Güncel

Elazığ Harput Av Hayvanları

a) KURT : Kurtla Tilkinin belli yer ve yurtları olmadığından hususi bir av tarzı yoktur. Bunlar ancak ya tesadüfen ve yahut kış mevsimlerinde Fak kurma suretiyle avlanır veya tüfekle vurulur. Kış günlerinde Kurtlara ve Kurt sürülerine sık sık tesadüf edilir. Kurtlar tehlikelidirler, bilhassa koyun ve keçi sürülerine saldırırlardı.. Bununla beraber Kurt, muztar kalmadıkça da insana saldırmazdı.

b) AYI : Evvelce Harput dolaylarında çok miktarda görüldüğü halde yıllardanberi görülmez olmuştur. Ancak Palunun Hamel ve Baban dağlarında ve daha ziyade civar vilâyetlerden Bingöl ve Tunçelin deki ormanlık bölgelerde külliyetli miktarda yetişir. Avı tehlikeli olduğu ve derisi de para etmediği için pek de takip edilmez olmuştur.

c) TİLKİ : Harput dolaylarının belli başlı av hayvanlarından biri olup avcıları, saatlerce arkasından koşturduğu için avcılar bu âva pek rağbet göstermezler. Bununla beraber ekili tarlaları tahrip ve bilhassa dağlarda, Keklik yumurtalarını ve kuluçkada yatan dişi Keklikleri parçalayıp yediklerinden dolayı Keklik neslinin azalmasına sebebiyet verdiklerinden dolayı zararlı hayvanlardan sayılırlar. Köylüler tarafından bazan çok zorlukla tüfekle ve çok defa da zehirlemek suretiyle âvlanır… Bir zamanlar postu Avrupa, Amerika ve Almanya’da çok para ettiğinden binlerce Tilki derisi ihraç edilir ve memlekete büyük miktarda döviz sağlardı. Çünkü saydığım ülkelerde hiç bir kadın yoktu ki, kış mevsiminde boyunlarında bir veya iki Tilki postu olmasın… Bu gün için modadan düşmüş ve bu yönden memlekete giren dövizin de ardı kesilmiştir. Bir zamanlar, Elazığ avcılar kulübü, Tilkilerle mücadele kampanyası açmış ve bir tilki kuyruğu getirene Yönetim Kurulu kararıyla parasız av malzemesi verilirdi.

d) DAĞ KEÇİSİ : Bu hayvana, Harput ve dolaylarında «Geyik» ismi de verilir. Bir zamanlar Harput’un Karataşında ve Kürtemiiğin Bal taşı denilen yalçın kayalıklarında ve Hanköyü nahiyesine bağlı Pulutlu ve Hamuşağı köylerine bağlı Ziyaret taşlarında ve sonra Tunceli vilâyetine bağlı Mazgert ve dolaylarında fazla miktarda Dağkeçisine tesadüf edilirdi; Bu gün için yine buralarda azımsanmAyacak derecede mevcudu vardır.
Hoş’un Sekü köyünden Bekir çavuşla, Karaçor nahiyesine bağlı Beştek köyünden diğer Bekir, bu iki meraklı avcı başlıca Dağkeçisi avında şöhret yapmışlardı.

İlgili Makaleler

e) Kunduz ve PORSUK : gibi av hayvanları bu gün için hiç de kalmamıştır. Kunduz, bir zamanlar derisinin yüzünden çok makbul bir av hayvanıydı.

f) YABAN DOMUZU : Bazı dağ köylerinde mevcut olup köylülere ve Ziraatçilere son derece zarar vermektedir. Bunların derileri kalın ve sert olduğundan bizim av tüfekleriyle avlanmalarına imkan yoktur, ancak Mavizerle öldürülebilinir.

Yakınlarımdan Elazığ Lisesi öğretmenlerinden sayın Sırrı Aktok bir mektubunda derki, 27/2/1963 günü arkadaşlardan Atik Erbaş ve Ziraat memuru Hüseyin Alptekin ile Çemişgezek’in Sekerek köyüne keklik âvına gitmiştik.. Köye yakın ormanlık bir yamaca tırmanırken meşenin dibinde manda büyüklüğünde bir domuz uyuyordu. Elimizdeki tüfeklerle ateş etmeyi muvafık bulmadık; Çünkü ölmezse üzerimize saldırması ihtimali vardı.. Ayak ve konuşma seslerimizden uyanan domuz, yüzlerimize baka baka yanımızdan uzaklaştı, bizler de arkasından bakakaldık.

g) SANSAR : Bir zamanlar Harput ve dolaylarında külliyetli miktarda bulunur bir av hayvanı olduğu gibi, Çapakçur (Bingöl), Palu, Karakoçan, Kiği gibi muhtelif dağlık bölgelerde ve kayalıklarda bolca yetişir, yine buralarda yaşardı. Gündüzleri yatağından ayrılmaz, faaliyetini ve karnının doyurulmasını gecelere bırakırdı. Bu yüzden başka suretle âvlanamaz, ancak Fak’a (Tuzak) düşürülmek suretiyle yakalanırdı. Postu, pek makbul ve çok da pahalı olduğundan elde edilen deriler, elden ele geçerek ecnebi memleketlere ihraç edilir ve memlekete mühim miktarda döviz sağlardı. Sansar derilerinin 3 – 4 veya daha fazlası bir araya gtirilerek kadınlar omuzlarına atkı halinde alır ve soğuktan korunurlardı.

h) TAVŞAN : Memleketimizin Ova ve dağlık bölgelerinde bulunan bir av hayvanıdır. Yılda üst üste bir kaç defa yavruladığı için de çoğalır. Tavşanın eti yenildiği gibi derisi de bir zamanlar ihraç maddeleri arasında önemli yeri vardı.

Sonbahar yağmurları başlayınca Tavşan avı başlar, Ocak sonuna kadar devam ederdi. Tavşan avlan, çok enteresan ve aynı zamanda çok da neşeli ve heyecanlı olurdu. Bu avcıların mutlak surette birer de Tazıları bulunurdu. Bu avlar, tek veya bir kaç avcı birleşerek âva çıktıkları gibi 10 -15 avcının adeta saff-ı harp nizamında sıralanarak bütün bir bölgede Tavşan yataklarım, köpeklerini salarak arama ve taramaya koyulmaları ve Tavşanları yataklarından kaldırarak Tazılara bırakmaları cidden çok Şanlı ve aymzamanda çok da heyecanlı olurdu. Sonra Tavşan avlan, çok defa da atlı olarak takip edilirdi ki, bu da başka bir manzara yaratır ve o dakikalarda insamn ömrü durur gibi neş’e ve heyecan içinde kalınır, yakalanan Tavşanlar, Tazıların ellerinden alınarak hemen boğazlarından kesilirdi.. Karlı arazi üzerinde Tavşanların yatakları, izlerinden daha kolaylıkla bulunurdu.

Kaynak: İshak Sungoroğlu-Harput Yollarında