Kültür

Kübizm Hakkında Bilgi

Kübizm nedir, nasıl ortaya çıkmıştır. Kübizm akımın özelliği nedir, Kübizm hangi sanatçıları etkilemiştir, hakkında bilgi

Picasso’nun en çok işlediği temalardan biri olan Arlequin. Bu yapıt birleştirici kübizmin bir örneği sayılır. Figürler geometriktir ve yalınlaştırılmıştır. Renk ise, son derece özgürce kullanılmıştır.
Kübizm sözcüğünü ilk olarak eleştirmen Louis Vauxcelles, Braque’in 1908’de açtığı ilk sergiden söz eden yazısında alay olsun diye kullandı. Gerçekten, bu sergide sanatçının bakış açısının bütünüyle değiştiği anlaşılmıştı. Gördüklerine ya da öğrendiklerine boyun eğerek tuvale gerçeğin bir yanılsamasını aktaracak yerde, ressamlar, Braque ve Picasso gibi kübizm kurucularının anlayışına uyarak, doğuda ancak akılla kavranabilen geometrik biçimleri gözler önüne sermeyi denemeliydiler. Kübistler, taklide başvurmayan yeni bir anlatım biçiminin peşindeydiler; resmin başlıca sorununu çözmeye çalışıyor, üçüncü boyutu tek planda vermeyi, hacimleri fotoğraf derinliği vermeksizin görüntülemeyi deniyorlardı.
Akımın öncüleri arasında yer alan ve 1907’deki retrospektif sergisiyle bütün bir genç ressamlar kuşağını etkileyen sanatçı Cezanne’in deyimiyle, kübist ressam, tuvalinde doğayı silindir, küre ve koniyle anlatır. Böylece, nesneyi daha belirgin kılarak, ona güçlülük ve durgunluk kazandırır. Kübizm sakin bir sanat, bir sessizlik sanatı, natürmortların ve hareketsiz insanların görüntülendiği bir sanat akımıdır.
XIX. yy’in açık hava ressamlarının kaçıcı olanı, yitip gitmekte olan yansımayı yakalayıp, görüntülemeye çalışmalarına karşılık, kübist ressamların çoğu, hareketi görüntülemekten kaçmıyorlardı. İzlenimcilerin yeğledikleri puslu görüntülerin belirsizliğine karşılık, kübist ressamlar, tablonun yapılışına ağırlık verir, biçim ve çizgilerin erime ve bozulmasına karşılık, hacimlerin önemini belirtirlerdi. Ayrıca, kütlelerin güçlü yapı iskeletini gizleyebilecek renk öğesinin çekiciliğine kapılmazlardı. Paletlerinde yalnızca kirli sarılara, kahverengilere, kirli beyaza yer verirlerdi. Kübist sanat, ağırbaşlı ve düşünsel bir sanat, zor bir sanattır.
Zenci heykelciliğinin, ardından da Cézanne resminin yeniden keşfi, 1905-1907 yıllarına doğru ressamların çalışmalarına yeni bir yön verdi. Picasso, 1907 ilkbaharında ünlü Avignonlu Genç Kızlar adlı yapıtıyla yeni bir akımın öncülüğünü yaptı. Çizgilerle çevrilmiş, düzlemesine yerleştirilmiş ve her türlü gölge ışık oyunlarından uzak olan bu yamuk ve üçgenler karmaşası, kübizm hareketinin doğuşunu noktaladı. Picasso’nun kısa süre sonra tanıştığı Braque’da, Estaque görünümlerini bir küpler toplaşmasına indirgedi. Öte yandan Bateau-Lavoir» (Montmartre’da atelyelerin yeraldığı büyük ahşap yapıya verilen takma addan) topluluğu kuruldu. Burada Picasso, Braque, Herbin gibi ressamların yanı sıra Apollinaire, Max Jacob gibi ozanlar, Gertrude ve Léo Stein gibi sanatseverler, André Salmon ve Maurice Raynal gibi eleştirmenler ve bu resimleri ilk olarak galerisinde sergileyen Kanhweiler gibi tüccarlar buluşmaktaydı.
Geometrik biçimlerin sonsuz eklemlenme olanaklarından yararlanan sanatçılar, aynı nesne ya da kişinin çeşitli görünümlerini aynı anda yansıtmayı denediler. Manzara resmi bir kenara atılmıştı; kübistler bundan böyle yalnızca portreye (bunlardan biri de Picasso’nun yaptığı ünlü Ambroise Vollardın Portresi’ dir) ve pek çeşitlilik göstermeyen natürmortlara yöneldiler; bütün bu çalışmalarda, gerçek, görüldüğü gibi . değil de, zihinde tasarlandığı gibi, çeşitli görüş açılarını birleştirecek biçimde yansıtılıyordu. Böylece, sözgelimi bir masa resmi yapılırken, masa ayağı yan taraftan (en iyi görüş açısı) görünüyormuş gibi çiziliyor, masanın üst bölümü perspektif kaygısıyla bozulmayarak, tepeden görünüyormuş gibi daire biçiminde veriliyordu; gene aynı anlayış gereği, kupa biçimli bir meyve tabağının içindeki meyveler, görülebilecek biçimde yapılıyordu. Bu tür yapıtlarda insan, keman, içki kabı, bardak vb. figürleri çizildiğinde, yukardan aşağı görünüm ile, yandan ve önden görünüm iç içe girer. Nesne açıktır, içi görünür ve her yüzünü aynı anda görmek olasıdır. Sonuç olarak görüntü, tümü nesneyi oluşturacak yan yana konmuş parçalardan oluşmuş duygusunu uyandırır.

Bu dönemi (1010-1912) Juan Gris, biçimin giderek çözülüp ayrışmasından dolayı çözümsel dönem olarak adlandırdı. Ressam, biçim çözümlemesinin yanı sıra, biçimin, ışığın yansıması sonucu geçirdiği değişikliği de incelemekteydi. Kübik resim, Rönesans’tan bu yana verilmeye çalışılan çukurluk ya da kaçış duygusu yerine kabarıklık duygusu vermeye çalışıyordu.

Bununla birlikte nesneyi böylesine sonsuz parçalara ayırmak, bütünün parçalarını seçmeyi güçleştirir, böylece de çalışmanın amacı olan tuval üstünde nesnenin varlığını doğrulama düşüncesine zarar verir. Öğelerine ayrılan tablo giderek tanınmaz hale gelir.
Braque ve Picasso kaçış halinde bulunan gerçeğe, ayrıca kağıt parçaları, tahta görünümlü boya parçaları vb. yapıştırmışlardı. Juan Gris, bu tutuma karşı bir tavır takındı. Renge hakkını veren bu sanatçı, kahverenginin yanında lacivert, yeşil ve sarı kullanmaktan çekinmiyordu.
Birleştirici diye adlandırılan kübizm (1912-1914) ise, yanılsamalı ve taklitçi anlatımla olan bütün ilişkilerini kopardı. Bu nedenle ressamlar eğretilemelere başvurdular; bütünü anlatmak için, çeşitli parçaları bir araya getirdiler.
Kübizmin etkisinde kalmayan sanatçı çok azdı denebilir. Bazıları da bunu heykelde denedi (Bateau-Lavoir topluluğuna bağlı olan Henri Laurens bunlardan biridir). Kübizm, bu tür uğraşlardan çok uzakta olan Matisse’in araştırmalarını bile etkiledi. Matisse, 1914-1918 savaşının hemen ardından, yapıtlarında kütlelerin yapısını belirlemek ve daha belirgin kılmak kaygısındaydı. Gene kübizm, daha ilk çalışmalarında hacimlerin plastik gücünü yansıtmaya çalışan Fernand Léger’ nin yapıtlarını da etkilemiştir.
Her ne kadar ilk görünüşleri kadar devrimci olmasalar da, kübist sanatçılar, geleneksel olan taklitçi ve yanılsamalı resmin yıkılmasında önemli rol oynamışlardır. Bu arada, Mondrian gibi bir ressamın bütünüyle soyut sanata yönelmesine karşın, kübistlerin hiç birinin soyut sanatçı değil, nesneyi görüntülemek çabasında olan gerçekçi sanatçılar olduğunu söylemek gerekir.
 
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı