Halk Bilimi

Kervankıran Efsanesi

 Kervankıran

Bugün Anadolu’muz bir baştan öbür başa, örümcek ağı gibi kara ve demiryolu ile örülmüştür Ama vaktiyle bunların hiç biri yoktu. Yolculuk aylarca sürer, beklenenler ve bekleyenler kavuşacaklar günü sabırsızlıkla gözlerlerdi. Yük taşıma işini ise kervanlar yapar, eşya götürdükleri yerlerden aldıkları lüzumlu şeyleri yükleyip kendi memleketlerine dönerlerdi. Genç kızların gönüllerinde, gelecek olan kervanlardan çıkacak olan ipekli kumaşlar, renk renk elbiselikler, bir arslan gibi yatmaktaydı.
İşte, Anadolu’muzda yolların ancak kervanlara müsait olduğu devirlerde yola çıkan bir kâfilenin başından geçen acı bir olay, o devirlerin izlerini günümüze kadar getirmektedir. Bir yıldıza ad da olan bu hadise, dinleyenleri de anlatanlar kadar hüzünlendirmekte, onları mazinin derinliklerine doğru çekmektedir. Hikâye şöyledir;
Eşyasını yükleyeli aylar olduğu halde hâlâ menzile ulaşmayan bir kervan, uzun yolculuğun verdiği sıkıntı, gecikmenin verdiği tasa ile olanca gücünü sarfederek yoluna devam etmektedir. Fakat mevsim, güneşin insanı yaktığı yaz, çiçek kokularının insanı sarhoş ettiği bahar değildir. Hava soğuktur, kış iyice bastırmıştır. Tek kurtuluş çaresi ilerideki harabelere sığınmak ve orada bir müddet beklemektir. Kervanın sahibi böyle düşünür, emir verip orada konaklanacağını söyler..
Hemen bir ateş yakarlar, etrafına sıralanıp sohbete başlarlar. Sazı olan biri sazını çalmaya, sesi güzel olan biri de yanık yanık memleket türküleri söylemeye başlar. Böylece saatler ilerler, hava açılır. Fakat yola çıkmak için sabahı beklemeye karar verirler.
Nice sonra tan yerinde bir ışık görününce hepsinin gözteri parıldamaya başlar. Artık sabah olmuştur. Yola çıkabilirler, memlekete bir an önce varabilirler. Kervan hazırlanır, kâfile yola revan olur. Bir müddet gittikten sonra, tan yerinde gördükleri ışığın mavi bir yıldız olduğunu anlarlar, henüz tan vakti değildir. Derken yeniden deli bir fırtına esmeye, her önüne geleni sağa sola savurmaya başlar. Kervandakiler ne önlerini görebilirler, ne de rahat nefes almayı becerebilirler. Böylece bütün kervan fırtınanın merhametsiz kolları arasında ruhlarını teslim eder.
Bekleyenler ise ümitlerini kesmezler ama, onca kahredici bir kıştan sonra yolda kalan bîr kervandan da hayır gelmeyeceğini bilmektedirler. Baharın güzel günleri gelince yollara dökülürler. Bulurlar bulmasına aradıklarını ama, hiç biri sağ değildir.
Bu olaydan sonra, kervanı aldatıp yolda telef olmasına sebebiyet veren yıldıza Kervankıran adını verirler. Hatta bir türkü yakarlar bu Kervankıran üzerine. Ama bu türküyü dinleyenler bu hikâyeyi bilirler mi, bilmezler mi, orası meçhul. Her hafızada ayrı bir hikâye olarak şekillenecek olan bu türkünün güftesi ve bestesi, bilenleri, fırtınaya tutulmuş kadar ürperticidir, korkutucudur.
Kaynak: Saim Sakaoğlu / 101 Anadolu Efsanesi

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı