HalkbilimiGelenekler

Doğum Sonrası Geleneksel Uygulamalar Nelerdir?

Doğum sonrası gelenekleri adetleri nelerdir? Kültürümüzde doğum sonrası neler yapılır? Doğum Sonrası Adetleri Gelenekleri İnançları Uygulamaları

DOĞUM: Doğumu kolaylaştırmak için sık sık yürüyüş ve banyo yapmak, Meryemana veya Fadimeana otunun suyunu içmek, şeker şerbeti, tereyağı ve pekmez içmek, zeytin yağı içmek, kollarından tutup silkelemek, silah atmak, saç örgülerini ve düğmelerini çözmek, akarsudan atlamak, ezan okutmak vb. geleneksel uygulamalara başvurulmaktadır. Bunlar daha çok hastahane ve ebe kontrolü dışında yapılan doğumlarda geçerlidir.

Öte yandan doğum sırasında kadının vücudunun başkaları tarafından görülmesi ve okunulması, buna bağlı olarak ortaya çıkan çekinme ve utanma duyguları gebeyi rahatsız eden bir durumdur.

Özellikle kırsal kesimde kadının vücudu; namusu ve iffetiyle özdeşleştirilmektedir. Ancak kocası ve çocukları bu sınırı aşabilmektedirler. Başkalarının doğum sırasında vücudu görmesi bir taraftan zorunluluk olarak görülürken, bir taraftan da utanma ve mahremiyet normları etkili olmaktadır. Yine doğum sırasında gebenin, çok fazla bağırıp-çağırması, işeme ve pisleme vb. çocuksu davranışlarda bulunma ihtimali, statü kaybı ve aşağılanma korkularını da beraberinde getirmektedir.

Doğum Sonrası Adetler Gelenekler İnançlar Uygulamalar

a. Göbek bağı ve eşle ilgili inanç ve uygulamalar:

Göbek bağı ve eşin (son) çocuğun geleceğini, toplumdaki yerini, mesleğini, kişiliğini, kişiliğini etkileyeceği inancıyla çeşitli işlemlerden geçirildiği gözlenmektedir.

Göbek bağı ile ilgili uygulamalar: Cami ve okul yakınına gömmek, ev içine veya yakınına gömmek, dolaba, yastığa, sandığa koymak, süpürgeye bağlamak, un çuvalının yanına atmak, dikiş makinesine, sabana veya traktöre bağlamak, ocak başına, gül ve ulu ağaçların dibine gömmek, baca içine asmak, muska gibi çocuğun boynuna asmak, soya atmak vb. en yaygın geleneksel uygulamalardır. (Örnek, s.107-109)

Göbek sokağa atılırsa çocuk sokakcı, göbeği köpek yerse çocuk geçimsiz, cami avlusuna veya yakınına gömülürse dindar, eve gömülürse evine bağlı olur vb. inançlar vardır.
Çocuğun eşi ise; toprağa, kapı eşiğine, aşılı meyve ağacının dibine gömülür, suya atılır. Göbek bağı ile ilgili inanç ve uygulamalar eş için de geçerlidir.

b- Lobusalık: “Yeni doğmuş, doğurup da  henüz yataktan kalkmamış kadına “lohusa”, “loğsa”,”boğaz kesen”, “emzikli”, “nevse” vb. adlar verilmektedir. 

Doğumdan sonra yataktan kalkma süresi, kadının fizyolojik, ekonomik, ekolojik (fizikî çevre) durumuna, doğumuna, doğumun güç ya da kolay oluşuna, doğan çocuğun cinsiyetine, gelinin sevilip sevilmemesine ya da doktor iznine bağlı olarak değişmektedir, ancak, geleneksel olarak bu süre kırk gündür. İlk bir hafta-on gün yatakta geçirilir. Ancak, kırk gün süreyle annenin dışarı çıkması uygun görülmez.

Lohusaya doğumun ilk haftasında gözaydın, ikinci haftasında ise, hatır sorma ziyareti yapılır. Sütlaç, kurabiye, muhallebi, baklava, tavuk, süt, çorba, pilav, haşlanmış yumurta, kırmızı kurdele bağlanmış lohusa şekeri, bal, helva, başörtüsü, havlu, kumaş, çocuk çamaşırı, oyuncak vb. hediyeler ve yiyecekler götürülür. Ziyaretçilere ise “lohusa şerbeti” ikram edilir.

c- Kırk basması ve alkarısı 

Lohusa ve çocuğun doğumdan sonraki kırk gün içerisinde hastalanmalarına, halk arasında “kırk basması, kırk düşmesi, kırk karışması, lohusa basması vb.” denilmektedir.

Annenin ve çocuğun bu süre içerisinde hastalanmamaları için, anne ve çocuk kırk gün süreyle evden dışarı çıkmaz, kırklı kadın ve çocuklar birbirleriyle karşılaştırılmaz. Bu geleneksel inanç ve uygulamalara bağlı olarak gerçekleştirilen en yaygın işlem “kırklama” dır. Kırk dökme, kırk çıkarma da denilen bu işlemin yapılışı yörelere göre değişmektedir. Ülkemizde iki türlü kırklama işlemi tesbit edilmiştir. Suyla yapılan kırklama ve susuz yapılan kırklama. Suyla yapılan kırklamada; lohusa ile çocuğun üzerine içerisinde altın, gümüş, ustura, yumurta, kırk tane arpa, buğday, çakıl, fasülye, fındık, demir, anahtar vb. konulan su dökülür.

Kırk tası adı verilen bakır, pirinç ve bronzdan yapılmış içi ve dışı çeşitli ayet ve dualarla bezeli taslarla kırk defa su dökünerek yıkanma veya su içme şeklinde görülür.

Susuz kırklamada ise; beşiğin altına kaba bir döşek yerleştirilir. İki kadın beşiğin sağ ve soluna oturur. Sağdaki kadın, başı kıbleye gelmek üzere çocuğu kucağına alarak; “Sallû salavat, sallû Muhammed diyenin akıbeti hayrolsun” der ve çocuğu beşiğin altından soldaki kadına yuvarlar. Çocuk bu şekilde üç kez yuvarlandıktan sonra, kırklama işlemi tamamlanmış olur.

Eski İstanbul hayatındaki “kırk hamamı” adeti ise şöyledir; 40. gün lohusayı ve çocuğu hamama götürürler. Akraba ve komşular hamama davetlidirler. Hamamın dışında lohusayı ve ebe hanımın kucağındaki çocuğu çengiler ve çalgılar çalıp Oynayarak üç defa dolaştırırlar. Bundan sonra içeriye götürürler. Çengi ve çalgı akşama kadar devam eder.

Alkarısı Lohusa kadın ve çocuklara sataştığı, hatta onları öldürdüğü varsayılan alkarısı, alanası, alkızı gibi adlarla da anılmaktadır.

Alkarısı; insan-hayvan karışımı görünümünde ,öldürücü bir dev ya da cin, uzun boylu, uzun parmak ve tırnaklı, dağınık saçlı, yağlı bedenli, el ve ayakları küçük, bir dudağı gökte, bazen zenci suratlı, göğüslerini omuzlarından geriye atabilen, tepesinde gözü olan, çok çirkin ve al gömlek giyen bir yaratık olarak tasarlanmaktadır.
Bu yaratığın şerrinden korunmak için lohusa yalnız bırakılmaz. Odaya süpürge, Kur’an, sarımsak, nazarlık asılır. Yatağa iğne ve çuvaldız konur, kırmızı kurdele bağlanır. Samanlıklar, viranelikler, su kıyıları, çeşme ve su kaynakları alkarılarının eğleştiği ve saklandığı yerler olarak kabul edilmektedir.

c- Ad verme: Kişiliğin bir parçası olan ad, sosyal, sihirli ve mistik kudreti de ifade eden bir semboldür. Onun için yeni doğan çocuğa gelişigüzel ad verilmez, ismin çocuğun geleceğini, karakterini, toplum içindeki yerini ve başarısını etkileyecek bir öz taşımasına dikkat edilir.

Toplumumuzda özellikle geleneksel kesimde dinî nitelikli bir törenle çocuğa adı verilir. Bu işte daha çok din adamları veya aile büyükleri rol almaktadır. Hayır dilekleriyle yemek yenir, hediyeler verilir, bazen Mevlüt okunur. Ezan okunarak seçilen ad, çocuğun kulağına üç defa söylenir. Bu işlem ayakta ve kıbleye dönerek yapılır

Takma ad (lâkap) : Kişinin asıl adının dışında, özellikle yakınları ve ait olduğu grubun üyeleri tarafından verilen ve kullanılan bir addır. Özellikle geleneksel toplumda çok yaygındır. Bu adlar kişinin gıyabında söylediği gibi, yüzüne de söylenebilir. Bu adlar, kişinin ruhsal, bedensel, fizyolojik, sosyal özelliklerine ya da yaşadığı olaylara göre belirlenmektedir. Kel Ali, Mehmet Çavuş , Yılankırkan, Ayı Boğan vb.

Ayrıca yine toplumumuzda hemen hemen her ailenin sülalesinin bir lakabı vardır.
Çocuk, değişik yörelerimizde şu deyimlerle ifade edilmektedir.

Genel: Bala, bebe, bebek, bilik, dada, dal, devşek, döl, çağ, ebçi, ekti, encek, enek, enik, evlat, geven, göbel, hardal, kada, kelle, kıran, kızan,koş-kar, körpe, kulan, kurban, kuzu, küçük, masum, melaike, moza, mani, oğlak, paşa, sele-sepet, sabi, sübyan, sıpa, teccal, tıfıl, ufaklık, uşak, velet, yavru, yavşak, yavuncak, yetim, zori vs.
S0MATİK,(BEDENSEL) ÖZELLİLERLE İLGİLİ ADLAR:

  • a-Ağız: Açık ağız, ayran ağız, balık ağız, boşta ağız, çarık ağız, fındık ağız, harman ağız, hokka ağız, torba ağız vs.
  • b- Baş: Al baş, altınbaş, davul baş, çifte baş, kel-baş, kocabaş, keloş, keltoş vs.
  • c- Burun: Çakal burun, dolma burun, eğme burun, fes burun, gaga burun, hurma burun, kanca burun, tığ burun vs.
  • ç- Boy: Bodur, bücür, güdük, cüce, tıbır, deve, u-zundurak vs.
  • d- Diş: Dişlek, kazma diş, seyrek diş, sırtlan diş vs.
  • e- Göz: Badem göz, bici göz, birbuçuk göz, ceylan göz, vs.
  • f- Kafa: Armut kafa, cıbıl kafa, dibek kafa, kabak kafa vs.
  • g-Kaş: Alakaş, çatık kaş, güdük kaş, kalem kaş vs.
  • h- Kulak: Cart kulak, kalbur kulak, kepçe kulak, tava kulak vs.
  • ı- Renk: Bozoğlan, çapar, kara biber, karaca, karaturp, sarı çıyan, soluk beniz vs.
  • i- Saç: İpek saç, kekilli, kınalı, perçemli, pırasa saç vs.
  • j- Şişmanlık: Bıngıl, deboş, etli, tombak, tosuncuk, yağtulumu vb.
  • k- Yüz-surat: Ablak, değirmi yüz, tilki surat vs.
  • 1- Zayıflık: Arık, aydaş, çarşı pidesi, çebiş, diren, kürdan, tek bağırsak vs.

Çocuk organlari İle îlgîlİ adlar:

  • a-Ayak: Babik, edik, incik, papi vs.
  • b-Cinsel organ: Ayıp yer, bıdda, bıddış, bibi, bilik, dımbıl vs.
  • c- El: Dodi, mamık, tat yumuk vs.
  • d-Karın: Böbuş, dümbek, göden, küllük vs.

 e-Çocuk satma adeti

Çocuğun doğumdan sonra yaşaması ve bunun tekrarlanması durumunda ailenin sembolik olarak çocuğu başkasına satması ve çocuğu yaşatmaya çalışması uygulamasıdır. Temelinde mistiklik ve sihir vardır. Bunun çeşitli uygulamaları vardır.

Örnekler: Yeni doğan çocuk, çocukları yaşayan birine para karşılığı satılır. Ayrıca çocuk, satılan kadının eteğinden sokulup yakasından çıkartılır. Böylece çocuk satılmış olur.

Çocuk tartılır, pahası biçilir. Yakın akrabalardan birisi bu parayı verip çocuğu satın alır. Çocuk annesinin yanında kalır. Yalnız yedi yaşına kadar her masrafını çocuğu satın alan kişi karşılar.

f-Çocuk görme:

Bebe görmeye gitme, mübarek olsuna gitme, uşak görmeye gitme, lohusaya gitme, bebeğe gitme vb. adlarla ifade edilen çocuk görme ziyaretlerinin temel amacı anneyi ve çocuğu kutlamaktır. Bunun yanı sıra bu uygulama bozulan ya da gevşeyen komşuluk ve akrabalık bağlarının canlandırmasına da hizmet etmektedir.

Bebek görme ziyaretleri ilk üç günde başlayıp, kırkıncı güne kadar, hatta daha uzun süre içinde gerçekleştirilmektedir. Ancak aynı süre içerisinde lohusa olan kadınların birbirlerini ziyaretten kaçınmaları gerekir. Anne, baba, kardeş gibi yakın akrabalar için zaman sınırı yoktur. Doğumdan başlayarak kültürün kendilerine yüklediği rolleri oynarlar.

Gözaydınına ya da çocuk görmeye gitmenin en önemli kuralı, genellikle ilk ziyarette küçük yada büyük bir hediye götürülmesidir. Hediyenin türü ya da değeri ziyaretçinin akrabalık veya komşuluk derecesine göre değişir. Çocuk giysileri, altın , maşallah muska, kırk gömleği, yiyecek maddeleri en-çok götürülen hediyeler arasındadır.

Çocuk görme ziyareti sırasında anneye ve çocuğa bir takım kalıp sözler söylenir. Bunlar genellikle iyi dileklerdir.
Uzun ömürlü olsun, analı-babalı büyüsün, başı devletli olsun, Allah akıl hidayet versin, Allah nazardan saklasın, ben seni gördüm sende iyilikler gör, Allah nasibini bol etsin, Allah seni kurtardı sana bıraksın vs.

Gerek toplumun yeni üyesini kutlamak, gerekse akrabalık ve komşuluk bağlarını geliştirici ve pekiştiririci özelliği ile “Çocuk görme” adeti psikolojik, sosyal ve kültürel yönden oldukça yararlı bir uygulamadır.

Kaynak: Türk Aile Ansiklopedisi, Ahmet Maden

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir