Genel KültürEdebiyat

Hiciv Ne Demek? Edebiyatta Hiciv Anlamı

Hiciv Nedir? Bir kişiyi, kurum ya da topluluğu, toplumu alay ederek eleştirmek, yermek, aşağılamak ve gülünç duruma düşürmek kasdıyla yazılan, genellikle manzum metinlere verilen isim.

Hicivde, hedef alınan kişi ya da kurumu, toplumu acımasızca eleştirme, bunu yaparken gülünç olanı da öne çıkarma duygusu hakimdir. Hiciv yazan (heccav), yazdıklarında egosunu öne çıkarma kaygısı taşısa da asıl amacı, toplumsal hayattaki çarpıklıkları, kötü gidişatı; kurum ve kuruluşlardaki aksaklıkları; yöneticilerin haksızlıklarını, kişilerin hoşa gitmeyen ve genel ahlaka aykırı tavır ve davranışlarını yermek ve alaya almaktır.

Hicivde mizah, mübalağa ve eleştiri ölçüsüz bir şekilde yer alır çokluk. Kara mizah ifadesi, hicvi oldukça iyi açıklayan bir tabirdir.

Alaya alarak yeren her metin hiciv değeri taşımaz. Bu türden bir metnin bazı nitelikleri haiz olması gerekir.

Prof. Dr. M. Orhan Okay, bunları şöyle özetler: “Hiciv türünde bir eserin edebî değeri olması için zekâ ve nükte unsuru taşıması, zarif ve ince çağrışımlara açılması, mecaz, teşbih, istiare, mübalağa, hüsn-i ta’lîl, tecâhül-i ârif gibi edebî sanatlan ihtiva etmesi gerekir. Bununla beraber özellikle kişileri hedef alan hicivlerde sempati ve şaka ile takılmaktan başlayarak tenkit ve muaheze [çıkışma, azarlama] ile şiddetini artıran ve giderek alay, tahkir ve küfre kadar varan ifadelere rastlanır. Bu sonuncuların çoğunda da cinselliğe dayanan galiz sözler yer alır. Bu sözler hedef aldığı kişide gülüp geçmeden başlayarak incinme, kırılma, hakarete uğrama gibi etkiler bırakır.”Dozu iyi ayarlandığı ve içinde doğruluk payı bulunduğu sürece, hiciv çok tesirli bir anlatım tarzıdır. Buna karşılık denir ki “hiciv, mesut adamın silahı değildir. Istırap, kin, nefret ve öfke ile dolu olanların silahıdır.”

Bir hazâkatzedeyim, midemi tıb tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu aciz bedenim
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu cihan sanki etibba haşere.
Neyzen Tevfik

Mizah ve hiciv zaman zaman birbirine kanştırılsa da, mizahta biricik amaç güldürmektir. Mizahın konusu yaşanan hayata tekabül etmeyebilir; yani uydurulmuş, kurgulanmış bir çok olay mizaha konu olabilir. Hiciv ise bir tarafıyla gerçeği yansıtır, yaşanan hayattan ilham alır. Tenkit ve uyarıyı öncüleyen hiciv didaktik bir karakter arzeder. Bu yapının dışına çıkan, “lirizm ırmağının coşkun bir kolu” olan hiciv örnekleri çok azdır.

Eski Türk edebiyatında, bir kimseyi yermek, olumsuz bir gidişatı eleştirmek amacıyla yazılan manzumelere hicviyye adı verilirdi. Bu tür metinlerde, abartılı bir dil kullanılır ve hicvedilen kişi yerin dibine batırılmaya çalışılır. Şeyhinin Harnâme’si, Fuzûlinin Şikayetnamsi, Nef î’nin Siham-ı Kaza’sı bu meşhur eserlerdir. Halk şiirinde ise hiciv türündeki eserlere taşlama denir.

Hiciv ve Mizah Edebiyatımız

Kavgalar, zulümler, kötülükler, çirkinlikler kardeşim.. Şu güneşin altında, hiç bir zaman ebedî olmamışlardır. (Mevlânâ)

Tarihten öğreniyoruz ki, haksız yönelimle hüküm süren diktatörler, müstebitler, toplum düşmanları ve yaptıklarını beğenmeyen kusurlu insanlar, daima hicivden ve mizahtan korkmuşlardır- Çünkü bundan, bin yıl önce Fars şairlerinden Ebû Şekûr Balhi, bu gerçeği şöyle açıklamıştı:
«Şiir mimberi de devirir, sarayı da…»

İnsanlarda ahlâksızlıklara, haksızlıklara ve sömürücülüklere karşı koymak arzusu, bitmek tükenmek bilmeyen bir gereklilik halindedir.

Hiciv ve mizah türünde eser vermiş, nesillerin ilgi ve sevgisini kazanmış edip ve şairlerimizin hâtıraları edebiyatımızda çok önemli bir yer tutar.

Divan edebiyatımızda büyük şair diye gözümüzü kırpmadan sarılacağımız bir kıymet bulmak müşkül ise de, eski şairlerimizin  felsefe ve mantık hükümlerini, nefis ve unutulmaz ifadelerle yaşatan şiirleri yanında, fikir ve söz kısırlığı içinde çırpınan yeni şiirimiz, edebiyatımıza âdeta hazin bir çöküş devri getirmiştir.

Bizde mizahtan korkanlardan II. Abdulhamit, 33 yıllık saltanatı süresince, çeşitli yollarla mizah gazetelerini kaldırmağa çalıştıysa da başaramadı. Meclise mizah gazetelerini yasaklayıcı tasarı getirtti, ancak meclis kanunu çıkarmadı. Fakat Abdülhamit sansür koyunca 32 yıl, Türkiye’de mizah gazetesi yayınlanmadı.

Meclis-i Mebusumu 1294 (1877) yılı Rebiülaharının 23 üncü günü yaptığı toplantıda, mizah gazeteleri hakkındaki görüşmelerin bir kısmım zabıtlardan birlikte okuyalım:

Rasim Bey Lâyihada «Mizahî gazete neşri yasaktır» deniliyor. Sebebi bu gazetelerin edebe mugayir olması, imiş. Edebe mugayir olmayanlar için ruhsat vermelidir.

Hüdaverdi Efendi Londra’da, Paris’te, Berlin’de, hâsılı her yerde bu gazeteler vardır. Bunlar hisse alacak yolda, nükteli şeyler yazarak halkı terbiye- ederler. Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da mizahî gazeteler bulunsun.

Macit Bey (Matbuat Müdürü) Mizah gazeteleri lüzumsuz, faydasız olduktan başka zararlıdır da. Soytarılığın lüzumu yoktur,, yâvegûluğun keza. Vakıa Avrupa’da mizah gazeteleri vardır, fakat biz onları taklide mecbur değiliz.

Hasan Fehmi Paşanın Cevabı:

Hasan Fehmi Efendi (Paşa) Şimdiye kadar neşredilen mizah gazetelerinden ne zarar gördük? İnsan bir tüfek atarsa birini öldürebilir. Bu ihtimalden dolayı tüfeği ortadan kaldıramayız. Başka memleketlerde bulunmasa bile biz kendimiz mizah gazetesi çıkartmalıyız. Her vakit ciddiyetle uğraşmak yorgunluk verir. Avrupa’ya nisbetle çok gerideyiz. Fakat yirmi senede pek çok terakki ettik. Bu, matbuat sayesindedir. Ben mizah gazetelerinde hiç bir zarar göremem.
Solidi Efendi Mizah gazetelerinin lüzumu malûmdur. Ciddi gazetelerin yapamadıklarını bunlar görürler.
Kozanlı Mustafa Efendi Mizah gazeteleri şer’an yasaktır.
Vesilaki Efendi Mizah gazeteleri yalnız Rusya’da yasaktır, biz. de Rusya gibi mi yapacağız?
Mizah Gazeteciliği soytrılıkmış!…
Tekrar söz alan Macit Bey şunları söyledi:

Gazetecilik bir nevi hocalık demektir. Hiç insan soytarı hoca ister mi? Geçmişte bazı insanlar kendilerini deli göstererek hakikatleri ifade ederlerdi. Şimdi buna lüzum yoktur. Çünkü hürriyet ve adaleti padişahî var. Gazetecilik ciddî şeydir, kimse soytarılık istemez. Yalnız bizde değil, bütün medeni memleketlerde mizah gazeteleri haysiyetlerini muhafaza edememiştir.

Hasan Fehmi Paşa: Çıkan bir yazıdan iki kişi müteessir oluyor diye 98 kişi malınım edilemez. Gazete, ne şekilde olursa olsun, öğreticidir. Halbuki Karagöz hiç bir şey öğretmez. Vaziyet böyle iken Karagöz’e dokunmayıp mizah gazetesi çıkanl-masının yasak edilmesi isteniliyor. Bunda adalet yoktur.

Mizah gazetelerinde bazı fena resimler ve yazılar bulunabilir. Gazeteyi neşredenler bundan dolayı ceza görürler… Pek çok zevat ciddi gazete okumaz, mizah gazetelerini tercih eder. Her vakit uğraşmaktan tabiî yorgunluk gelir. Mizah gazeteleri, başka memleketlerde olmasa bile bizde bulunmalıdır. Yirmi sene evveline nisbetle çok terakki ettik. Bu matbuat sayesindedir.

Solidi Efendi : Mizah gazetelerine lüzum vardır. Komedya ile mizah yeryüzünden kalkarsa fenalığı tepelemek için elimizde silâh kalmaz.

Diğer bazı mebusların mütalâalan dinlendikten sonra imzalı gazetesi neşrinin men’i kabul edilmedi.
Bunun üzerine Abdülhamit sansür koydurarak mizah gazetelerinin çıkmasını önledi, o zaman mizah gazeteleri yurt dışında çıkarılarak Türkiye’ye gönderilmeğe başlandı.

Bunlar arasında Paris’te Hayal, Londra’da Hayal, İngilterede Dolap, Cenevre’de Bebe Ruhi, Tokmak, Kâhire’de Pinti, Abdülhamit, Curcuna ve Deccal gazeteleri bulunmaktadır.

Tanzimattan sonra, en koyu baskılara rağmen kişisel yönetime, istibdada, adaletsizliklere karşı Namık Kemal,. Tevfik Fikret, Eşref ve Neyzen Tevfik mertçe haykırdılar ve heyecan yarattılar. Şiirleri elden ele, defterden deftere geçerek hafızalara yerleşti.