Kültür

İstanbul Eğlence Hayatı ve Kadınlar

İstanbul Eğlence Hayatında kadınlar nasıl eğlenirdi, kadınların eğlenceleri nelerdir. Geçmiş dönem Osmanlı Kadınlarının eğlence dünyası hakkında bilgi.

Eğlence Hayatında Kadınlar: Kadınların başlıca eğlenceleri, birbirlerine misafirliğe ve toplanıp mesire yerlerine gitmek, Kâğıthane ve Boğaziçi’nde kayıkla gezmek, alışveriş yapmaktı.
Kadınların en kolay ziyaret edebilecekleri kişiler kendi aileleri olurdu, bu fırsat da sık sık çıkmadığı için bu çeşit ziyaretler bazen 15-20 gün uzardı. Kadın, küçük çocukları ve cariyelerini alarak annesi, kız kardeşi, teyzesi, kayınvalidesinde birkaç hafta kalabilirdi. O da aynı şekilde onları kendi evinde misafir ederdi. Böylece birçok aile hemen hemen bütün yıl boyunca birbirlerinin misafiri olarak vakit geçirirlerdi.

Hamama gitmek kadınların başlıca eğlencelerinden biriydi. Öyle ki, 17. yy’da kadının, “kocası ona mecbur olduğu şeyleri, ekmek, pilav, kahve, haftada iki defa hamama gitme parası temin edemiyorsa boşanma hakkına sahip olduğu” bildirilmektedir (bir diğer boşanma nedeni de erkeğin iktidarsızlığı ya da kadından normal olmayan zevkler istemeye kalkışmasıydı. Kadın bu durumda kadı huzuruna çıkarak kocasından ayrılma talep eder, kadı sebebini sorduğunda hiç konuşmadan ayağından pabucunu çıkarıp ters çevirerek yere koyardı). İstanbul’da bir dönemde zengin konaklarında 15.000 özel, halk için de 155 çarşı hamamı olduğu kaydedilmektedir.

Mezarlık gezileri kadınlar için aynı zamanda bir piknik olurdu. İstanbul’a gelen birçok yabancı, mezarlıklarda oturup yemek yiyen, çocuklarını salıncakta sallayan kadınlardan hayretle söz etmektedir.

Mesire yerlerine arabayla ya da kayıkla gidilirdi. Bir ailenin özel kayığı olmasa da zarif ve değerli kumaştan bir kayık takımı, al renkli ehram, gümüş ve armudi seyir aynası, gümüş su tası ve sürahisi, iki gözlü Venedik sepeti, sefer tası, sofra takımı bulunurdu. Al ehram, kayığın kıç üstüne serilir, saçaklan deniz sularına değercesine kayığın iki tarafına salıverilirdi

Ünlü Kâğıthane âlemlerinin en hareketli, en parlak zamanı ilkbahar mevsiminin cuma günleri idi. Hıristiyanlar ise pazar günleri giderlerdi. Kadınlarla erkekler ayrı ayrı otururlardı. Birinci köprüden itibaren içeriye doğru sahilin bir tarafı kadınlara, diğer tarafı erkeklere, iç kısmındaki top ağaçların altı da arabalılara ayrılmıştı. Kadınların mesire yerlerindeki davranışı da kurallara bağlanmıştı. Örneğin, 1752’de “hafifmeşreb kadınların namahremlerle buluşması” dolayısıyla çıkarılan fermanla “kadınların arabalarla uzak mesirelere gitmeleri yasak edilmiştir. Gidenlerle onları yasağa rağmen arabasına alıp götürecek arabacılar, yakalandıkları gibi İstanbul’dan taşraya sürüleceklerdir”.
İstanbul’un seyir yerleri hakkında 1861′ de yayımlanan “tembihname“de ise herkesin gidebileceği mesireler sayıldıktan sonra şöyle deniyordu: “Fakat erkek ve kadınlar için özel yerler bulunduğundan ka-dm ve erkek karmakarışık oturmayacak ve oturamayacaktır. Şayet bunun aksine hareket edenler olursa kanunun 254. maddesine göre cezalandırılacaktır”. İstanbul Boğaziçi ve Üsküdar seyir yerlerinden bazısı sırf cuma günleri kadınlara ve pazar günleri erkeklere mahsus olduğu için Kâğıthane, Moda, Fenerbahçe, Hacı-hüseyin Bağı, Ihlamur, Küçükçiftlik, Taksimönü, Küçük ve Büyük sular, Çubuklu, Hünkâr İskelesi ve Arnavutköy’e cuma ve sair günlerde gidilebilirdi. Ancak pazar günleri Müslüman kadınların buralara gitmesi yasaktı. Gidenler olursa, yukarıda adı geçen kanun gereğince cezalandırılırlardı. Maslak, Şişli, Levent Çiftliği, Pangaltı, Zincirlikuyu gibi bazı yerler ise “öteden beri seyir yeri olmadığından” hangi gün olursa olsun Müslüman kadınların araba ile durması ve sere serpe oturması tamamen ve kesin olarak yasaktı.

Kadınlar evlerde de düğün, doğum gibi nedenlerle çeşitli eğlenceler düzenlerlerdi. Sarayda ve devlet ileri gelenlerinin haremlerinde her zaman dans etmesini bilen cariyeler olurdu. Hem efendilerini, hem de hanımlarını eğlendiren onlardı. Diğer aileler ise profesyonel çengilerin hizmetlerinden yararlanırlardı. Evinde çalgı çaldıracak veya oyuncu oynatacak kimseler izin almak zorundaydılar. Bu izin para ödeyerek alınır, bunu yapmayanlar ise izin için verecekleri paradan daha çok ceza ödemek zorunda kalırlardı.

19. yy’ın ortalarında kadın topluluklarına gösteri yapan çengilerin birçok kollara ayrıldığı kaydedilmektedir. Kolbaşı ve muavini ile beraber bir kol 12 kadından oluşurdu. Bunların yanında ikisi daire, birisi keman, biri de çiftenara çalmak üzere 4 tane de çalgıcıları bulunurdu. Çengiliğe heves edenler kolbaşı hanımın evindeki özel meşkhanede talim ederek 3035 yaşlarına kadar sanatlarım icra ederlerdi. Bunlarm bulundukları başlıca yer Tahtakale Kadınlar Hamamı olup, derme çatmaları ise Ayvansaray’da Kıpti mahallesindeydi.

Ali Rıza Bey “çengilere, hamam ustalarına ve bunlarla sıkı fıkı canciğer olan bazı mirasyedi hanımlara zürafa (ince takım)” denildiğini anlatmaktadır. Bu “ince takım” kadınlar, zürafalığa alamet olmak üzere kenarları “ciğerdeldi”, köşeleri “ah ah” işlemeli mendil bağlarlardı. Yazar, bu kısım kadınların cemiyet hayatına muhalif bir hayat geçirdiklerini, erkeklerden zevk almadıklarını, kendi kendilerine kaldıkça âşıkane beyitler, kıtalar okuduklarını söyler.
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı