Kültür

İstanbul Boza

Boza. sonbaharın soğuk günleriyle birlikte içilmeye başlanıp ilkbaharın son serin günlerine kadar aranırsa bulunan bir kış içeceğidir.

Soğuk ve karlı kış gecelerinde akşam namazından hemen sonra İstanbulluların duymaya alışkın oldukları “Boozaa… Haydi boozaa… Boza… ” haykırışlarını, o mevsim ilk kez duyanlar “Aaaa… Bozacı… Kış geldi demek” sözleriyle karşılaşırlar. İstanbul’da sokaklarda boza satılmaya başlanılması kışın habercisi sayılır.

Eskiden çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu bu gezici bozacılar günümüzde yerlerini Anadolu’dan İstanbul’a gelen gurbetçilere bırakmışlardır. 19. yy’ dan kalma resimlerdeki eli güğümlü belinde bardaktık ve omzunda asılı ipe simitler dizilmiş bozacı tipi yerine hiçbir özelliği olmayan, plastik bidonlarla sokak aralarında dolaşan satıcılar ortaya çıkmıştır. Bunlarda eski bozacıları anımsatacak özelliklerden ancak yanık sesler kalmıştır.

Bugün İstanbul’un en ünlü boza üreticisi Vefa Bozacısıdır. Şehrin belli yerlerindeki bozacı dükkânlarında, bazı pastanelerde ve gezgin bozacıların bidonlarında satılan boza, bu firma tarafından üretilmemiş olsa da şöhretinden dolayı “Vefa bozası” olarak tanıtılır.

Eski İstanbul’da, boza satılan ve içilen yer anlamındaki “bozahane” sözü çoğu zaman “meyhane” ile eş ya da yakın anlamlı bir söz olarak algılanmış; “Meyhaneciye şahit kim diye sormuşlar, bozacıyı göstermiş.”, “Meyhanecinin kefili (şahidi) bozacı’ deyimleri de bu anlayışın ürünü olarak doğmuştur. Kuvvetli bir ateş üzerinde dövüle dövüle hazırlanan boza kendisine eziyet edilen kişilerin durumunu ifade etmek için kullanılan “Ensesinde boza pişirmek” deyiminin doğmasına da yol açmıştır. Eski bir içecek olan bozanın Osmanlı ülkesinde ne zamandan beri bilinip kullanıldığını tespit etmek güç olmakla birlikte İstanbul’daki eski bozahanelerle ilgili olarak 16. yy’dan kalma kayıtlara rastlanılmaktadır. Bu dönemde iki türlü boza vardı. İlki içeni sarhoş edecek ölçüde alkollü olan ekşi bozaydı. Bunun içilmesi, fetva ile yasaklandığı gibi, satıldığı bozahaneye gitmek de meyhaneye gitmekle bir tutulurdu. Tatlı boza ise haram değildi, bunların satıldığı yerlere gitmekle kahveye gitmek arasında bir fark yoktu.

İstanbul’daki bozahanelerden ve buralarda satılan boza çeşitlerinden Batılı gezginler de eserlerinde söz etmişler, hatta bazıları boza kalitesi ya da alkol derecesi hakkında bilgi de vermişlerdir. Evliya Çelebi de Seyahatname ‘de bozacı esnafına, bozahanelere ve boza çeşitlerine geniş yer ayırmıştır. Burada “Esnâf-ı Bozacıyan” başlığı altında verilen bilgiye göre 17. yy’da İstanbul’da 300 dükkânda, 1.005 bozacı çalışmaktadır. Bu kaynakta yer alan bilgiye göre bozacılar o dönemin ordusunda çok önem verilen bir sınıftı. Sarhoşluk verecek ölçüde içmek haram olmakla birlikte, ölçülü içildiği takdirde askere güç, beden sıcaklığı ve tokluk verdiğine inanılırdı. Ordu bozacıları Tatar Çingeneleri arasından çıkar, esnafın ordu alaylarındaki geçişlerinde izleyicilere boza dağıtırlardı.

Evliya Çelebi ayrıca, “Esnâf-ı Darı Bozacıyan” başlığı altında bir başka boza çeşidinden ve bu işle uğraşan bozacı esnafından söz eder. Bunlar 40 dükkânda 105 kişi olarak çalışırlar; Tekirdağ dansından süt gibi beyaz ve çok koyu bir boza yaparlardı. Bu bozanın alkollü olmadığı, “ulema” ve “meşayih” tarafından içilmesinden ve besleyici olduğu için hamile kadınlara faydalı olduğuna inanışından anlaşılıyor.

Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye göre İstanbul’un meşhur bozacıları Ayasofya Çarşısında, Atmeydanı başında, Kadırga Limanı, Okçularbaşı ve Aksaray’da bulunuyordu. Ayrıca Süleymaniye’nin yasemin bozası, Ayasofya’nın taşaklı bozası, Unkapanı’nın Sinan ve Miho bozaları, Tophane Çarşısı’nın leventler için darı bozası ünlüydü. Bu dönemde boza, içine Kuşadası pekmezi konularak ve üzerine tarçın, karanfil, zencefil, çok ince rendelenmiş hindistancevizi serpilerek içilirdi. Günümüzde bozanın üzerine yalnız tarçın serpilmektedir. Boza içilirken leblebi yenilmesi ise sonraları yaygınlık kazanmıştır. Rıfat Osman’ın bir yazısından edinilen bilgiye göre bozahaneler, gayrimüslimler tarafından işletilirdi. İki kısımdan ibaret olan bu dükkânların ön taraflarında ise şarap ve alkollü olduğu bilinen Arnavut bozası satılırdı.

Osmanlı tarihi boyunca sık sık görülen içki, kahve, tütün, afyon yasakları arasında bozanın da yer aldığı görülmüş, ayrım yapılması güç olduğu için, alkollü olup olmadığına bakılmaksızın boza yasaklanmış, bozahaneler de kapatılmış ya da yıktırılmıştır. Bu yasakların en şiddetlileri IV. Murad (1623-1640), IV. Mehmed (1648-1687) ve III. Selim (17891807) dönemlerinde görülmüştür. 1340-1341/1924-1925 Türk Ticaret Salnamesi bu yıllarda İstanbul’da sözü edilmeye değer üç büyük bozacı olduğunu kaydetmekte, Cağaloğlu Yokuşu’nda “Bayram Usta”; Vefa Koğacılar Caddesi’nde “Hacı İbrahim ve Sadık Biraderler” (Vefa Bozacısı) ve Nuruosmaniye Caddesi’nde “Ali Sinan”ın adlarını vermektedir.

İstanbul’un çeşitli semtlerinde bozacılar ve bozahane ile ilgili birkaç sokak adı vardır. Bunlar İstanbul Şehri Rehberinde (1934) Bozacı Sokağı ve Bozacı Çıkmazı (Kuzguncuk), Bozacı Odaları Sokağı (Cerrahpaşa), Bozacı Zeynel Sokağı (Yenimahalle-Sarıyer), Bozahane Sokağı (Büyükdere) biçiminde sıralanmıştır.
 
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı