Genel KültürEdebiyat

Nasreddin Hoca ve Eşeği

Nasreddin Hoca’dan söz açılır da onun sevgili eşeğinden bahsedilmez mi?

Gerçekten, bir çok fıkralarında Nasrettin Hoca’nın yanında yer alan (Bozoğlan) adlı eşeği, hiç sızlanmayan, sabrın ve tahammülün ifadesi, cefakâr, sadık bir hayvandır. Nasrettin Hoca eşeğini çok sever, ne var ki, komşuları, bu eşek yüzünden, kendisini sık sık rahatsız etmekte, başını derde sokmaktadırlar. Eşeği ödünç vermeye verecek ama, zavallı hayvanı kendisi gibi kullansalar canı ya… Ya fazla yük taşıtır, belini incitirler ya da kuyruğunu kulağını çekerler. Bir gün, eşeğini isteyen komşusuna:
— Dur, bir kere de eşeğe sorayım.
Diyerek ahıra gider, biraz durduktan sonra şu cevabı verin
— Dostum, eşek razı değil. Diyor ki, beni ellere verme. Hem beni döverler, hem de senin avradına söverler.
Bir gün, eşeğini isteyen bir komşusuna, başka birisine verdiğini söyler. Fakat bu sırada eşek anırmaya başlar. Komşu:
—Aşk olsun, eşek içeride de bana vermiyorsun. Hoca kızar. Şu cevabı verir:
— Yok dedik ya… Ak sakalımla benim sözüme inanmıyorsun da eşeğin sözüne mi inanıyorsun?
Bu, Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasına benzer: Komşu bir gün eşek değil de ip ister. Hoca:
— İpe un serdim.
Diyerek savmak ister… Adam bu sefer:
— A Hoca, hiç ipe un serilir mi? Deyince, dayanamaz:
— Canım, vermeğe gönlüm olmadıktan sonra, elbette ipe un sererim.

Komşuluk ilişkilerinde ödünç alıp Ödünç verme geleneğinde ileri gitmenin güzel örneği olan bu fıkralar, yıllar yılı dilimizden düşmemiştir. Ya şu aile sırrım dile getiren hikâye, Nasrettin Hoca’nın şaheserlerindendir:

Hoca, eşeğini pazara götürüp tellala verir. Bu sırada bir müşteri çıkar, eşeğin dişine bakmak ister. Eşek, adamı ısırır. Bir başkası kuyruğunu kaldırmak ister, çifte atar. Tellâl bakar ki, eşek kimseyi yanına yaklaştırmak istemiyor. Hoca’ya:
— Bu eşek sakar, kimse almaz bunu. Al götür. Der. Hoca:
— Zaten ben satmaya getirmedim onu. Herkes görsün de, benim neler çektiğimi anlasın diye getirdim.
Cevabını verir.

Nasreddin Hoca, yoksulluğuna rağmen, neşe ve azim dolu bir hayat ifade eder, halkın içinden halka yayılır, daima onun iyiliğini ve hayrım gözetir. Hareketlerinde cesur ve müspettir. Hayatının bazı devrelerinde, imamlık ve medrese hocalığı etmiş olmasına rağmen, hiç bir zaman, akıl yolundan uzaklaşmaz. Şakayı şaka olarak kabul eder.

Bir gün bir kaç ahbabı, Hoca’nın beslemekte olduğu güzel kuzusunu yemek için bir bahane uydururlar:
— Hocam, bu gün kıyamet kopacak, diyorlar. Bu kuzuyu o zaman ne yapacaksın, getir şunu yiyelim.
Hoca aldırmaz. Derken birisi daha gelir. İki gün sonra hepsi birden ısrar ederler. Hoca:
— Peki, der. Yarın göl kenarına buyurun. Kuzuyu yiyelim.
Ertesi gün, Akşehir gölü kıyısına kilimler serilir, ocak yakılır. Herkes neşe içinde… Bir ara, toplu halde soyunarak göle girerler. Hoca fırsatı kaçırmayarak elbiseleri toplar. Ocağa atar, yakar.
Az sonra, gölden çıkanlar, elbiselerini arar, bulamazlar. Ocak başında kuzu çeviren Hoca’ya:
— Hocam, bizim elbiseler nerede?
: Deyince, Hoca gayet ciddi şu cevabı verir:
— Ateşe atıp yaktım. Siz demediniz mi, yarın kıyamet kopacak diye. Artık, elbiselere lüzum var mı?