Nedir

İnsanın Yaratılış Gayesi Nedir

İnsanın Yaratılış Gayesi

Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Allah (cc), insanoğlunu ancak kendisine kul­luk etmesi için yaratmıştır. Nitekim bu husus Kur’an’da da vurgulanmıştır. İlk insan Hz. Adem’in yaratılışı Cennette gerçekleşmiştir. Fakat şeytan Adem’i ve eşi Havva’yı kandır­mış, bunun neticesinde de Allah (cc) Adem ile Havva’yı cennetten çıkararak yeryüzüne indirmişti O zamandan beri artık insan yer­yüzünde yaşar, orada ölür, oraya defnedilir ve hesaba çekilmek üzere ikinci defa yine top­raktan diriltilecektir: “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.”
İnsan yeryüzündeki yaşam sürecinde kendisinden istenilen görevleri yerine getirip getirmemekle, şehevi arzularına, dünyanın aldatıcı şeylerine kapılıp kapılmamakla sı­nanmaktadır. Kıyamet gününde de, bu dün­yada yaptıklarının karşılığını görecektir. Bu hususa Kur’an’da şöyle değinilir: “Mutlak hü­kümranlık elinde olan Allah, yüceler yüce­sidir ve O’nun her şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sına­mak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”
Yine Kur’an’da belirtildiği üzere dünya hayatı bir süs, oyun eğlence ve imtihandan başka bir şey değildir:
“Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzün­deki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir süs yaptık. (Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapa­cağız.”
Biliniz ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği, ziraatçilerin hoşuna gi­der. Sonra kurur da sen onun sapsarı ol­duğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahrette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya ha­yatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”
Dolayısıyla akıllı kişi dünyada yapması gereken şeyleri iyi düşünen ve eylemlerinin doğru dürüst olmasına son derece dikkat eden kişidir. Ve yine o sadece Allah rızasını gözetir ve hayırlı şeyleri hedefler. İşte bu kişi hesap gününde amel defterini sağ tarafından alır, yaptıklarının karşılığında güzel mükâfaat elde eder, gayretinin meyvesini toplar ve ge­nişliği yer ile gökler kadar olan, kendisi gibi müttakiler (Allah’a karşı sorumluluğunun bi­lincinde ve O’nu ta’zîm ile O’ndan korkan ki­şiler) için hazırlanmış Cennete girer.

Ancak doğruluk ve dürüstlüğe, helal ve harama önem vermeksizin sadece şehevî ar­zularını gerçekleştirmekten başka bir şey dü­şünmeyen kişi ise kıyamet günü amel defte­rini sol tarafından alır ve Cehennem o kişinin barınağı olacaktır ki söndükçe ateşi yeniden alevlendirilecektir.

Hayırlı ve güzel olan şeyler herkes için açık seçik ve hiç kimseden gizli olmayan şeylerdir. Bazı insanlar aklını rehber edinir, yapacağı işi iyice düşünür ve hakkın peşinden giderler. İşte bunlar Allahın kendilerini hida­yete erdirdiği ve hem dünyada hem de ahirette mut­luluğa ulaştırdığı kimselerdir. Fa­kat bir ta­­­kım insanlar da vardır ki yapıp ettik­lerini iyic­e düşünüp tefekkür etmeksizin bâtı­lın peşine takılırlar, Allah böylelerini dünyada mutsuz kılar, öbür alemdeki yerleri de içinde ebedi kalacakları cehennemdir.
Bütün kainatı ve içindekileri yaratan, di­riltip öldüren ve bütün canlıların rızkını veren Allah’tır. Öldükten sonra da insanları yeniden diriltip dünyada yaptıkları hayırlı ve şerli amellerine göre onları hesaba çekecektir. Müslüman bunların bilincindedir olan ve bu hususta en ufak bir şüpheye kapılmaz.
Allah’ı bütün eş ve ortak koşulan şeyler­den tenzih edip sadece O’na kullukta bulu­nan kimseler, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği gerçek müminlerdir. Fakat öyleleri de vardır ki bir takım şeyleri Allah’a eş ve ortak koşarlar, O’na oğul isnat ederler ve hatta Al­lah’ı baba-oğul-kutsal ruh üçlüsünden baba olarak kabul ederler. Ayrıca inek ve putlara tapanların yaptıkları gibi, hayvanlara tapanlar da vardır ki bütün bu davranışlar çok garip şeylerdir. Çünkü bu saydığımız davranışları sergileyenler en başta Allah’ın eksikliklerden tenzih edilmesi ilkesine aykırı davranmış olu­yorlar. Acaba nasıl oluyor da Allah’ı onun ya­ratıklarından biri gibi kabul edip ona oğul is­nat edebiliyorlar? Ve yine acaba nasıl oluyor da anlama ve konuşma yeteneği olmayan, en ufak bir fayda ve zarar vermeye güç yetire­meyen hayvanlara ya da cansız varlıklara ta­pıyorlar. Böyleleri, Allah’ın kendilerine gazap­landığı insanlardır ve Allah onlar için cehen­nemi hazırlamıştır, orası ne kötü bir yerdir.
Hoşa gitmeyen çirkin işler, bünyelerinde şerri barındırırlar. Bu hususta insanlığın ge­neli müttefiktirler ve bunları reddedip ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Zina, yalancılık, samimi olmayan davranışlar ve benzeri şeyler insanlığın çirkin gördüğü fiil­lerden sadece bir kaçıdır.
Allah’ın kendilerini hidayet ile İslâm yo­luna ulaştırdığı insanlar yukarıda birkaç örne­ğini verdiğimiz fiillerden ve insanı o fiilleri iş­lemeye sevk eden şeylerden kaçınırlar. Bu­nunla da yetinmeyip tamamen ortadan kal­dırmanın gayreti içinde olurlar ki onlar İs­lâm’a sımsıkı sarılmış iman erleridirler.
Bir de yukarıda belirtilen fiillerin çirkinli­ğini kabul edip ortadan kaldırılması gerekti­ğine inanan ancak bizzat kendileri onlara ze­min hazırlayan, alt yapı oluşturanlar var. Ör­neğin zinaya karşı çıkarlar ve zina yapanları kötülük ve fuhşiyatı işlemek ile nitelendirirler. Ancak bir yandan da kadın erkek karışımında bir sakınca görmezler. Kadınların açılıp sa­çılmasında ve ziynetlerini teşhir ederek yarı çıplak bir şekilde topluma çıkmasında onlara göre hiçbir sakınca yoktur. Hatta insanların içgüdülerini harekete geçirecek ve birbirlerine karşı körükleyecek şekilde kadınlarla erkekle­rin beraber oldukları törenler düzenlemekte de bir beis yoktur. Aksine, böyle merasimleri ilericiliğin ve gelişmişliğin simgesi olarak ka­bul ederler. Fakat gidişatı böyle olanlar her ne kadar kötülüklere karşı olduklarını söyle­se­ler de bizzat kendi uygulamaları insanları zinaya ve gayri meşru işlere sürükler, günah­tan kurtulma gayretlerinde samimi olmadık­larını, insanlığı bekleyen tehlikelerle müca­delede ih­laslı olmadıklarını gösterir. Bu tu­tum, Allah korkusu ve kıyamette hesap verme düşüncesi­ni içselleştirememiş, şeh­vetlerinin peşine takılıp içgüdülerinin esiri ol­muş ve İslâm’a sım­­sıkı sarılmayanların içine düştükleri bir tutumdur.
Mahmud Şakir
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı