Genel KültürMimari

Geleneksel Türk Halk Mimarisinin Özellikleri Nelerdir?

Geleneksel Türk halk mimarisinin özelliklerini; yapıların usta-çırak ilişkisi içinde yetişen kişiler tarafından inşa edilmesi, yapı sahibinin inşa sırasında bizzat çalışması, sofa merkezli olması, coğrafya ve iklime bağlı olarak malzeme tercihi ile tercih edilen bu malzemenin bölgenin dokusu ile bütünlük sağlaması, yapı sahibinin ve bölgenin ekonomik uğraşılarına göre şekillenişi, bahçe içerisinde bulunması, inanç değerleri, ev sakinlerinin büyük aile özelliği göstermesi ve buna bağlı olarak yaşam alanları oluşturması, komşuluk ilişkilerinin şekillendirmesi, kiler ve ambar gibi depolama ihtiyacı duyulan anlayışlar şeklinde sıralayabiliriz. Türk halk mimari geleneğinde öne çıkan özelliklere, yapıların eğimli arazi üzerine kurulması, ana yapının ve yardımcı yapıların son derece fonksiyonel olması, sağlamlık ve estetiğin gözetilmesi, ahşap malzemenin ağırlıklı kullanılmasından dolayı esnek olmaları eklenebilir.

Geleneksel mimarinin kuramsal olarak karşıtlık ilkesi üzerine kurulu olduğunu öne süren değerlendirmelerin yanı sıra dini anlayış ve kabullerin şekillendirdiği ve etnik-millî kültür bağlamında yaşam tarzının evrimi doğrultusunda şekillendiğini ifade eden çalışmalar da vardır. Ancak yapılan saha araştırmaları ve incelenen evlerin, bu değerlendirmelerin tamamına örnek olacak nitelikte yapılar olduğu sonucuna varılmaktadır.

Günümüzde geleneksel mimari niteliği taşıyan yapıların daha çok kırsalda ve az nüfuslu yerleşimlerde bulunduğunu ve üretimine devam edildiği; kentlerde bulunan yapıların ise bir kısmının Eski Eserler Koruma Kanunu kapsamında yaşatılmaya çalışıldığı ve yeni halk mimarisi yapılarının üretilmediği bilinmektedir.
İnsanın barınma ihtiyacını karşılayan yapıları, geleneksel halk mimarisi bağlamında değerlendirildiğimizde, bu yapıların barınmanın ötesinde, kültürün şekillendirdiği bir yaşam alanı olduğu görülecektir. Doğanın verdiklerine karşı, insanın üretimi olarak kültür, mimari yapıların şekillenişinde de etkili olmuştur. Ağaç kovuğu ve mağaralardan, taşınabilir barınaklara, kolay üretilebilir yapılara, malzeme ve teknik açıdan uzun ömürlü yapılara doğru bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu dönüşümün, kültürü oluşturan tüm özellikler ve değerlerden etkilenerek gerçekleştiği de aşikârdır.

Geleneksel halk mimarisini barınma ihtiyacının ötesinde bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir. Doğan Kuban, Türk şehrinin adsız kahramanları olarak adlandırdığı ev olgusunu, mekân kullanımı ve şekillenmesindeki ortaklıkların ortaya çıkardığını belirtir. Dini imar plânı anlayışının da Necdet Sakaoğlu’nun Divriği de Ev Mimarisi adlı eserine atıf yapılan çalışmada, kıble faktörünün hayatın her yönüne etkisine değinilmiştir. Ayrıca Türk mimarisinde arsa konumu, mahremiyet ve güvenlik özelliklerinin de sıralandığı çalışmada, şehirdeki mimarinin oluşumu anlatılmaktadır.

Göçebe geleneğinin geleneksel mimari yapılardaki yansımasını, otağların konumlandırılması ve merkez-çevre bağlamında değerlendirerek, iç mekân olan sofanın ve sofaya açılan odaların bu geleneği devam ettirdiği yönündeki görüşler mevcuttur. Bu hali ile sofa, konumu ve işlevi itibariyle merkezi yapıyı temsil eder ve aynı zamanda bir geçiş/servis alanıdır. Sofaya açılan her bir oda, otağ’ın etimolojik kökenine yapılan atıfların yanı sıra birer çekirdek ailenin yaşayabilmesini mümkün kılmaktadır. Her odada bulunan gömme dolaplar ki geleneksel halk mimarisinde vazgeçilmez bir özellik olarak karşımıza çıkar, bu dolaplar içinde gizlenmiş, mahremiyetin ve içe dönüklüğün odalardaki ifadeleri abdesthane, gusülhane, banyoluk yanı sıra ısınmanın sağlandığı ocaklar odaları çekirdek ailenin yaşadığı küçük birer ev konumuna sokmaktadır. Anadolunun birçok yerinde odaya ev denilmesinin sebebi de burada aranmalıdır.

Göçebe geleneğini devam ettirdiği düşünülen bir başka tespit ise, halk mimarisi yapılarının yazlık ve kışlık kat ya da odalar şeklinde karşımıza çıkmasıdır. Yazlık kat ya da odalar, evin durumuna göre ilk ve üst katlarda olabileceği gibi tavanlarının yüksekliği de göze çarpar. Bu özellik hava dolaşımını hızlandırarak içerinin serinliğini sağlamaktadır. Buna karşın pencerelerin küçük, duvarların kalın ve tavanların alçak yapılması soğuk iklim ve bölgelerin tercihidir.

Geleneksel halk mimarisinin genel özelliklerini sıralarken dinin etkisinden bahsetmiştik. Dini/tasavvufi anlayışın kullanılan malzemeye yansıması, kalıcı ve gelip geçici özellikte aranabilir. Geleneği, kültürün kendini koruma refleksi olarak kabul eden Ayvazoğlu, geleneksel mesken mimarisinde kullanılan dayanıksız malzemenin fâniye ait olmasına karşın, baki olan/olması gereken mimarinin dini ve sosyal mekânlar olduğu tespitini yabancı bir gezginin görüşünü destekleyerek yapmaktadır . Dinin, mimari şekillenmeye katkısı olarak yapıların içinde bulunan kıblegâhlar başka birer örnektir.

Geleneksel halk mimarisinin şekillenmesine etki eden bir diğer faktör, suyun yapıların içine kadar taşınabilmiş olmasıdır. Tuvaletin çeşitli sebeplerle yapıların dışında yardımcı yapı olarak inşa edildiği dönemlerde su ihtiyacının avlu, bahçe gibi özel alanlardaki çeşmelerden ya da sosyal mekân özelliği de gösteren ortak kullanıma açık çeşmelerden taşınarak sağlandığı bilinmektedir. Ancak su ve yanı sıra elektriğin yapıların içine taşınarak hayatı kolaylaştırdığı dönemde, tuvalet yapının içine taşınmış, mutfak, banyo gibi bölümlerin yapıların şekillenişinde de etkisi olmuştur.

Geleneksel halk mimarisi deyince aklımıza gelenler kuşkusuz konut meskendir. Ancak bu kategorideki konutlar yardımcı yapılar ile birlikte bütün oluştururlar. Fırın, tandır, ocak gibi kimi zaman konutun içinde yer alan bu yapılar, kimi zaman da yapının dışında ama ulaşımı ve kullanımı en kolay olacak şekildedir. Ekonomik uğraşın şekillendirdiği ahırlar da aynı şekilde yapıdan ayrı olabildiği gibi yapının içinde de yer alabilir. Yapının giriş katında bulunan ahırların, konutun ısınmasına katkısının yanı sıra, hava muhalefetinin fazla olduğu bölge ve iklimlerde insanların hayvanlarına rahatça ulaşabilmesini mümkün kılmaktadır. Hatta evin içinden yatay kapaklarla kapatılmış merdivenlerle ahıra geçiş sağlanmaktadır. Elinizdeki çalışmada yer alan örnekler Türkiye ile sınırlıdır. Ancak geleneksel Türk halk mimarisi coğrafi olarak Türkiyeye sıkıştırılmamalıdır.

Hatta bu görüşü daha iddialı bir yaklaşımla değerlendiren çalışmasında Tayla, Anadoludaki bu mimari örneklerine sahip çıkılıp korunmadığı takdirde, Türk mimarisini görmek için Balkanlara gidilmesi gerekebileceğini ifade etmiştir . Bu bağlamda kültürün siyasi sınırlara sığdırılamayacağı düşünüldüğünde, geleneksel mimari, Osmanlı coğrafyasında işlev, teknik ve diğer özellikleri ile aranabilecektir.Sözünü ettiğimiz coğrafyada görülen, geleneksel yapıların Türk evi olarak tespit edeceğimiz örneklerinde, cumba diye de bilinen çıkmalar görülür. Çıkmalar evin sokağa açılan parçalarıdır. Aynı zamanda sokağı üç cepheden görebilen çıkmalar, egemenliğin ifadesi olarak da kabul edilirken, güvenlik açısından da önemlidirler. Çıkmaların bir başka özelliği ise mahremiyet ihtiyacına göre şekillenişidir. Dışarıdan ızgara kafes ile evin içinin görülmesi engellenmektedir.

Türk halk mimarisinde, gayr-i Türk ve gayr-i Müslim unsurlarla karşılıklı etkileşimden de bahsedilebilir. Bu etkileşimi mimarinin evrim çizgisinde izah eden bir çalışmada, 19. yy da batılı etkiden kaynaklanan şehirleşmede dış denetim söz konusu iken geleneksel yapının kendine özgü iç denetimi benimsenir tespiti yapılmıştır. Aynı çalışmada ev mimarisinin anıtsal mimariyi kapsayan bir tarihsel süreçte değerlendirebileceği ifade edilmiştir. Bu yorum kuramsal olarak mümkün olmakla birlikte, bu çalışma geleneksel mimari örneklerini anıtsal mimarinin dışında kalan, sivil mimari diye de tanımlanan halk üretimleri yapıları üzerinden yürütüldü. Nitekim anıtsal mimari devlet eli ile gerçekleştirildiğinden, kapsam ve sınırlılıklarımız dışında kalmıştır.

Tüm bu değerlendirmelerin sonunda mimari üretim gerçekleştirilirken kimi uygulama ve inanışlar (inşaatın temeline kurban kesilmesi, dua edilmesi vb.), yapıların iç ve dış tasarımlarında kullanılan inanç yansımaları (geyik boynuzu, at nalı, nazarlık vb. asılması), yapı bölümlerinin işlevlerindeki sayısız örnek ile geleneksel halk mimarisi, somut olmayan kültürel miras örneği olarak günümüzde yaşamakta, modern kentlerdeki modern yaşam alanlarına aktarımları da hem kültürel hem sosyal olarak devam etmektedir.

Kaynak: Gazi Ünv. Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları- (Türkiye’de 2003 Yılında Yaşayan Geleneksel Mimari) Kitabı. Hazırlayanlar: M. Öcal OĞUZ, Ezgi METİN, Fatih MORMENEKŞE

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir