Kültür

Klasik Üslubun Özellikleri Nelerdir

Arkaik üslup niteliklerinin giderek klasik üsluba varması, toplum yapısında ve teknik buluşlarda önemli gelişmelerin yapılmasını gerektirir. Arkaik dönemde, yani tarımsal kültürlerin arkaik devresinde, sanatçının tamamen din ya da devlet adamının emrinde olduğunu görüyoruz. Devlet ve din adamı, bazen tek adamın kişiliğinde birleşir ki; biz bunlara tanrı-kral diyoruz. Bu tanrı-kral niteliği, arkaik dönemlerde yani Eski Mısır’da olsun, Mezopotamya’da, Hint’te, Çin’de, Avrupa’da olsun değişmiyor. Eğer dikkatle gözlemlersek, Eski Mısır’daki tanrı-kral ile, Avrupa’da Ortaçağ kilisesinin papaları aynı dinsel ve yönetici nitelikleri gösterirler.
Bu bakımdan da toplumdan talepleri birbirlerinin aynı oluyor ve sanatçıyı da aynı yönde görevlendiriyorlar. Arkaik devrede tanrı-kral olsun, din adamları olsun, çevreye kapalı büyük yapılar içinde yaşıyorlar. Fakat halk yığınlarının, sitelerin sınırları içinde henüz örgütlenmemiş olduğu görülüyor. Yani siteler, devlet niteliğinin gerektirdiği kurumlar bakımından gereği kadar örgütlenmediği gibi, halk da site içinde hayatını devam ettiremiyor. Biz, devlet idaresinin din adamları tarafından değil, krallar tarafından yürütüldüğünü, yani dünyevi devletin kurulduğunu, tanrı-kraldan sonra görüyoruz. İşte bu devlet, sanatçıya başka bir görev yüklüyordu.
Böylece ele alınan yapı dinsel değil, birinci planda saray ve devlet yapıları oluyor. Fakat devlet yapısında din kurumunun etkisi henüz çoktur. Kral dünyevi güçleri elinde tutmaktadır. Bu bakımdan bir sanat eserinde, bu yeni havaya göre bir mimari, resim ve heykel sanatı görüyoruz. Bu yeni devlet şeklinde, arkaik devlet yapısını oluşturan kurumlardan hemen hepsinin ya şekil değiştirdiği ya da ortadan kalktıkları görülüyor. Böylece, yeni bir sistem ve yeni bir dünya görüşünün ortaya çıktığı, eserlerin özelliklerinden anlaşılıyor.
Eğitimden aile anlayışına, devlet kurumlarına, iş hayatına, devlet adamlarının yaşayış tarzlarına kadar her şey değişiyor. Dolayısıyla mimari, resim ve heykel sanatının özellikleri yeni ortama uyuyor. Örneğin, insan yüzünün ifadesi, tanrısal niteliklere sahip bir kral sembolünden uzaklaşarak, dünyevi egemenliğin ifadesi olan ve halkına bakan bir kişinin natüralist-heroik tavrında biçimleniyor. Yani sembolik ve göreli biçimlendirilmiş bir insandan, kişi portresinin idealize edilmiş şekline gidiliyor.
Mimarlık da, tapınak-mezardan, saray-tapınak ya da saraya yöneliyor. Bu durum, devlet kurumlarının sanata nasıl etki yaptığını da açıklamaktadır. Bu devrede, arkaik üsluptaki tanrı-kralın resmi karşısına, ideal dünya adamının tasviri çıkmaktadır. Yani artık biçimlendirilen tip, kendine hakim bir insan tipidir. Demek ki, klasik sanatın özellikleri, bu yeni toplumsal yapıya göre oluşmaktadır ve bunu, bu devrenin tüm hayatında saptamaktayız.
Adnan Turani / Dünya Sanat Tarihi

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı