Nedir

İstanbul'un Eski Manavları

İstanbul’da manavlık eskiden beri bazı mesleklerde olduğu gibi gezgin ve dükkânda olmak üzere iki biçimde yapılmıştır. Bunlara kendi bostanında ya da bahçesinde yetiştirdiği sebze ve meyve satanları da eklemek gerekir.

Gezgin manavların, sayısı sebze ve meyvenin bollaştığı yaz aylarında çoğalırdı. Sırtlarına aldıkları küfelerle mahalle aralarında dolaşan gezgin manavlar, mallarını dükkân sahibi olan manavlardan daha ucuza sattıklarından halk tarafından da tercih edilirlerdi.

Evliya Çelebi. Seyahatnamede “Sebzevatçı Esnafı “nın 500 kişi ve 500 tabla olduğunu yazmakta; 1638 tarihli esnaf alayında tablalarını maydanoz, kereviz, hıyar, patlıcan, turp, şalgam ve kabakla süsleyerek geçtiklerini ve sattıkları taze sebzelerden halkın üzerine attıklarını belirtmektedir.

Gezgin manavlar, eskiden, şimdi el arabasıyla dolaşanlarda olduğu gibi, küfelerinde her çeşit sebze ve meyveye yer vermezler, genellikle tek çeşit mal satarlardı. En çok satışı yapılan meyve ve sebzeler ise patlıcan, portakal, kavun ve karpuzdu. Gezgin manavların çoğu mevsimlik olarak Anadolu’dan gelen kişilerdi. Konya, Akseki, Ürgüp, Balıkesir civarından gelen bu kişiler, pazarlarda, şehrin işlek yerlerinde, camilerin, medreselerin, çarşıların, sebillerin çevrelerinde köprü girişinde, Uzunçarşı, Eminönü civarında dolaşırlardı.

Gezgin manavların hemen hemen hepsi eğilip kalkarken veya hareket ederken büyük kolaylık sağlayan şalvar giyerler, başlıklarının üzerine de renkli çevre sararlardı. Alacalı mintanlarının üzerine camedan veya cepken giyerlerdi. Bazılarının baldır üzerine takılmış kalın tozluklar ve ayaklarında kalın nalçalı kunduralarla dolaştıkları görülürdü.

Gezgin manavların taşıdıkları büyük küfelerin ağırlıkları yüz kilodan aşağı olmazdı. Bir ellerinde tartıları ve bir sopanın ucuna taktıkları ağırlıkları diğer ellerinde de yassı sepetler içindeki meyveleriyle yüksek sesle bağırarak dolaşan meyve satıcıları da vardı. Bu satıcıların yüksek seslerinden mahalle kadınları rahatsız olurlar, uyuttukları çocuklarının uyanmasından veya korkmasından dolayı satıcılarla münakaşa, hatta kavga bile ederlerdi. Manavlar boğazlarından aşağıya sarkan gümüş kösteklerinin yanında bir de ip sarkıtırlar, bu ipin ucunda da bir kese bulundururlardı. Sattıkları malın parasını bu keseye koyarlardı. Saatlerini ve keselerini de bellerine sardıkları kuşaklarının arasına sokarlardı. Bazı satıcılar da feslerinin içine kalınca bir kesekâğıdı veya bir asma yaprağı yerleştirir, paralarını üst üste koyarak burada muhafaza ederlerdi. Bazı gezgin manavlar, iki kişi dolaşırlar, küfeyi de nöbetleşe taşırlardı. Patlıcan ve portakal satıcılarının arasında Yahudiler veya Rumlar da vardı.

Avrupalı ressamlar, İstanbul’daki gezgin manavların gravürlerini çizerek seyahatnamelerinde bol bol kullanmışlardır.

Ahmed Rasim, sebze ve meyve satıcılarının sokaklarda dolaşırken tıpkı bir şair tavrıyla ve değişik şiirlerle mallarını sattıklarını; Üç kuruşa domates /Dört kuruşa patates, Gül yapraklı ıspanak/ Süt beyaz sakız kabak gibi kafiyeli sözlerle mallarını cazip hale getirdiklerini belirtmektedir.
Eski manavların bir kısmı bazen sürekli bazen de mevsimlik olarak dükkânlarda faaliyet gösterirdi. Yaz aylarında mevsimlik kavun-karpuzcular, geceleri de yattıkları bu yerlerde ticaretlerini yürütürlerdi. Marmara Bölgesi’nde yetişen sebze ve meyveler, Meyvehoş Gümrüğü’ne getirilir ve manav esnafı da bir nevi hal olan bu yerden mallarım alırdı. 1560’ta yayımlanan bir fermanda da İstanbul’a gelen yaş sebze ve meyve kayıklarının iskeleye uğramadan satış yaptıklarını, bu usulün yasaklandığını ve mal getiren kayıkların iskeleye girerek belirli kanunlara göre satış yapmalarının gerekli olduğu emredilmiştir.
Günümüzde de el arabası ya da kamyonetle satış yapan sebze ve meyve satıcıları İstanbul’u semt semt, sokak sokak dolaşmakta ancak bunlara “manav” denilmemektedir. Manav sözü bugün için sabit dükkânlarda sebze ve meyve satan esnaf için kullanılmaktadır.
Kaynak: İstanbul Ansiklopedisi, Uğur Göktaş
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı