Nasrettin Hoca Kitapları

Bu küçük kitap, Nasrettin Hoca üzerindeki yerli ve yabancı yayımların hepsini tanıtmak iddiasında değildir. Bu konuda aydınlanmak isteyenlere, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nce yayımlanan, Perihan Arbakın hazırladığı, Nasrettin Hoca Bibliyografyası adlı değerli çalışmayı salık önem veririm. Sayın Perihan Arbak, bibliyografyadaki kitapları iki bölümde ele alıyor :

  • 1) Nasrettin Hoca araştırmalarını kapsayan Türkçe ve yabancı dillerdeki kitaplar, (67 kitap)
  • 2) Nasrettin Hoca’nın hikâyelerini toplayan Türkçe ve yabancı dillerdeki kitaplar, (217 kitap)

Toplam olarak 284 kaynak kapsayan bu çalışma varken benim aynı konuda durmam gereksizdir.
Nasrettin Hoca’yı tanıtan kaynaklar konusunu dört bölümde sunuyorum :

  • 1) Batıda ve bizde Nasrettin Hoca’yı tanıtan kitaplar,
  • 2) Nasrettin Hoca’yı doğru anlayanlar,
  • 3) Nasrettin Hoca’yı yanlış anlayanlar,
  • 4) Nasrettin Hoca’nın kişiliğini türlü amaçlarla değiştirenler.

1 — Batıda ve Bizde Nasrettin Hoca’yı Tanıtan Kitaplar :

Hoca’nın kişiliği bölümünde adı geçen Prof. Bayraktareviç, Nasrettin Hoca’nın Avrupa’ya ilk olarak 1857′ de Camerloher ta rafından yapılan 126 hikayeli bir çeviri ile tanıtıldığını söylüyorsa da, Avrupalıların Nasrettin Hoca hikâyelerini tanımaları bu tarihten öncedir :

1) Daha 1694 yılında, XV. Louis’nin kütüphane müdürü Antoine Galland, Doğuluların ilgi değer sözleri ile özdeyişleri adlı kitabı ile Nasrettin Hoca’nın üç hikâyesini yayımlamış, fakat Hoca’nın adını vermemişti. Bu üç hikâye, Batıda yayımlanmış ilk Nasrettin Hoca hikâyeleridir, bu bakımdan önemli gördüğüm için çevirilerini sunuyorum.

a. Bir Sivrihisarlı, komşularından birisine gözünün çok ağrıdığını söyleyerek bir ilâç bilip bilmediğini sordu. Komşu şöyle cevap verdi: — Benim geçen sene bir dişim çok ağrımıştı, ancak çıkartınca rahatlamıştım, sen de öyle yap istersen! (Not : Sivrihisar, Anadolu’da ahalisinin saflığı ile ünlü bir kenttir.)

b. Yine bir Sivrihisarlı adam, baltasını her zaman, bir sandığa koyar, kilitleyip saklardı. Bir gün karısı bunun sebebini sorunca : — Kedi yer diye korkuyorum da ondan! cevabını verdi. Kadın : — Şakayı bırak, kediler balta yemezler! dedi. O zaman adam : — Allah belalarını versin, bizim bir buçuk akçalık ciğerimizi yiyorlar da, yirmi akçalık baltayı niçin yemesinler!.. dedi.

c. Çok çirkin bir Müslüman kadın, kocasına sordu : — Akrabalarından kimlere görüneyim? Kocası şöyle cevap verdi: — Bana görünme de, başka kime istersen görün! ..

2) Galland’dan sonra, 1742’de, Venedikli Domonique Fometty, 12 Nasrettin Hoca hikâyesini, Türkçe asılları ile birlikte, Fransızca yayımlıyor.

3) 1899’da, Dr. Kunos, Aydın bölgesinde halkın ağzından topladığı Nasrettin Hoca hikâyelerini Macarca yayımlar .

4) Goethe’nin doğubilimci Diez’den aldığı bir Nasrettin Hoca hikâyesinin Buch des Timur: Timur kitabı’ na koyduğunu, çağdaş Alman Türkbilimcisi Otto Spies’den öğreniyoruz.

5) 1911 ‘de Albert Wesselski’nin yayımladığı Nasrettin Hoca adlı Almanca eser, değerli bir incelemedir

6) Edmond Saussey’in 1936’da Paris’te yayımlanan, Fransızca Türk Halk Edebiyatı adlı eserinin 60 – 72. sayfaları da Nasrettin Hoca’ya ayrılmış değerli bir incelemedir .

7) Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan J.P. Garnier’nin 1958’de yayımladığı Nasrettin Hoca ve Hikâyeleri adlı eserini de unutmamak gerekir.

8) İngiltere’de Tales of Nasrettin Khodja» ve «His-tories of Nasrettin Khodja» adlı kitaplarla Amerika’da basılmış birçok Nasrettin Hoca kitapları varsa da, bunların hepsi bizim. 1926 Bahai – Veled Çelebi: Letâif-i Hace Nasrettin Kitabının çevirisi olduğu için üstlerinde durmuyorum.
Bize gelince, Hoca’dan söz eden en eski yazma kitabın XV. yüzyılda Eb’ül Hay-i Rumi’nin Sultan Cem adına yazdığı,

Saltukname olduğunu biliyoruz. XVI. yüzyılda Bursalı Lamiı Çelebi, Nasrettin Hoca’dan, Sinan Paşa ile Karamanlı bir âlim arasındaki şakalaşma dolayısıyla söz eder ve Hoca’nın Sivrihisar’da doğup Akşehir’de öldüğünü bildirir. XVII. yüzyılda Evliya Çelebi’nin, Hoca’yı, Timur’la çağdaş gösteren ünlü «hamamda futaya paha biçme» hikâyesini görüyoruz. Yine XVII. yüzyılda Nev’i zade Atai, Hoca’nın «Çeşmenin tıkacını çekince fışkıran su ile ıslanması» hikâyesini, aruz vezni ile manzum olarak yazıyor ve hikâyeye «dilini tutma» konusunda bir öğütle son veriyor.
Basılmış kitaplarla Nasrettin Hoca yayımlarımız, 1839’da Tanzimat’ın ilânından sonradır. Bunlardan ilk eser olarak Çaylak dergisini çıkaran Tevfik beyin Bu Adam adlı kitabını biliyoruz. Bundan sonra çağımıza yakın ya da çağımızdaki yazarların küçük ya da büyük, pek çok kitabı varsa da bunlar üzerinde tek-tek duramayacağım. Bu kitaplardan kimisindeki ortaklaşa amacın, Hoca’nın diye bilinen hikâyeleri toplayıp az emekle para kazanma olduğunu görmek, üzgünlük vericidir, ancak, böyle derken, Nasrettin çalışmalarından değerli olanlarının değerlerini görmezden gelmediğimi belirtmeliyim :

Günümüzde ya da günümüze yakın geçmişteki bu çeşit değerli çalışmaların yazarları, başta Prof. Pertev Naili BORATAV olmak üzere, Prof. Fuat KÖPRÜLÜ, Türk bilimci ve dilci Velet Çelebi : Bahai, Halide Edip ADIVAR, İbrahim Hakkı KONYALI, Ercüment Ekrem TALU, Kemalettin Şükrü, ile Abdülbaki Gölpınarlıdır.
Günümüzde yaşayan, verimli ve olumlu çalışmalarına güvendiğimiz, genç Nasrettin Hoca araştırmacılarından da, başta Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU  ile Y. Prof. Seyfi KARABAŞ olmak üzere, İsmail KARAAHMETOĞLU, Ali Esat BOZYÎGÎT  ve Zekai Yiğiter’in adlarını unutmamak, değerbilirlik borcudur.

Kaynak: Şükrü KURGAN, Nasrettin Hoca,