HalkbilimiGelenekler

Kültürümüzde Doğum Sonrası Geleneksel Uygulamalar

Toplumumuzda doğumun anne ve bebek için sağlıklı gerçekleşmesi sevinçle karşılanmaktadır. Doğan bebeğin erkek olması, bu sevinci daha da artırmaktadır. Bunu doğum sonrası yapılan ikramlarda da görmek mümkündür. Bu manada İstanbul’da doğumdan sonra çocuk sahibi olan aile, akrabalarına ve tanıdıklarına birer sürahi şerbet gönderir. Doğan çocuk erkekse sürahinin ağzı kapatılarak boyun kısmına kırmızı bir kurdele bağlanır, kız çocuk doğduğunda ise sürahinin ağzı açık bırakılarak kurdele elle kapatılır.

Tunceli ve çevresinde doğum sonrası üç gün içinde doğum yapılan evde düğün gibi eğlence düzenlenir ve gelen misafirlere ziyafet verilir. Zara’da ise erkek çocuk doğduğunda mahalledeki çocuklar toplanır ve “ya oğlanı ya şekeri” diyerek ev sahibinden şeker isterler.

Ulaş ilçesinde erkek çocuğu olan aile kuzu keserek komşularına yemek yedirirken, kız çocuğu doğduğunda ise tatlı ikram etmektedir. Tokat yöresinde erkek çocuğa sahip olan kurban keser ve oğlan helvası yaparak akraba ve tanıdıklarına gönderir.

Türkiye’nin birçok yerinde yeni doğan çocuğa doğum anından itibaren üç ezan geçtikten sonra annesinin memesi verilir. Üç ezan geçinceye kadar geçen sürede çocuğa çay kaşığı ile şekerli su içirilir. Zara’da çocuğa, sesinin güzel olması için şerbet verilir.

Yeni doğan bebeğin annesinin memesini emmesini sağlamak için çocuğun dudağına tatlı yiyecekler sürülür. Uşak ve çevresinde lokum,” Sivas ve çevresinde bu amaca yönelik olarak bal sürülür. Bazı bölgelerde çocuğa ilk defa annesinin memesi verilirken, kadın bir hafız veya Kur’an-ı Kerim okumasını bilen bir kadın çağrılır. Hafız veya kadın çocuğun ağzına ve annesinin memesine Kur’an-ı Kerim okur ve orda bulunan kadınlardan bir tanesi okunan her sayfanın başında parmağım toz şekere batırarak çocuğun ağzına sürer. Bu uygulama ile çocuğun sevimli ve terbiyeli olması amaçlanmaktadır.101 Zara’da sütü çocuğuna iyi gelmeyen anneler, cuma günü Bahar şeyh köyünde bulunan ve eskiden süt aktığına inanılan Süt Pınarı’na. giderler ve buradan su içerler. Diğer taraftan, Çetinkaya’nın Pazarönü köyünde annesinin memesini tutamayan çocuklar süt ocağına götürülür. Burada çocuğa banyo yaptırılır, anneye de okunmuş tuz verilir.

Doğum sonrası çocuğu yaşamayan kadınlar, çocuğu hocaya veya ilgili ocağa götürürler ve tuz okuttururlar. Bu tuz suda eritilir ve çocuğa içirilir. Ayrıca tuz dumanı çocuğa çektirilir. Anadolu’nun birçok yerinde özellikle erkek çocuğu yaşamayanlar her yıl kurban keserler ve etlerini fakirlere dağıtırlar. Sivas ve çevresinde çocuğu yaşamayanlar, Mehmet isimli kişilerin bulunduğu yedi evden yağ toplarlar ve bu yağla kete yapıp bunu çocuğun boynuna takarlar. Çorum’da ise yeni doğan çocuk sokağa bırakılır ve çocuğu alandan un ve para karşılığı çocuk satın alınır. Bu konuyla ilgili bir diğer uygulama ise çocuk tuzlandıktan sonra üzerine , tarçın, karanfil, yeni baharat, kimyon, zencefil ve havlıcandan oluşan yedi baharat serpilmesidir.

Anadolu’nun birçok yerinde loğusa kadını ve çocuğu alkarası / albasmasından  geleceğine inanılan bir takım zararlı etkilerden korumak için, gelincik, meyan otu şerbeti gibi kırmızı renkli içecekler içirilir ve çocuk görmeye gelenlere al renkli şerbet (loğusa şerbeti) ikram edilir. Artvin ve çevresinde erkek çocuğu doğuran kadına yumurta yedirilir. Yeni doğum yapan kadın ve çocuğu, albasmasına karşı evde yalnız bırakılmaz ve bulundukları odada Kur’an-ı Kerim ve bıçağın yanı sıra yiyecek maddelerinden ekmek, tuz, çörek otu, soğan ve sarımsak bulundurulur. Bazı bölgelerde bu yiyecek maddeleri loğusa kadın ve çocuğun yastığının altına konur.’ Kastamonu’da loğusayı korumak için yan taraf ma bir yumurta, bir baş soğan ve bir baş sarımsak asılır. Eskiden Malatya’nın Arguvan ilçesinde iğne batırılmış soğan, doğum yapmış kadının avucuna konulurdu. Şayet Alkarısı kadına zarar verecek olursa bu soğanın onun gözünü acıtacağına, iğnenin de ciğerine saplanacağına inanılırdı.

Yeni doğum yapmış olan kadın ve bebeğini kırk basmasından korumak için kırk gün boyunca dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Her şeyden önce loğusanın bulunduğu evden dışarıya tuz verilmez. Bu manada loğusa iki kadının birbirleriyle karşılaşması hoş karşılanmaz.

Samsun ve çevresinde iki loğusa kadm birbiriyle karşılaşırsa kırk basmasından dolayı çocukların basık (geç yürüyeceğine) olacağına inanılır. Kırk basmasından kaynaklanabilecek rahatsızlıkları engellemek için oğlu olan loğusa kadın, kızı olan loğusa kadına ekmek ve tuz verir. Aynı yörede eve tartılmamış et geldiğinde çocuğu kırk basacağına inanılır. Buna benzer bir inanış Malatya’nın Arguvan ilçesinde de bulunmaktadır. İlçe genelindeki inanışa göre kırk günlük süre içerisinde eve çiğ et geldiğinde anne ve çocuk dışarı çıkmazsa çocuk ayağını yere basamaz ve geç yürür. Bu nedenle eve et girmeden önce anne ve çocuk dışarı çıkartılır, et eve girdikten sonra anne ve çocuk eve girerler.

Maraş ve çevresinde, kırk çıkana kadar çocuğun bulunduğu odada ağzı açık su kabı bırakılmaz. Sebebi ise bir karakuşun gelip suyun içine boncuk atacağı ve annenin bu sudan içtiğinde çocuğun boğmaca olacağı inanışıdır. Sivas yöresinde baba, çocuk doğduktan itibaren üç gün eve bizzat kendisi et getirmez. Şayet getirirse çocuğun ayaklarının güçsüz olacağına inanılır. Türkiye’nin bazı bölgelerinde ise kırklı eve et getirildiğinde çocuk havaya doğru kaldırılır ve etten yüksekte tutulur, bazı yerlerde çocuk et ve tuzun üzerine bastırılır. Böylece çocuğa kırk basması engellenmeye çalışılır.

Doğumdan itibaren kırk gün boyunca loğusanın ve çocuğunun dışarı çıkması hoş karşılanmaz. Herhangi bir zaruretten dolayı dışarı çıkmaları gerektiği durumda Kastamonu ve Yusufiye’de loğusa ve çocuk üzerinde ekmek bulundurulur. Bu ekmek daha sonra köpeklere verilir. Zara ve çevresinde çocuk ilk defa dışarı çıkarılırken çocuğun kundağının arasına ekmek konulur. Bu ekmek ilk karşılaşılan kişiye verilir.

Anadolu’nun hemen her yerinde doğumdan kırk gün sonra loğusa ve çocuğu kırk basmasından korumak için kırklama/kırk çıkarma yapılır. Kırklama genel olarak temiz suyun loğusa ve çocuğun başından itibaren dökülmesiyle olur. Kırklama suyunun içerisine taş ve çeşitli metal maddelerin yanı sıra yumurta, kabak, kırk adet arpa, buğday, fasulye ve fındık konulmaktadır. Ulaş ve çevresinde ise kırk çıkarma işleminde çocuğun yıkandığı leğenin içine çeşitli eşyalarının arasında arpa ve nohut, Tunceli ve çevresinde buğday ve nohut konulmaktadır.

Tunceli yöresinde kırklama işleminden sonra niyazlar, lokmalar yapılıp dağıtılma âdeti vardır. Aynı ilde bebeğin kırkında yüzünde kırmızı küçük sivilceye benzer kızarıklıklar oluşursa, annesinin aşerme döneminde kuru bakliyat yediğinden kaynaklandığına inanılır. Bunun tedavisi için Ana Fatma civarında bulunan ve kutsallık atfedilen su eve getirilerek içerisine mercimek, pirinç, bulgur benzeri kuru bakliyat konulur ve yıkama esnasında bu sudan çocuğa dökülür.

Türk halk inanışlarında çocuğa isim genellikle doğumu takiben bir hafta içerisinde verilir ve bu esnada aile içerisinde yemekli küçük bir tören yapılır. Ulaş ve çevresinde ailenin ilk doğan çocuğuna isim verilirken komşulara yemek ikramı yapılır. Tunceli yöresinde isim verme merasimi bittikten sonra komşulara yemek verilir. Ayrıca maddi durumu iyi olan aileler gömme yapıp niyaz, lokma olarak dağıtırlar. İsim konulduktan sonra çocuk sık sık hastalanır veya ailenin başına beklenmedik kötü şeyler gelirse bunun genellikle çocuğa konulan isimden kaynaklandığına inanıldığından, çocuğun ismi değiştirilir. Ad değiştirmede kurban kesme, pilav pişirip dağıtma ve dul bir kadına bir öğün yemek yedirme gibi uygulamalar yapılmaktadır.

Anadolu’nun birçok yerinde yem doğum yapmış kadına doğumunun ilk haftasında gözaydın veya loğusa görme, ikinci haftasında hazır sorma ziyaretleri yapılır. Bu ziyaretlerde loğusa kadına özellikle sütünün bol olması için genel olarak çorba, sütlaç, muhallebi, kurabiye, baklava, bal, helva, piliç göğsü, süt, çorba, pelte, börek, tatlı, şeker, pilav, ekmek içinde haşlanmış yumurta, loğusa şekeri, bal ve helva hediye olarak getirilir. Uşak ve çevresinde süt, şeker ve nişastadan yapılan pelte, Sivas ve çevresinde yağ, un ve şekerle yapılan hasıda, kendisini çabuk toparlaması ve sütünün bol olması için komşuları tarafından loğusa kadına ikram edilir. Malatya ve çevresinde aynı amaca yönelik olarak loğusa kadına su, un ve sade yağdan yapılan kuymak yedirilir. Böylece loğusa kadın içinde bulunduğu geçiş döneminden dolayı tatlı türünden yiyecek ve içecekler ile kutlanmış olur. Diğer taraftan Konya çevresinde doğum yapan kadına, acısının geçmesi ve çabuk iyileşmesi için un, şeker, su karıştırılıp üzerine tere yağı dökülerek hazırlanan ve köfdii denilen yemek ile tereyağlı yumurta yedirilir.

Yeni doğum yapan kadının sütünün bol olması için sonu (plasenta) suya atılır. Bu amaca yönelik olarak loğusaya börülce, soğan, tahin helvası, karaciğer, sütle pişmiş incir, haşlanmış mısır, tuzlu badem, tuzlu ayabakabı çekirdeği, … yaprağı, akciğer, peluze yedirilir. Diğer taraftan loğusa kadına acı, ekşi, çok tuzlu ve gaz yapan yiyecek, anne sütü ile geçerek çocuğa sancı yapacağından dolayı yedirilmez. Birçok bölgede kabız olan çocuğa kabızlığının geçmesi için zeytinyağı içirilir. Ulaş ilçesinde çocuğun sağlıklı gelişebilmesi için tuzsuz tereyağına mevlit şekeri (Konya şekeri) ezilerek konur ve bu karışımdan fındık kadar bir parça her gün çocuğa verilir. Aynı ilçede çocuğun boynunun düzgün ve güzel olması için anneye tavuk boynu yedirilir.

Yeni doğan çocuğun gelişimi için anne sütü önemli olduğundan, doğum yapan kadının sütü az geldiğinde, sütünün çoğalması için bir takım yöntemler uygulanmaktadır. Bu manada birçok yörede çobanla ekmek değiştirilir veya çobana ekmek verilir. Çoban loğusa evinden aldığı ekmeği akşama kadar torbasında taşır ve akşam olunca bu ekmeği loğusa evine iade eder.

Anadolu’nun birçok yerinde loğusanın sütünün kesilmemesi (kaçmaması) için gerek loğusanın gerekse çevresindeki komşu ve akrabalarının dikkat etmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Birçok yerde loğusanın canının çektiği yiyeceği veya içeceği yiyip içmediğinde sütünün kesileceğine inanılmaktadır. Kırıkkale ve Uşak çevrelerinde hamile kadının sütünün kaçmaması için komşusu kokusu yayılan bir yemek pişirdiğinde canı çeker diye ona gönderir. Bazı bölgelerde ise bu durumda göğsü şişer düşüncesiyle yemek gönderilir. Anadolu’nun birçok yerinde loğusanın başka bir loğusadan artan su veya şerbeti içtiğinde, Eskişehir’de loğusanın bahçeye dökülen sütünü karıncalar içtiğinde sütünün kesileceği inanışı yaygındır. Anadolu’nun birçok yerinde (Isparta, Bolu,

Mersin, Balıkesir, Manisa, Bursa, Uşak, Ankara, Eskişehir, İstanbul, Maraş, Adana) ilk gün loğusaya hiçbir şey yedirilmez. İlk üç gün içerisinde ise elma, süt, yoğurt, tatlı ve etli yiyecek ve içeceklerden uzak durması istenir. Loğusa, sütünün kesilmemesi için ilk yediği yiyecek komşularının getirmiş olduğu bal, şeker, kuymak, bulamaç, pelte, peluza gibi yiyeceklerden olmalı ve kırkı çıkıncaya kadar herhangi bir yemek pişirmemelidir.

Loğusa kadının sütü tamamen kesildiğinde, sütünün tekrar gelmesi için Eskişehir yöresinde Mehmet isimli kişinin bulunduğu yedi evden alınan unla yapılmış bir pide ve bir soğan bir çobana verilir. Çoban bunları dağarcığında (torbasında) gezdirdikten sonra akşam “size süt getirdim” diyerek loğusaya verir, o da bunları yer.

Aynı uygulamanın bir benzeri Balıkesir’de de yapılmaktadır. Bu ilde, sığırtmaca sabah doğum yapan kadının evinden biraz ekmek, peynir ve soğan verilir ve akşama kadar sırtında taşıyıp geri getirmesi istenir. Akşam bu yiyecekler: “Hayvanlar nasıl sabahleyin sütsüz gidip akşam sütlü gelirlerse, loğusanın da böyle sütü gelsin!” denilerek sütü kesilen kadına yedirilir. Bu manada loğusaya İstanbul’da içine ceviz, üzüm, fındık ve toz şeker karıştırılmış haşlanmış buğday karışımı, Eskişehir’de okunduktan sonra müezzine verilen ve müezzinin ezan okurken avucunun içinde tuttuğu kırk üzüm tanesi ile üç veya yedi incir, Antep’te yumurta ve kaymak yedirilir. Balıkesir’de ise bu amaca yönelik olarak Loğusaya, musluğu kıbleye karşı olan çeşmede tavşan gözü veya şekere bulanmış güvercin yüreği yutturulur. Böyle durumda içecek olarak Eskişehir’de içine ekmek parçalan atılmış kurşunlu su, Ordu’da ezilmiş solucan suyu, Balıkesir’de balıklı havuzun suyu, Antep’te şerbet, Bursa ve Balıkesir çevresinde Sütlüce’deki akarsudan su, Sivas Hafik’te Sütlü Pınarı’ndan getirilen su içirilir. Loğusanın sütünün kesildiğinde yapılan işlemlerden bir diğeri ise süt içmektir. Eskişehir ve çevresinde Loğusa, sabah vakti ayaklarım su dolu bir kap içerisine koyar ve bir gece önce akşam ile yatsı namazı vakti arasında birkaç genç kızın “elif, lâm, mim” sözlerini okuyup üflediği yaklaşık yüz gram sütü “su gibi sütüm gelsin” diyerek içer.

Doğum sonrası çocuğun sağlıklı olması için vücuduna bazı yiyecek ve içecekler sürülür. Uşak ve çevresinde çocuk doğduktan bir hafta sonra kızılca olmasın diye vücudunun her yerine bal veya köpük helva sürülür. Bazı köylerde ise çocuk yeni kesimi yapılan küçükbaş hayvanın işkembesine sarılır. Sivas ve çevresinde yeni doğan çocuğun gözlerinin ağrımaması için gözlerine limon damlatılır. Zara ve çevresinde çocuk doğduktan sonra ikinci yıkanmasının ardından, saçı gür ve siyah olsun diye başına zeytinyağı sürülür.

Anadolu’nun birçok yerinde doğumdan sonra çocuk, teri ve nefesinin kokmaması için tuzlu su ile yıkanır. Balıkesir’de çocuğun zengin olması için tuzlu suyun içerisine para atılır. Bu işlemin ilk etapta sağlık amaçlı yapıldığı düşünülse bile, bunun büyüsel bir işlem olduğu bilinmektedir. Zira tuzun nazar, uğur ve bereket inanışlarında önemli bir yeri vardır. Yeni bir eve ilk girilirken ilk önce götürülmesi gereken yiyecekler tuz ve ekmektir. Diğer taraftan tuzlu suyun içerisine paranın atılması geleneksel Türk inancındaki demirin koruyucu ve kurtarıcı özelliğini hatırlatmaktadır.

Doğu Anadolu’nun bazı yerlerinde çocuğun ilk tırnağı kesildiğinde, büyüdüğünde helal kazanıp helalinden yemesi amacıyla, eli ekmeğe dokundurulur veya una batırılır. Zara’da çocuğun ilk tırnağının kesilmesine köstek kurma denilmektedir. Köstek kurmada çocuk evin dışında bir alana çıkartılır ve kucağına leblebi, fındık, fıstıktan oluşan kuruyemiş ve şeker konur. Belli bir mesafede bekleyen gençler çocuğa doğru koşmaya başlarlar ve ilk gelen genç çocuğun tırnağını keserek kucağındaki kuru yemişleri ve şekerleri almaya hak kazanır.

Genel olarak Anadolu’da çocuk iki yaşına geldiğinde anne sütünden kesilir. Balıkesir’de, iki yaşından sonra çocuk annesini emmeye devam ederse, hayatı boyunca annesine hasret kalacağı inanışı yaygındır. Trabzon ve çevresinde üç aylar (recep, şaban, ramazan) içinde çocuk sütten kesilirse rızkının az olacağı inanışı bulunmaktadır.

Anadolu’nun birçok yerinde, yürümekte güçlük çeken çocuklar için köstek kesme uygulaması yapılır. Bazı bölgelerde köstek kesme uygulamasına özel kömbe, kete veya simit yapılır ve bunlar çocuklara dağıtılır. Çocukların bunları yiyip sevinmeleri, onların dua etmeleri olarak kabul edilir ve böylece çocuğun kolaylıkla yürüyeceğine inanılır. Uşak’ın Eşme ilçesi Takmak köyünde genel olarak çocuklar için iyi ve güzel bir dilekte bulunulduğunda ve bu dileğin gerçekleşmesi durumunda yapılacağı adanan yemeğe dede aşı denilmektedir. Bu yemeğe dede aşı denilmesi, köyde genel olarak çocuklarla ve diğer hususlarda dileklerin Yunus Dede adına yapılması nedeniyledir. Bu yemek için horoz veya tavuk kesilir. Bunun suyundan bulgur pilavı pişirilir ve içerisine tavuk veya horoz eti karıştırılarak komşulara dağıtılır. Bu yemek köyde küçük kurban olarak nitelendirilmektedir. Böyle bir nitelendirmeyi ise köylüler, bu yemekte mutlaka kan akıtılması gerektiği ve bunun da tavuk veya horoz olmasıyla izah etmektedirler.

Diş hediği, dişlik veya dış buğdayı çocuğun ilk dişi çıktığında yapılan bir seremonidir. Bu seremonide yere serilen bir kilim veya bez üzerine çocuk oturtulur. Daha önce kaynatılmış olan buğdayın içerisine toz şeker, bazı bölgelerde kuru üzüm, nohut, kuru fasulye karıştırılarak çocuğun başının üzerinden dökülür. Daha sonra pişmiş buğday konuklara ve komşulara dağıtılır. Komşular da tabağa çocuk için hediye koyarlar. Diş hediğinde buğday kaynatılması, çocuğun dişlerinin buğday başağındaki taneler gibi düzgün, sıralı ve sağlam olmasına yöneliktir. Bazı bölgelerde yeni çıkan dişin sağlam olması için dişe haşlanmış yumurta dokundurulur.

Çocuğun vaktinde yürümesi için İstanbul’da topuklarına yumurta akı sürülür; çocuk ceviz yaprağı veya tuz atılmış suda banyo yaptırılır. Yusufeli’nde sıcak tandır ekmeği bakır bir kapta terletilerek çocuğun vücudu ekmeğin buğusuna tutulur. Bursa ve çevresinde ise, ayak poğaçası ismi verilen çörekler yapılır ve bir tanesinin içine madeni para konulur. Madeni para, poğaça ikram edilenlerden hangisine çıkarsa o, çocuğa bir hediye verir.

Uşak ve çevresinde bir eve bir bebek geldiğinde, kız ise ev sahibi iki tane yumurta verir. Bir bakıma büyüsel bir işlem olan bu uygulama ile kız çocuğunun kısır olması engellenmek istenmektedir. İki yumurta, kız çocuğunun evlendiğinde hamile kalıp doğum sonrası iki göğsüyle çocuğunu emzirmesini sembolize etmektedir.

Çocuğun zamanında konuşmaması, çoğu zaman almış olduğu gıdalarla ilişkilendirilmektedir. Trabzon ve çevresinde çocuk ilk aylarında bal ve yumurta yerse çocuğun geç konuşacağına inanılmaktadır. Çocuğun zamanında konuşması için Türkiye genelinde benzetme büyüsü niteliğinde bir takım işlemler yapılmaktadır. Bu işlemler arasında yemek kaşıklarının bulaşık suyunu içirme; kanarya kabından su içirme; kanarya yumurtası yedirme; Muharrem ayında aşure kâsesinden su içirme yer almaktadır. Ayrıca Cuma salası okuyan müezzinin cebine kara üzüm konur ve salâdan sonra bu üzümler çocuğa yedirilir. Bazı bölgelerde ise çocuğa dana veya koyun dili yedirilir.

Hastalık veya başka bir sebeple sıska olan çocuklar için aydaş tabiri kullanılmaktadır. Aydaşlık, çocuğun kırkı içinde kırklı bir çocukla karşılaşmış olduğuna dayandırılmaktadır.. Bu durumun çocuğun hasta veya zayıf kalmasına sebebiyet verdiğine inanıldığından aydaş pişirme işlemi yapılır. Aydaş pişirme, çocuğun tam pişmemiş olduğu inanışından hareketle yeniden tam olarak pişmesini sağlamak için yapılan taklit büyüsüdür. Yusufeli’nde boynunu tutamayan çelimsiz çocukların analarına tavuğun boyun eti yedirilir ve kemikleri çocuğun yastığının altına konur. Kırıkkale’de iştahı olmayan çocuklar el-yüz sürme ocağına götürülür.

Ocaklı, bir kabın içerisine çok az su, yavşan otu (bir çeşit nane türü), ekmek kırıntısı ve soğan koyup bunları besmele çekerek karıştırır. Ocaklı: “Yapmak bizden, şifa Allah’tan1.” diyerek bu karışımla ellerini ıslatır ve ıslak elini çocuğun ellerine sürer. Sonra karışımdan avucuna alarak çocuğun ağzına ve burnuna su verir. Çocuğun bu suyu içmesi gerekir. Tekrar avucuna su doldurarak çocuğun yüzünü yıkar. En sonunda ocaklı, çocuğun hapşırması için bir veya iki parça sigara tütününü çocuğun ağzını kapatarak burun deliklerine bırakır. Çocuk hapşırdığında yapılan işlemin tamamlandığı sonucuna varılır.

Çocuk okul çağma (Kur’an kursu) geldiğinde eskiden evde veya mektepte yemek verme âdeti bulunmaktaydı. Okula başlayan çocuğun zihninin açılması için okunmuş üzüm yedirilmesi yaygın uygulamadır. Kur’an okumasını öğrendikten sonra ilk yaptığı hatimde evde toplu yemek verme âdeti bulunmaktadır.

Doğum sonrası çocukla ilgili yapılan uygulamalardan en önemlisi sünnettir. Türk halk kültüründe önemli bir yer tutan sünnet töreninde, Anadolu’nun birçok yerindeki düğünlerde olduğu gibi davetlilere toplu yemek verilir. Kırıkkale çevresinde ve Sivas’ın Ulaş ilçesinde eskiden bu yemeğe davet edilecek kişilere okuntu şekeri ismi verilen mevlit şekeri veya akide şekeri gönderilirdi. Maddi durumu iyi olan aileler sünnetten önceki akşam, sünnet çocuğu için kına gecesi düzenlerler. Eğlenceden sonra misafirlere çerez ikram edilir. Kına gecesi düğün salonunda yapılmış ise davetlilere eğlence esnasında kuru pasta ve meyve suyu ikram edilir, çocuğa kına yakıldıktan sonra çerez dağıtılır.’ Sünnet günü her yöre kendisine özgü düğün yemeklerini gelen misafirlere ikram eder. Uşak ve çevresinde çorba, keşkek, etli nohut, pilav, helva; Tunceli yöresinde ise etli pilav, sebze yemeği ve tatlı olarak komposto (hoşaf) ikram edilir. İzmir’de yemekten sonra davetlilere ikram edilmek üzere lokma dökülür. Yemek ve mevlitten sonra çocuk sünnet ettirilir. Uşak ve çevresinde sünnet esnasında acıyı hissetmesin diye çocuğun ağzına lokum verilir.

Kaynak: Türk Halk İnanışlarında Yiyecek ve İçecekler- Sami KILIÇ
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir