Halk Bilimi

Mitoloji ve Destanların Halk Edebiyatı Üzerindeki Etkileri

Mitoloji ve Destanların Halk Edebiyatı Üzerindeki Etkileri
Dünyanın her tarafında bilim adamları, edebiyatın  daha genel anlamda sanatın- oluşup gelişmesinde mitik, epik ögelerin etki ve işlevlerini, türlü örneklerle ortaya koymuşlardır. Yaşam pratiklerinden kaynaklanan üretim etkinliklerinin, doğaya saygı ( ya da korku, hayranlık, sevgi, ürküntü …) ruhsallıkları ile birleşmesinden oluşan ilkel mitlerin, insanlığın gelişim süreçlerinde gelişkin uygarlıkların onurlu, saygın kimlikleri olarak günümüze kadar ulaştığını biliyoruz. Mit ve destanlar tip, motif, izlek, kurgusal yapılar gibi kimi teknik etkilerin yanı sıra tüm dil süreçlerine egemen olan ya da bireyin başlangıcı bilinmeyen zamanlardan beri taşıdığı evrensel ilişkileri, özellikleri yönlendiren gizil güçlere sahiptir.
Epik dönemlerden sonra oluşmuş ürünlere mitoloji ve destanın etkilerini konularımız boyunca göreceğiz. Bu etkilemenin çağlar boyu sürerliliğinin hatta günümüze gelişinin bir yorumunu, halk edebiyatımızın değerli bir araştırmacısından yansıtmanın yararlı olacağı kanısındayız:
Okuma:
Anlatı, ozanların, romancıların, düşünürlerin dilinde çağdaşlaşır. Bir ucu ağıtlara (lirizme), bir ucu öykülemeye dayanan anlatı dili, yaşam koşullarına göre yeni yeni üsluplar, biçimler kazanır. Anlatı, çağın gereklerine, onu işleyen sanatçının dilsel gücüne bağlı olarak gelişir. Örneğin Sait Faik?in dili artık bir anlatı dili değil, Sait Faik öykücülüğünün üslubudur. Nâzım Hikmet halk söyleyişlerinden de, Divan düzyazısından ve nazmından da yararlandı. Bunlar onun şiirini en uç damarlara giden kan sızıntısı gibi beslemiştir. Nâzım, bu ölçüyü hiçbir zaman bir atardamara dönüştürmemiş, sızıntı olarak tutmayı bilmiştir. Bundan dolayıdır ki, bunları hiçbiri, halk deyişleri de, Divan etkileri de, Nâzım Hikmet?in şiirinin belirleyicisi olmamıştır.
Bu bağlamda, kendi üslubunu yaratmış her yazarın çağdaş anlatıya katkısı olmuştur. Yaşar Kemal de bu soy, anlatıyı çağdaşlaştırmış bir yazardır. Yaşar Kemal?e ?çağdaş Homeros? diyenler olduğu gibi onu, ?yerel? bulanlar, hatta yarattığı üslubu hafife alırcasına ?masalcı? sayanlar da vardır. Bu ?Meyveli ağacı taşlarlar? ya da ?Gür söğüde kuş konar, güzel kişiye söz gelir? atasözünü anımsatır ancak! Bir de işin şu yanı var: Destanı halk yaratmıştır. Ama, herhalde halkın içindeki herkes destan anlatıcısı değildi. Ortaçağ Avrupa?sındaki şövalye romanları, eşkıya anlatıları, gezip görülen yerler üzerine oluşturulan kurgusal anlatılar, bizdeki halk hikâyeleri, ağıtlar için de geçerlidir bu. Eski Türklerde ağıt söylemeyi, ağlamayı görev edinmiş yuğcu?lar, sığıtçı?lar vardı. Anadolu?da anlatma işini yerine getiren gezgin ozanların bulunduğu, hatta Yunus Emre?nın de bunlardan biri olduğu unutulmamalıdır. Bektaşilerde cem törenlerine katılan dede?lerin, olaylar anlatarak, yorumlar yaparak, yeni bilgiler aktararak halkı aydınlatma görevini üstlendikleri de bir gerçektir. Kuşkusuz, dinsel işlevlerinin yanında böyle bir işlevleri de vardı. Pir elinden dolu içtikten sonra Hak âşığı olup, bu aşkla yollara düşen ozanların durumu da bundan farklı değildir. (…)
Bu geleneklerin yarattığı her şey sızar anlatıya. Çağdaş yazar, bu sızıntılarla üslubunu kurabiliyorsa anlatısal beğenide bir yer tutabilir. Geçmişin anlatı birikimlerini bu çağa aktarmak büyük önem taşımaz. Yapılması gereken, bu birikimler üzerine kurulmuş bir üslup yaratmaktır. Yaşar Kemal bu gerçeği şöyle dile getiriyor: ?Roman dili kendiliğinden, ama bilinçle oluştu. Dede Korkut?tan, Sait Faik?ten geliyor bu dil. Roman anlatı sanatı değildir. Ben de halk anlatıcılığından roman diline geçtim. Kendime has yeni bir roman dili kurmam başlıca başarımdır. Roman dille, yeni bir dille yazılır. Romancı, her gün, her romanda dilini yeniden yaratmak zorundadır. Eğer yeni bir dil kullanmıyorsam, derhal bırakırım romanı….?
Romanı destanın devamı sayanlar vardır. Yaşar Kemal?i epik sayanların dayanağı böyle bir genelleme olmalıdır. Oysa, romanın oluşumunda destanın etkisi yadsınamaz. Ancak, roman, olsa olsa, anlatı?yı belirleyen bütün türlerin, söylencelerin, ağıtların, halk gülmecesinin (humorunun) ve zamanca en yakını halk hikâyelerinin bireşimi sayılabilir.
Yaşar Kemal?in üzerinde durduğu budur. Romanını Anadolu halklarının kültür birikimleri ve dil beğenisiyle kuran Yaşar Kemal?de bu bireşim belirgindir. Bu birikimleri, halkın dil canlılığının en son damarına değin ulaştırmayı başaran Yaşar Kemal?in dünya ölçüsünde tanınmasında, büyük romancı sayılmasında bunun payı büyüktür. Bu yönden Yaşar Kemal?in, anadolu kültürlerinin yarattığı anlatı birikimleri açısından değerlendirilmesi, gerçek sanatımızın boyutu açısından da önemli görünüyor bana…(Binyazar, s.275-277)

Kaynak: Türk Halk Edebiyatı Anlatı Türleri (2004)  Prof. Dr. Metin KARADAĞ

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı