Nedir

İstanbul'da Nazar ve Nazar Uygulamaları

Toplumlarda yaygın bir inanış olan nazar olgusu İstanbul halkının yaşayışında da önemli bir yere sahipti. Eski İstanbul’da hayranlık duyulan, kıskanılan bir kişiye yönelen beğeni, imrenme veya haset dolu bakışların “nazara uğramaya neden olacağı inancı hâkimdi. İnsanların yanında diğer canlılar ve nesneler de nazardan etkilenebilirdi.

Nazar İnancı yalnız halk arasında değil, saray yaşantısında da etkiliydi. II. Mahmud döneminde (1808-1839) padişah şehir içinden geçerken nazardan korunması için, başlarında gösterişli sorguçlar bulunan muhafızlar, padişahın çevresini sararak bir paravan görevi üstlenir ve padişahın görünmesini engellerdi. Padişah geçerken özellikle kadınların kendisine hayranlıkla bakmalarını yasaklayan, bakacak olurlarsa kendilerinin ve kocalarının cezalandırılacağını bildiren bir ferman bulunduğuna ilişkin halk arasında yaygın bir inanış vardı.

Eski İstanbul halkı arasında Hz Muhammed’in sahabeleriyle bir mezarlıktan geçerken “Bu mezarlıkta kaç kişi yatıyorsa, mutlaka yarısından çoğu nazardan ölmüştür” şeklindeki sözlerinin nazarın korkunçluğunu gösterdiğine inanılırdı. Bu düşünceye bağlı olarak “nazar insanı mezara, hayvanı kazana sokar” denilir.

Nazar değmesini önlemek, nazarın kötü etkilerinden korunmak amacıyla; tütsüleme, kurşun dökme, okutma ve vücudun görünen bir yerine nazarlık takma gibi tedbirlere başvurulurdu.

Nazar değen bir kişinin okunması üfürükçü hocalar yoluyla yapılırdı. Üfürükçüler şehrin çeşitli yerlerinde sanatlarını açıkça icra ederlerdi. Okuma, kısmet açma, kaybolan eşyayı bulma, karı kocayı bir araya getirme ya da ayırma gibi durumların yanında nazarı önlemek için de yapılır; ardından muskalar yazılır, rüyalar yorumlanırdı. Nazara karşı en etkili önlemlerden biri de, değişik çeşitleri bulunan nazarlıktı.

Nazarın özellikle güçsüz ve savunmasız olmaları nedeni ile yeni doğan çocukları etkileyeceğine; nazara uğrayan çocukların hastalanıp ölebileceğine inanılarak tüt-süleme, kurşun dökme, okuma ve nazarlık takma önlemlerinin yanında başka uygulamalara da başvurulurdu.

Çocuk çamaşırı hazırlanırken gebe kadın bunları evin erkeğine göstermekten çekinir, çocuk doğuramayan kadınların ve nazarı değeceğinden korkulan kişilerin yanında çocuk çamaşırı dikilmezdi.

Yeni doğan çocuğun yüzüne mavi yemeni örtülür, mavi elbise giydirilirdi. Küçük çocuklara kırmızı ve sarı elbise giy-dirildiği takdirde nazara uğrayacaklarına ve bu sebeple ortaya çıkan rahatsızlıkların geçmeyeceğine inanılırdı.

Nazara uğramayı engelleyici tedbirler arasında “Maşallah”. ‘Allah bağışlasın”. “Allah nazardan saklasın” gibi ifadeler de önemli yer tutardı. İngiliz yazar. J. Pardoe eski İstanbul ile ilgili gözlemlerini aktarırken bu ifadelerin kötü ruhların kudretini yok ettiğine inanıldığını söylemektedir.

İstanbul’da yaşayan Rumlar ise birisi sağlık ve geçim durumlarının iyiliğinden söz ettiğinde hemen göğüslerine tükürür gibi yapar ve bu şekilde nazarı önleyeceklerine inanırlardı.

Eski İstanbul halkı bir yandan nazarın olumsuz etkilerinden korunmaya çalışırken, diğer yandan nazarı değeceği düşünülen mavi gözlü, sarı saçlı, keskin bakışlı kişilerle karşı karşıya gelmemeye özen gösterirdi.
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı