Genel KültürDini Konular

İslamiyette Allah İnancı Nasıldır?

Allah, İslamda, Tanrı’nın özel adı. Allah, Tanrı’nın İslam düşüncesinde esma-i hüsna olarak anılan 99 adından biridir, ama onların tümünün anlamlarını içerdiği için en üstünüdür.

İslam bilginleri, Allah adının hiçbir kökten türemediği, bir sözlük anlamı taşımadığı, dolayısıyla başka hiçbir dilde karşılığı olmadığı görüşünde genellikle birleşir. Ama dilbilimciler arasında en yaygın görüş Allah sözcüğünün, Tanrı anlamına gelen ilah sözcüğünün başına Arapça el-tanındığının (harfi tarif) getirilmesinden (el-İlah) türediği, ilk ünlünün yücelik belirtecek biçimde zamanla “e”den “a”ya dönüştüğü yönündedir.

Sözcüğün kökeninin, Sami dillerindeki en eski yazılı metinlerde tanrı anlamında kullanılan ve Tevrat’ta İsrail-oğullarının tanrısını belirten ya da El sözcüğüne kadar gidebileceği de belirtilmektedir.

Arapların İslam öncesindeki çoktanrılı dininde de öteki tanrıların üstünde bir yüce tanrı inancının yer aldığı ve onun için de Allah adının kullanıldığı Kuran’ın çeşitli ayetlerinde belirtilir. Gene Kuran. İslam öncesinde de Arapların, Allah adıyla andıkları yüce tanrının bütün evreni yaratıp düzenlediğine inandıklarını, onun adına ant içtiklerini, onu Kabe‘nin rabbi saydıklarını, öteki tanrılara ya da putlara kendilerini Allah’a yaklaştıracağı inancıyla tapındıklarını bildirir. Günümüzde yalnızca Müslümanlar değil, Hıristiyan Araplar da Tanrı için Allah adını kullanmaktadır.

İslamda Allah inancının temel ilkesi, onun bir {ahad) ve tek {vahid) oluşu, bir başka deyişle tevhid ilkesidir. Kişinin Müslüman sayılması için yeterli olan kelime-i şahadetin birinci bölümündeki kelime-i tevhid La ilahe illallah, “Allah’tan başka tanrı yoktur”) bu ilkeyi dile getirir. Tevhid inancını içerdiği için Hz. Muhammed’in Kuran’ın “üçte biri” değerinde saydığı Ihlas suresinde Allah şöyle nitelenir: “O Allah, birdir (ahad). Her şey ona muhtaçtır, ama o hiçbir şeye muhtaç değildir (samed)- doğurmamış ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey onun dengi değildir.” Buradaki “doğurmamış ve doğurulmamıştır” ifadesi, Allah’ın birliği ilkesini. Hıristiyanlığın üçleme ilkesiyle karşıtlık içinde tanımlamaktadır.

İslam düşüncesinde insanın Allah’ı, kendinde olduğu gibi, özünü (zat) kavrayacak derinlikte bilemeyeceği genellikle kabul edilir. Bu nedenle islam bilginleri, inananların Allah’a ibadet edebilmek için onu nitelendirmelerine olanak verecek sıfatlarını esma-i hüsnaya dayanarak belirlemeye çalışmışlardır. Bu sıfatlar arasında en önemlileri, tenzihi ya da selbi sıfatlarla subuti sıfatlardır. Tenzihi sıfatlar, Allah’a yakıştırılmayacak kavramları onun özünden ayırır. Bunlar, vücud (yokluğu düşünülememek), kıdem (varlığının başlangıcı olmamak), beka (varlığının sonu olmamak), muhalefetûn li’l-havadis (yaratılmışlara benzememek), kıyam bi-nefsihi (varlığı için başkasına gereksinimi olmamak) ve vahdaniyettir (ortağı olmamak). Bazı bilginler vücud sıfatını, Allah’ın özüyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle tenzihi sıfatlardan ayırarak, tek başına sıfat-ı nefsiyye başlığı altında anarlar. Allah’ın özü gereği ne olduğunu belirten subuti sıfatlar ise hayat, ilim, irade, sem (işitme), basar (görme), kudret, kelam (konuşma) ve tekvindir (yaratıcılık).