HalkbilimiHalk Müziği

Kürsübaşı ve Bahçe Alemleri

Harput’un kendine özgü yaşayışını tasvir etmek için o yaşayışın içinde bulunmak gerekir. O yaşayış, münhasıran Harput’undu ve başka yerde bulunmaksızın. Orada yaşayanlar, hayatın her zevkini tattılar, yaşamanın gerçek felsefesini mükemmel anladılar. Onların duyuşları hep şiir, müzik, sevda, yani ‘ tamamen güzel sanatlara dayanırdı.

Yemeleri, içmeleri, eğlenceleri, sohbetleri tamamen sanat ruhu ile dolu idi. Bütün bunlara rağmen Harputlu, izzetinefsine düşkün mert, bir lokma için kimseye boyun eğmeyen, riya ve aşağılık duygularından kaçan, misafirperver, merhametli, temiz vicdanlı idi,

Kışın kürsü başlarında gece yarılarına kadar geçen âlemler, bugün bize bir masal gibi gelmektedir. Erkeklerin ayrı, kadınların ayrı sofrada toplanarak bazen sabahlara kadar ziyafet, uzun sohbet, şaka ve sayısız eğlenceleri, bu gün için erişilmesi mümkün olmayan mesut hayat sahneleri idi.

O sofralarda kadın türkü söyleyerek, def çalarak genç kızları oyuna kaldırmaları, kızların mumlarla çayda çıra oynamaları, Bin Bir gece masalları da geçen efsanevi hayat tabloları idi.

Genç kızın narin yapısı ile, güzelliğinin bütün füsunuyla, yanakları kızarmış halde safiyet ve kibarlığı ile misafirlere kahve, şerbet, verişi, gönülleri heyecan getiren tarifi imkânsız bir âlemdi.

Bugün tasavvuru bile mümkün olmayan o devir, Harput’-un devirler boyunca yaşadığı füsunkâr hayatı bizden bir önceki nesilde bitmiştir. Fakat biz hiç olmazsa pek az hatırası ile yaşadık ve yaşıyoruz.

Kış aylarının akşamları pek hisli geçerdi. O saatlerde kürsünün üstünde kurulan sofralarda, bütün aile fertlerinin sükun ve huzur içinde yemek yiyişleri bizde silinmez hatıra bırakmıştır. O demler, Harput’un o devri özgü idi.
Sofaların tavanlarından sarkan kışa saklanmış elma, erik, ayva, ve taze üzüm gibi meyvelerin nefis kokuları evlerin içine yayılırdı. Bu kadarla, sanki hâlâ ruhumuzu okşamak ta devam etmektedir.

Harput’un kürsü başları, mütevazi bir hayatın akışı olmakla beraber, kış geceleri pek canlı ve hareketli olurdu, ihtiyar, genç ve çocuklar kürsü-başlarında yaşamanın zevkini tadarlardı.

Biz Harput’un ruh yapısını iç âlemdeki zenginliği gerçek yüzü ile aksettiren sanatkârlık kudretini, Hacı Hayri Beyde buluyoruz. Çünkü o sanatının verdiği kudretle, Harput’un ruh yapısına nüfus etmiş, bizzat o-âlemi yaşamış, kalemiyle dili ile terennüm etmiştir. Şu şiirine bakınız. Harput’un gerçek  sevda ve duyguları onun mısralarında ne büyük bir sanat heyecanıyla canlanıyor, ebedileşiyor.

Sinemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı
Zülfün karanlığında bezme çerağ olaydı

Bu mısralarıyla, sevgilisine içini dökerek: Kalbimdeki ateş, senin siyah saçlarının içindeki aleme ışık olaydı diyor.
Meyhaneler kapısı bahtım gibi kapansın, Rindane bade içmek sensiz yasağ olaydı: yani senin bulunmadığın mecliste, aşıklar gibi içki içmek yasak olaydı diye sevgilisine iştiyak duymaktadır, bahtı nasıl kapandı ise, meyhanelerin öyle kapanmasını istiyor.

Deşti cunun içinde gezmezdi böyle gönlüm. Geysularm kemendi boynumda bağ olaydı. Divanelikler sahrasında kalbim böylesine dolaşmazdı. Delileri nasıl zincire vuruyorlarsa beni de senin saçlarını bağladığın kementlerle bağlasınlar. Terki cunun ederdi leylâ gamıyla mecnun. Bir gün yüzün göreydi alemde sağ olaydı.

Leylânın aşkı ile çıldırmış olan mecnun eğer sağ olup senin yüzünü görseydi delilikten kurtulurdu.
Gülşen Sarayı hüsnün bir ah ile yıkardım. Kanunu aşk içinde cüzi mesağ olaydı. Eğer aşk kanunu azıcık izin verseydi, senin güllerle süslenmiş güzellik sarayını bir ah çekerek yıkardım.

Harput’un bu eşsiz duyuşları sevda ve heyecanları onun üzerinde yaşayan bütün insanlarında mevcuttu… Hepsi de sanatkâr ruhlu yaratılmışlardı.

Bahçelerin hudutsuz letafet ve yeşillikleri içinde insanı heyecana sürükleyen manzara ve kuş sesleri arasında genç kızların neşeli kahkahaları, delikanlıların sevda nağmeleri hep sanatkâr ruhlardan kopup gelir, Harput ufuklarını füsun ve sihriyle doldururdu.

Bu bahçelerin etrafındaki yüksek tepelerden sıhhatli ve gürbüz delikanlıların söyledikleri türküler kızların kalbinde sevda heyecanları uyandırırdı.

Delikanlılar da, kızlar da hassas yaratılmışlar, yekdiğerini pek iyi anlamışlardı.

İhtiyarlar kalın dut ağaçlarının gövdesine sırtlarını dayar, sigaralarından derin nefesler çeker, hürriyet, sükûn ve huzurun lezzetini burada duyarlardı.

Harputlu o devirde aşk ve muhabbet dolu bir rüya alemi içinde yaşardı. Saadetlerini, neşelerini bahçelerin temiz ve hür havasında bulurdu.

Şimdi Harput okullarından birinde geçen bir olayı anlatarak yazımı bitireceğim:
Ders müzakeresi saatinde öğrencilerden biri:

— Kalkın cenaze namazı kılalım teklifinde bulunur. Bütün öğrenciler kalkarlar içlerinden biri imam, diğeri cenaze olur. Cenaze olan çocuk öğretmen masasının üzerine yatar, cemaat onun karşısında saf tutar, imam öne geçip cemaate sorar:
— Biz merhumun mümin, muvahhit, ehli sünnet ve cemaat olduğuna şehadet ederiz. Siz nasıl bilirsiniz? Cemaatin içinden biri:
— Yok canım o namussuzun biriydi deyince diğerleri de cenaze hakkında ağızlarına geleni söylemeğe başlarlar. imam tezkiyesinde ısrar ediyor, cemaat bağırıp çağırıyor..
Bu gürültüyü duyan meşhur dayakçı öğretmenlerden biri, elinde sopası ile içeriye girince, cemaat bir anda korkup yerlerine oturmuşlar, cenaze ortada kalmış, öğretmen ölüye yaklaşarak:
— Niye yatıyorsun ulan burada? diye sormuş. Ölü yattığı yerde titreyerek yavaş sesle cevap vermiş:
— Beni cenaze ettiler namazımı kılıyorlardı..
Öğretmen, değnekle onun bacaklarına vururken:
— Kalk ulan edepsiz herif, şimdi seni gerçekten gebertirim! diye bağırmış.

Kaynak: Geleneksel Türkü Başı Dergisi ( Buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir