaycan Türklerinde, çocukla ilgili ortak inançlardan birisi de, erkek çocuğun kötü ruhlardan korunması için, bir süre kız elbisesi giydirilmesidir. Azerbaycan’da erkek olduğu için korunması istenilen çocuğa 15 yaşına gelinceye kadar kız elbisesi giydirilir. Kuzey Irak’da bu uygulama daha ziyade yaşamayan erkek çocukları içindir. Bu uygulama öneri üzerine yapılmaktadır.
Yaşayan halk inançlarımızda bebeğin ve annenin kırkının ve yarı kırkının çıkmasında “Kırklandıklarını ve temizlenmesi istenilen kap-kacağın da “Kırklan”dığını biliyoruz. Kırklama, özel birileri tarafından usulünce yapılan bir yıkamadır. Adeta suyun kutsiyetinden istifade ile, manevi pisliklerden arınmaktır. Şarap içen Karai’nin, kutsal Kenasa’da Tann’nın huzuruna, manen aklanmadan çıkamayacağı için yıkanmak ihtiyacı duyması aynı inancın farklı pratiği olabilir.
Kaynak: Eski Türk Dini İzleri, Yaşar Kalafat
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı