Halk Bilimi

Mevlana'nın Hayatı ve Mesnevi

Mevlana’ın Hayatı
Mevlâna bugünkü Afganistan’da bulunan, eski büyük Türk Kültür merkezi Belh’te doğmuştur. Mevlâna’nın doğum tarihi ise 30 Eylül 1207’dir. (6 Rebiülevvel, 604)
Mevlâna’nın asıl adı Muhammed Celâleddin’dir. Mevlâna ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Asil bir aileye mensup olan Mevlâna’nın annesi, Belh Emiri Rüknoddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan E-metullah Sultan’dır. Babası, Sultanü’î-ülema (Alimlerin Sultanı) unvanı ile tanınmış, Mufıarnmed’Bahaeddin Veled; büyükbabası, Ahmet Hatibi oğlu Hüseyin Hatibidir. Esasen tasavvuf ehline iyi gözle bakmayan ve bunların Harezmşah katında saygı görmelerini çekemeyen Fahreddin-i Razi, Bahaeddin Veled’in açıkça kendi aleyhine tavır almasına da çok içerlediğinden onu Harezmşah’a gammazladı. Bahaeddin Veled’in de gönlü Harezmşah’tan incindi ve Belh’i 1212-1213 tarihlerinde terk etti. Mevlâna ve babası önce hacca gittikten sonra yine göç kervanıyla Şam’dan Malatya’ya, oradan Erzincan’a, oradan Karaman’a uğradılar. Karaman’da bir müddet kaldıktan sonra, Konya’yı seçip oraya yerleştiler.
Karaman’da bulundukları 1225 tarihinde Mevlâna, babasının buyruğu ile itibarlı, asil bir zat olan Semerkantlı Hoca Şerafeddin Lala’nın, huyu güzel, yüzü güzel kızı Gevher Banu ile evlendi. Mevlâna dünya evine girdiğinde onsekiz yaşındadır.
Efendimiz manasına gelen Mevlâna ismi O’na daha pek genç İken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddin-i Tebriz’i ve Sultan Veled’den İtibaren Mevlana’yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur. Rumi, Anadolu demektir. Mevlâna’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyar-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.
Mevlâna’nın ilk mürşidi, Bahaeddin Veled’dir. Yani Mevlâna’ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve sırları gösteren tarikat şeyhidir. Bütün İslâm âleminde yüksek itibar ve şöhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçukluların Sultanı Alaaddin Keykubat’tan yakın alaka ve sonsuz hürmet görür. Bahaeddin Veled, 3 Mayıs 1228 tarihinde Selçukluların baş şehri Konya’yı şereflendirip yerleştikten kısa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat süresi 1219-1236), sarayında Bahaeddin Veled’in şerefine büyük bir toplantı tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun mânevi terbiyesi altına girdi.
Mevlâna, babası öldüğünde yirmidört yaşında idi. Babasının vasiyeti, dostlarının ve bütün halkın yalvarmaları ile babasının makamına geçti, oturdu. Mevlâna, babasından soma, Seyid Burhaneddin’i buluncaya kadar bir yıl mürşidsiz kaldı. 1232 tarihinde babasının değerli halifesi Seyyid Burhaneddin-i Muhakkik-i Tirmizi, Konya’ya geldi. Bunun üzerine Mevlâna onun manevi terbiyesi altına girdi.
Mevlâna, yüksek ilimlerde daha çok derinleşmek için, Seyyid Burhaneddin’in izniyle Haleb’e gitti. Halaviyye Medresesi’nde, fıkıh, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir âlim olan Adim oğlu Kemaleddin’den ders aldı. Mevlâna, Halep’teki tahsilini bitirdikten soma Şam’a geçti. Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört yıl kaldı. Bu zaman zarfında Şam’daki alimlerle tanışıp, onlarla sohbet etti.
Mevlâna, Şam’da Şemseddin-i Tebrizi ile görüşmüştür; fakat bu görüşme kısa bir müddettir ve şöyle cereyan etmiştir. Şemseddini Tebrizi, bir gün halkın arasında, Mevlâna’nın elini yakalayıp öper ve ona “Dünyanın sarrafı beni anla!” diye hitap eder ve kaybolur. İşte bu sohbet veya bir anlık görüşme tarihinden yaklaşık sekiz sene sonra Şems, Konya’ya gelecek ve Mevlâna ile içli dışlı sohbet edecektir.
Mevlâna Seyyid Burhaneddin’in Konya’dan ayrılışından sonra, irşad (Allah Yolunu göstermez ve tedris (öğretim) makamına geçti. Babasının ve dedelerinin usullerine uyarak beş yıl bu vazifeyi başarı ile yaptı. Rivâyete göre dini ilimleri tahsil eden dört yüz talebesi ve on binden çok müridi vardı.
Mevlâna ile Şems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, bu iki ruh, nihayet buluştular, görüştüler. Bu tarihte Şems, altmış, Mevlâna, otuz sekiz yaşında idi. Bu iki ilahi aşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamıyla Hakk’a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular.
Mevlâna, mânevi yolculuğunu, olgunluğa ermesini, şu sözünde toplamıştır, “hamdım, piştim, yandım.” Mevlâna’nın pişmesi, babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin’in feyizli nefesleriyle, yanması da Şems’in nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliğinin aşk ateşiyledir.

Mevlana ve Mesnevi

Eflaki, Mesnevi’nin yazılıp tamamlanmasını anlattığı bahiste diyor ki: “Mevlâna Hazretleri, asil kişilerin sultam Çelebi Hüsameddin’in cazibesi ile heyecanlar içerisinde Sema ederken, hamamda otururken, ayakta, sükunet ve hareket halinde daima Mesnevi’yi söylemeye devam etti. Bazen öyle olurdu ki, akşamdan başlayarak gün ağarmcaya kadar birbiri arkasından söyler, yazdırırdı. Çelebi Hüsameddin de bunu süratle yazar ve yazdıktan sonra hepsini yüksek sesle Mevlâna’ya okurdu. Cilt tamamlanınca Çelebi Hüsameddin, beyitleri yeniden gözden geçirerek gereken düzeltmeleri yapıp tekrar okurdu.” Bu şekilde dikkatlice 1259-1261 yılları arasında yazılmaya başlanılan Mesnevi, 1264-1268 yılları arasında sona erili.

Mevlana’nın Ölümü

Mevlâna, artık son anlarını yaşadığını özlediği ebedi cemal alemine kavuşacağını anlamıştı. Ansızın hastalanıp yatağa düştü. Mevlâna’nın hastalık haberi Konya’da yayıldığı zaman ahali, şifalar dilemeye, gönlünü, duasını almaya geliyorlardı. Bunun üzerine Mevlâna: “Bundan sonra Allah sizlere şifa versin. Âşıkın maşukuna kavuşmasını ve nurun nura ulaşmasını istemiyor musun?” dedi.
İrfan ve sevgi güneşi Mevlâna, 5 Cemaziye’l-âhir, 672 (17 Aralık 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlaklığı ile, bütün güzellikleriyle gülerek ebediyet aleminin asumanına doğdu. Mevleviler, o geceye Şeb-i Arus derler.

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı