Türk Büyükleri

Mevlananın Felsefesi Düşünce Sistemi

Mevlananın felsefesi nedir, felsefede neyi savunur? Mevlanın düşünce sistemi nedir? Mevlana’nın dünya görüşü, kurana olan bağlığı ve diğer özellikler

Mevlevi tarikatını Mevlana kurmadı ama onun gerek kendi yaşayışına uyguladığı. gerek eserlerinde, şiirlerinde dile getirdiği; gerekse yakınlarına, müritlerine aşıladığı hayat felsefesi, din ve dünya görüşü, daha sonra kurulan mevlevi tarikatının temeli oldu.

Celâleddin’in baba evi İslam felsefesinin çeşitli konularının tartışıldığı bir akademi gibi idi. Sonra göç yıllarında Nişabur, Bağdat, Mekke, Medine, Şam. Halep. Malatya, Erzincan, Karaman, Konya gibi şehirlerde, daima medreselere konuk olarak o çağların en ünlü bilginlerini tanıdı. sohbetlerinde bulundu, derslerini dinledi. kitaplarını okudu. özellikle babasının yazdığı Maarif adlı eser onun rehber kitaplarından biriydi.

Horasan’ın ünlü şairlerinden Senai ve Attar’ın şiirleri ve fikirleriyle de çok ilgilenmiş, onları benimsemişti. Yetişmesine tesir eden bütün bu kaynakların izlerini Mevlana her fırsatta kitaplarında, sohbetlerinde gösterdi. Biz Senai ve Attar’ın izinden geldik diye haber verdi.

Mevlana şiirlerinde rint bir şair olarak şeriat ölçülerini zaman zaman aşıp geçiyordu, ama yaşantısı boyunca tam bir dindar adam gibi hareket etti, şeriat hükümlerini saygıyla uyguladı.
Kuran’a hayrandı. Ben Kuran’ın bendesiyim demekten hoşlanıyordu. Hz. Muhammed’e aşk derecesinde bir sevgisi ve saygısı vardı: Ben, Muhammed-i Muhtar’ın yolunun toprağıyım. Eğer size benim bundan başka bir sözümü naklederlerse ben o kimseden de, o sözden de bizarım diyordu.

Devrinin bütün sanat ve ilim hareketlerini takip ediyor, matematik. astronomi, tıp ve simya ilimlerinin terminolojisini çok iyi biliyor,Kur’an, hadis, fıkıh, kelam gibi İslam bilgileri konularında çağının rakipsiz uzmanı kabul ediliyordu.

Hayatını, bütün bu bildiklerini halka öğretmek için adamıştı. Gerek derslerinde, gerek sohbetlerinde, gerek yazdığı kitaplarda. bu amacını gerçekleştirmek için çalışmış, en karışık felsefe teorilerini. en zor kelam bilgisini, Kur’an tefsirini; fıkıh ve hadis meselelerini. en basit ifadelerle anlatıp yazmayı bilmişti.

Mevlana Celaleddin tam bir varlık birlikçiydi, Şeriat bilgilerini hocası Seyyid Burhaneddin’den; tasavvuf felsefesini. özellikle bu felsefeye uygun hayat tarzını mürşidi Tebrizli Şems’ten öğrenmişti. Hak ile halkı birbirinden ayırmıyor, halkı, yani halk edilmiş, yaratılmış olanı; Hakkın, yani yaradanın bir sureti. bir tecellisi kabul ediyordu. Böyle olunca. kusursuz bir sofi olarak halka, tam, Hakk’a yapılan muameleyi yapmak daha doğrusu Hakk’ı, halkta görüp sevmek gerekiyordu. Her şey Hakk’ın bir tecellisi olunca ortada suçlu-suçsuz, güzel-çirkin, iyi-fena diye bir şey kalmıyor, bütün bunlar, Hakk’ın çeşitli görünüşleri oluyordu.

Mevlana Celaleddin tasavvuf inancını sadece bir nazariye olarak benimsememiş, günlük hayatına da mal etmişti. Bu bakımdan büyük ve içten bir halk dostuydu. Çocukları. kadınları. suçluları, hastaları ayırt etmeden hepsine sevgiyle muamele eder, vefa gösterir, saygı duyardı. Hükümdarlara, vezirlere, seçkinlere herhangi bir özel muamele yapmaz, Tanrının her yarattığını nasıl görüyorsa, onları da öyle görürdü. Gerek yazılarında, gerek sohbetlerinde, bu konuda daha da ileri gitmiş devlet ileri gelenlerine görev ve sorumluluklarını sık sık hatırlatmıştır.

Celaleddin Kur’an ve hadislerin ışığında beliren İslam ahlakını en parlak ve kusursuz şekilde yorumlayan ve yorumladığı esaslar içinde de uygulayan bir şairdi. Haya, edep, terbiye, vefa, sabır, müsamaha, anlayış, af vb. kavramlara çok önem vermiş; bunların gerçek anlamları üzerinde her fırsatta durmuş. fakat genel hüküm olarak asıl meselenin insan olduğunu, dinlerin. felsefelerin, ahlak sistemlerinin insansı daha mutlu, daha değerli yapma yolunda birer vasıta olduğunu görmüştü. Onun için. bu vasıtaların herhangi birinde durmak, takılmak istemezdi.

Aslolan gerçeğe giden yolu bulmaktı. Ve Celaleddin. yolların en mükemmelinin, ve doğrusunun aşk yolu olduğuna inanmıştı. En küçük yaratıktan en ulu varlığa kadar yayılmış, insanın alıp verdiği her nefesle bir olan sonsuz bir sevgi. Bu sevgiyi besleyen sınırsız bir hoşgörülük ve karıncadan Süleyman’a… yaygın bir vefa.

Celaleddin’e göre aşk bir hal’dir, anlatılmaz, ancak yaşanır. Onun için; Aşk.,. aşk diyorsunuz, nedir bu aşk dediğiniz? diye soran bir müridine sadece,  Ben ol da bil demiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir