Genel KültürDini Konular

Dinimize Göre Düğün ve Nikah Nasıl Olmalı?

Günümüzdeki zevksiz, renksiz ve donuk anlayışa karşı Asr-ı Saâdet düğünleri çok şenlikli ve canlı icra edilirdi. Hz. Peygamberin (s.a.s.) aşağıda vereceğimiz tatbikatı, günümüzün bir uçta matem havası estiren mevlitli, ağdalı; diğer uçta kimliğimizle hiç ilgisi olmayan danslı, balolu düğün anlayışının nasıl olması gerektiğine ışık tutacaktır.

İslam İnancına Göre Görüşme Nasıl Olmalı?

Hayat boyu beraberlik hedefiyle bir araya gelecek olan kişilerin birbirlerini görmeden, tanımadan evlenmeleri düşünülemez. Tarafların birbirlerini tanımadan yapacakları bir evlilik, aile kurumunun esas maksatlarını da gerçekleştiremez.

Evlilik ilişkisini daha sağlam bir zemine oturtmak için İslam, önceden görmeyi ve bir dereceye kadar görüşmeyi önermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.), bir kadınla evlenmek isteyen Muğira b. Şu?beyz onu görüp görmediğini sormuş, görmediğini öğrenince Git onu gör. Çünkü bu, ileride mutlu olabilmeniz, birbirinize ısınabilmeniz için en iyisidir buyurmuştur. Yine bir mübarek sözünde daha belirgin bir biçimde şöyle buyurmuştur: Bir kadınla evlenmek istediğiniz zaman onun kadınsı niteliklerine bakabilirseniz bakın.

Hadislerin erkeklere hitap etmesi, görmenin sadece erkek tarafın hakkı olduğu anlamında algılanmamalıdır. Evlilik rızaya dayanan bir akit olduğuna göre, kadının da neye razı olduğunu bilmesi tabii hakkıdır.

Evlilik niyeti taşımayan normal durumlarda, birbirleriyle evlenmeleri hukuken mümkün olan karşı cinslerin birbirlerinin mahrem yerlerine bakmaları, haram kılınmışken, samimi evlenme niyeti bulununca belli sınırlamalarla buna izin verilmiştir.

Fukahanın, sadece el ve yüze bakılabilir şeklindeki dar içtihadı ile bütün bedenine bakabilir şeklindeki geniş içtihadı arasında, evlenilmesi planlanan karşı cinse bakmanın ve onunla görüşmenin ölçüsü hakkında özetle şunlar söylenebilir: Taraflar birbirlerinin fizikleri hakkında fikir verecek yerlere bakabililer. Evliliğin asıl maksadı cinsellik olmadığına göre, görme konusunda haddi aşmak da doğru değildir.

Evlilik öncesi görüşme konusuna eklenecek bir önemli nokta da, bu görme veya görüşmenin, tarafları rencide etmeyecek tarzda olması ve bir de tarafların yalnız başlarına bırakılmamalıdır. Bu iş, yakınlarında üçüncü kişilerin bulunduğu ortamlarda yapılmalıdır. Bu hassasiyete dikkat edilmesi şartıyla tarafların görüşüp konuşmaları caiz olacaktır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), ?Sizden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi (kendi yakını) olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncü kişileri şeytan olur.? buyurmuştur.)

İslam İnancına Uygun Nikah Nasıl Olmalı?

Nikâh akdinden önce geçirilen bir evre olan nişanlanma, birbirlerini gören iki tarafın karşılıklı olarak evlenme vaadinde bulunmasıdır. Bir erkekle bir hanım, ileride birbirleriyle evleneceklerine dönük niyelerini dile getirince nişanlanmış olurlar. Böylece nikâh anına kadar sürecek olan nişanlılık hali de hukuken başlamış olur.

Nikâhtan önce böyle bir ara dönemin meşru kılınmasındaki maksat, ileride bir yuva kuracak olan iki tarafın diğerini tanıması ve doğru karar verebilmek için bir düşünme fırsatını kullanmalarıdır. Bu maksat, ailenin daha sağlam temellerle kurulmasına fayda sağlayacaktır.

Nişanlanma, daha sonraki bir zamanda gerçekleşecek olan evliliğe dönük bir vaad yani söz verme olduğu için onu bizzat evlenme demek olan nikâh ile karıştırmamak gerekir. Zira her ikisi de ayrı hükümlere sahip ayrı süreçlerdir. Bu sebepledir ki, nişanlanmış kişiler nikâh kıyılıncaya kadar birbirlerine yabancıdırlar. Sadece nişanlanmakla nikâh meydana gelmeyeceğinden kız ve erkek, nişanlılık devresinde iken birbirlerine helâl olmazlar.

Düğün merasimine kadar geçecek zaman diliminde kız ve erkeğin günaha girmeden görüşmelerini sağlamak amacıyla günümüzde nişanın hemen arkasından nikâh da kıyılmaktadır. Bir mahzurdan kurtulmak için yapılan bu muamele, telafisi çok güç zararlara sebep olduğundan doğru bir uygulama değildir. Çünkü nişanlılık, İslâm hukukuna göre taraflara evlenme mecburiyeti yükleyemediğinden her an bozulma ihtimaline açıktır. Dolayısıyla şu veya bu sebeple nişan bozulduğunda, nişanla beraber yapılan nikâh, genellikle resmî kaydı olmadığından aileler ve taraflar arasında husumete ve inatlaşmaya kurban verilmektedir. Bu sebeple nişan ve nikâh birbirinden bağımsız düşünülmeli ve nikâh ilerideki merasime kadar ertelenmelidir.

Söz kesme, şerbet içme, mehir üzerinde konuşup tespit etme vs. gibi örfe dayanan hususlar dışında nişanlanma konusunda İslâm hukuku iki noktada düzenleme getirmiştir. Birisi kimlerle nişanlanabileceği, diğeri ise nişanın bozulmasından doğan neticelerdir.
Birinci meseleyle ilgili olarak kısaca, evlenmelerinde hukuken sakınca bulunmayan kimselerin nişanlanabileceklerini söyleyebiliriz.

İleride ele alınacak olan evlenme engellerinden birine sahip olan taraflar birbirleriyle nişanlanamazlar da. Buna bir de Hz. Peygamberin (s.a.s.), Sizden biriniz kardeşinin söz kesip nişanlanmasının üzerine nişan yapmasın! buyruğuyla nişanlanmış kız veya kadınların istenmeyeceğini eklemeliyiz.

İkinci meseleye gelince, ulvî bir gayeye sebep olduğundan nişanın gerekçesiz olarak bozulması doğru bir davranış değildir. Bununla beraber her iki taraf da nişanı bozma hakkına sahiptir. Nişan bozulduğu anda taraflar birbirlerinden bağımsız hale gelirler ve nişan süresinde alınan verilen hediyeleri aynen iade ederler. Verildikten sonra değişikliğe uğramış hediyeler, değişikliğe uğramış şekliyle iade edilirken, harcanmak veya yenmek suretiyle elden çıkan hediyeler var ise, onların iade sorumluluğu da düşer.

Bu arada mehir olmak üzere nişanlılık devresinde kıza verilen şeyler de erkeğe aynı biçimiyle iade edilir. Kullanılmış veya elden çıkarılmışsa bedeli ödenir.

Nişanlılardan birinin ölümü halinde de mehir hakkında aynı hükümler geçerlidir; fakat hediyeler kabz edildikten sonra iade edilmez.

İslam İnancına Göre Düğün Nasıl Olmalı?

Yuvanın kuruluşunu adeta bir bayram olarak telakki eden İslam Peygamberi, bunun bir merasimle kutlanmasını istemiştir. Böylece herkes bu sevince ortak olacaktır.

Günümüzdeki zevksiz, renksiz ve donuk anlayışa karşı Asr-ı Saâdet düğünleri çok şenlikli ve canlı icra edilirdi. Hz. Peygamberin (s.a.s.) aşağıda vereceğimiz tatbikatı, günümüzün bir uçta matem havası estiren mevlitli, ağdalı; diğer uçta kimliğimizle hiç ilgisi olmayan danslı, balolu düğün anlayışının nasıl olması gerektiğine ışık tutacaktır.

Yetim kalmış bir kızı himaye edip büyüten Hz. Aişe (r.a.) daha sonra onu evlendirmiş ve kendi eliyle gelin gittiği eve yerleştirmişti. Döndüğünde merasimin nasıl yapıldığını Hz. Peygambere anlatınca Efendimiz farklı rivâyetlere şöyle buyurmuştur:

Ey Aişe! Sizin eğlenceniz yok mu? Çünkü Ensar eğlenceden hoşlanır.?

Gelinle birlikte tef çalıp şarkı söyleyecek bir cariye göndermediniz mi?  

Mabed el-Kaysın düğününde Hz. Peygamber (s.a.s.) damadın yanına gelerek Bir eğlence var mı?diye sormuştu.

Rubeyyi isminde bir sahâbî hanım anlatıyor:

Zifafa gireceğim zaman Rasulullah gelip içeri girdi ve sedirimin üstüne oturdu. Genç kızlar tef çalıp Bedirde öldürülen atalarımın iyiliklerini dile getiren şeyler söylemeye başladılar. O sırada birisi İçimizde yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var diye ikaz edince, Rasulullah O konuyu bırak, söylemekte olduğunu söylemeye devam et buyurdu.

Şunu da Muâz b. Cebel anlatıyor:

Hz. Peygamber (s.a.s.) Ensardan birisinin düğünündeydi. Kısa bir konuşma yapıp nikâhı kıydı ve Ülfet, hayır, bereket ve uğur üzere arkadaşınızın başı üzerinde tef çalın buyurdu. Onun üzerine tef çalındı. Genç kızlar, içinde badem ve şeker bulunan kaplarla gelip onların üzerine saçtılar. Oradakiler geri durup ellerini tabaklara uzatmayınca Hz. Peygamber kapışmıyor musunuz (Gelinin Başına Badem, Şeker Hurma Atma) buyurdu.

Bu nakiller düğünün neşe içinde eğlence ile geçirilmesinin işaretini vermektedir. Tabiatıyla bunlar, bağlayıcı şekiller değil, sadece örnek konumunda bilgilerdir. Her toplum kendi eğlence örfü ve düğün âdetlerini meşru çerçevede yaşatacak, mahallî zevkler ve canlılıklar muhafaza edilecektir. Hz, Peygamber?in günlerce düğün yemeği vermesi, Sudan?dan gelen halk oyunları ekibini eşi Hz. Aişe ile seyredip tempo tutması, O?nun bu noktalara gösterdiği yaklaşımı yeterince belirlemektedir.

Kaynak: Ahmet YAMAN / İslam Aile Hukuku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir