Biyografi

Kaygsuz Abdal Kimdir, Hayatı

Kaygsuz Abdal Hakkında Bilgi; Kaygsuz Abdal Kimdir, Hayatı

Gerçeğe Doğru Bir Tekke Şairi

On dördüncü yüzyılın başlarında Yunus, coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır, sebil sebil Anadolu’ya dökülür. Yunus’un sesi, renk olur gönülleri süsler, ışık olur düşünceleri aydınlatır.
Yunus, sevgi doruğunda burcu burcu kokan bir aşktır. Yunus bu dünyadan göçer ama, gerçek aşkı onu, ölümsüzlük tahtında, yılların yüzyılların Yunus’u yapar.
Yunus ölür, bir başka Yunus dünyaya gelir. Öyle ki, on dördüncü yüzyılın sonlarında on beşinci yüzyılın başlarında yaşayan Kaygusuz Abdal adlı bir şair, Anadolu’da, kendi kişiliği içinde bir başka Yunus olur, açar gönül kitabını okur da okur…
Yunus gibi, Kaygusuz Abdal’ın hayatı da çeşitli söylentilerle doludur. Bir söylentiye göre, Karamanoğullan devrinde, Alanya Beyi’nin Gaybî adında bir oğlu vardır. Ele avu-ca sığmayan, geçit vermez dağlarda at koşturan, cirit oynayan oğul, bir gün ava çıkar. Şu dağ senin, bu ova benim derken bir alageyiğe rastlar, peşinden yıldırım gibi at sürer. Yakalayamayacağını anlayınca, yayını gerer, okunu fırlatır. Ok hedefini bulur ama, geyik bu kez can havliyle kanını akıta akıta rüzgâr gibi koşar. Oğlan da ardından. Geyik önde, oğlan arkada, dere-tepe aşarlar. Sonunda geyik, Elmalı yakınlarındaki bir dergâh kapısında kaybolur gider. Bey oğlu Gaybî kan-ter içinde dergâhın kapısına dayanır. Birkaç derviş karşılayarak ne istediğini sorarlar, Gaybî olup biteni anlatır. Dervişler:
?Biz böyle bir geyik görmedik derler. Oğlan ısrar eder, çekişme büyür. Tam bu sırada dergâhın nur yüzlü, yaşh şeyhi Abdal Musa gelir, gürültünün sebebini sorar. Anlatırlar. Abdal Musa, cübbesinin önünü aralar, koltuğunun altına saplanmış oku göstererek:
?Oğul, attığın ok bu mudur? der. Bey oğlu oku görür görmez tanır.
?Evet bu… Benim okum. Onu, sapındaki gümüş halkasından tanıyorum. Böyle der ama, kendinden de geçer. Artık bundan sonra, kimse ayıramaz Abdal Musa’dan Gaybî’yi… Adını, sarayını unutur, Abdal Musa’nın Kaygusuz Abdal adında bir dervişi, dervişlikten öte onun gerçek bir şairi olur:
Hind’den bezirganlar gelir yayınır, Pişer lokmaları açlar doyunur, Âşıkları gelir bunda soyunur Erler gelir şahım Abdal Musa’ya…
diye ona bağlılığını dile getirir. Yunus için Taptuk Emre neyse, Kaygusuz Abdal için de Abdal Musa odur. Kırk yıl hizmetine koşar, kırk yıl ocağında pişer. Bu ocakta pişmeyenler, nasıl gelmişse kaskatı yine öyle giderler, ham ruhlular, gönül adamı, olgun adam olmayanlar da vardır. Kaygusuz Abdal bir taşlamasında bunlar için şöyle der:
Bir kaz aldım ben karıdan, Boynu da uzun borudan, Kırk abdal kanın kurudan, Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.
Sekizimiz odun çeker, Dokuzumuz ateş yakar. Kaz kaldırmış başın bakar. Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.
Kaza verdik birçok akçe, Eti kemiğinden pekçe Ne kazan kaldı, ne kepçe. Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.
Kaz değilmiş be bu, azmış! Kırk yıl Kaf dağını gezmiş, Kanadın kuyruğun düzmüş Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz.
Kaygusuz Abdal n’idelim, Ahd ile vefa güdelim. Kaldır postu biz gidelim, Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…
“Kaygusuz’un şiirlerinde çekici bir sadelik vardır. Engelsiz akan ırmaklar gibi bir düzüye çağlar gider. Onun Abdal Musa’nın yanar ocağı, tüter bacasına kapılanmasından sonra ne yaptığı, nerelere gittiği pek bilinmez. Bazı araştırıcılar onun, Anadolu’yu karış karış gezdiğini sonunda Mısjr’a giderek orada yerleştiğini, bir süre sonra da, orada öldüğünü yazarlar. Bilinen şu ki, Kaygusuz Abdal, uzun süren çilesini doldurduktan sonra başına buyruk Anadolu’yu dolaşmış, kendisini, gerçek yolunda Anadolu’yu aydınlatan bir görevli saymıştır. Onun nerede, ne zaman öldüğü, kesin olarak bilinmemekle birlikte, şiirlerinden, Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Murad devrini yaşadığı, onun ordusuyla Rumeli’ne gittiği, bu bölgede geziler yaptığı anlasılmaktadır.
Kaygusuz Abdal’ın gerçek hayatı, ölüm yeri ve yılı bilinemiyorsa da şiirleri ve eserleri biliniyor. Onun bir Divânı, Dolapnâme adlı bir Mesnevisi, bir de Budalanâme adında mensur bir eseri vardır. Bütün eserleri, İstanbul Nuru-osmaniye Kütüphanesinde yazma bir ciltte toplanmıştır. Kaygusuz Abdal’ı, on beşinci yüzyıl Anadolu’sunu aydınlatan, ana diline bağlı şairlerimiz arasında en başta saymak gerek…
Kaygusuz, devrinin açık sözlü Yunus’udur.
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı