Genel KültürTarih

Osmanlılarda Madalya ve Nişanların Kullanımı

Osmanlılarda Madalya ve Nişanların Kullanımı, Osmanlı devletinde hangi madalya ve nişanlar var, özellikleri nelerdir?

Nişanlar tek dereceli veya biçimindeki farklılıklara göre çeşitli derecelere sahip olabilmektedir. Nişanlar “Berat” olarak isimlendirilen bir belge ile beraber verilmekteydiler. Bu belgede dönemin padişahının tuğrası, nişanı alanın adı, görevi, rütbesi ve nişanın verilme sebebi açıklanmaktadır.

Nişanlar özel kişilere verildiği gibi tümen. alay. gemi veya kurum gibi tüzel kişilere de verilebilirdi. Örneğin; Sultan İL Mahmut zamanında (1808-1839) yeniçeri ayaklanması sonrası çıkarılan, Padişahın askeri üniformalı bir minyatürünün bulunduğu, Tasvir-i Hümayunların bir kısmı zincir ile boyuna, bir kısmı da resmi dairelerin duvarlarına asılırdı, sultan II. Mahmut, 1835 yılında, Maçka’daki Ulumu Harbiyeyi Şahane Mektebine, aynı yıl Ramideki kışlaya, Selimiye Kışlasına ve Beyoğlu Topçu Kışlası’na Tasvir i Hümayun vereceğini Tophane-i Amire müşiri Halil Rıfat Paşa’ya müjdelemişti. Fakat Tasvir-i Hümayunların ne rütbesi ne de nizam-namesi vardır. Bu nedenle bunların nişan olarak kullanıldıklarına dair herhangi bir kayda rastlanmaz.

Osmanlılarda çok farklı bir onurlandırma biçimi olarak kişilerin ölümlerinden asırlar sonra sandukalarına asılmak üzere de madalya ve nişanlar verildiğini anlıyoruz. Sultan Abdülaziz H.127S (1861) yılında Osmanlı tahtına geçtikten sonra Nişan ı Osmani adı ile dört derece üzerinden yeni bir nişan ihdas etmiş ve bu nişan daha önce genellikle önem bakımından en önemli Osmanlı nişanı olan Mecidi Nişanı’nın önüne geçmiştir.

Aynı yıl ecdatlarından bazılarının kabirlerini ziyaret amacı ile yaptığı Bursa gezisi sırasında, atası Osman Gazi’nin türbesindeki sanduka üzerine murassa Nişanı osmani asmıştr!. Bahsedilen nişan bugün Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Dairesi’nde sergilenmektedir. Bu konu ile ilgili olarak iki madalya daha vardır. Bunlar, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sonrası, 1356 yılında Rumeli’ye ilk geçen birliklerin komutanı, şehzade Süleyman Paşa ve en büyük denizcilerden biri olan Barbaros Hayrettin Paşanın türbelerindeki sandukalara asılan altın Donanma Madalyalarıdır Bunlardan Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesine asılmış olan madalya bugün Deniz Müzesi’nde sergilenmektedir.

Nişan sahipleri Kendilerine sunulan nişanları gerekli zaman ve yerlerde takarak hükümdarın şahsına ve devlete bağlılıklarını gösterirlerdi. Nişanların ilk rütbesini hak etmek için genelde 20 yıl, iki rütbe arasında da belli sürelerde beklemek gerekliydi. Savaş koşullarında ise böyle bir süre aranmamaktaydı.

Nişanların çoğu özel bir yönetmeliğe (Nizamname) göre çıkarılırdı. Nizamnamelerinden anlaşıldığına göre bazı nişanlar ancak padişahın kendisi tarafından ve törenle takılırdı. (Özellikle de murassa nişanlan. Nişanı hak eden kimse taşrada ise nişan ve beratı bir memur ile gönderilir ve oranın en büyük mülkiye memuru tarafından resmi törenle takılırdı. Nişanları yalnız alan kişi takabilmekte. ölümünden sonra takmamak şartıyla varislerine geçmekte ya da hazineye iade edilmekteydi.

Osmanlılarda bazı nişanlar nizamnamelerine göre madalyaları ile beraber verilirdi. Örneğin; Sultan II. Abdülhamid döneminde çıkarılan Nişan-ı Ali İmtiyaz’ (1876) ın madalyası da vardır. İki parça ile bir adet şemseden oluşan bu nişan bazı hallerde madalyaları ile beraber verilirdi. Nişanın nasıl takılacağı nizamnamesinde açıklanıyordu. Buna göre; şemse göğsün sol tarafına, orta boydaki nişan boyuna, diğer nişan ise kordonun ucuna asılırdı. Kordon ise sağdan sola doğru asılırdı. Sahibi öldüğü zaman bu nişan geri alınmayıp ailenin en büyüğüne verilmek suretiyle o ailede kalması sağlanırdı.

1895 yılında yine Sultan II. Abdülhamid döneminde çıkarılan Hanedan Ali Osman nişanının asılma şekli ise nizamnamesine göre şöyledir: Bu nişan büyük üniforma ile takılır, bir klade ile boyuna asılmaktadır. Küçük üniforma giyildiği takdirde, İmtiyaz ve Osmani nişanları kordonu takılmış ise klade ile, kordon takılmamış ise şerit ile takılır.

Nizamnameler ile madalya ve nişanların kullanımlarında uyulması gereken kuralların ayrıntılarıyla belirtilmiş olduğunu anlıyoruz.

Osmanlılarda bazı nişanların para olarak ödeneği de vardı, imparatorluğun son zamanlarında benimsenen nişan verme adetine Osmanlı padişahları büyük önem verdiler ve bu yolda büyük miktarlarda paralar harcadılar. Sultan Abdülmecid zamanında nişan verme geleneğinin kötüye kullanıldığı görülünce 1848 yılında herkese rasgele nişan ve rütbe verilmemesi kararı alındığından ve icabında nişanların seleften halefe devir ile verilmesi yönteminin benimsendiğinden bahsetmiştik. 

Osmanlı Arşivlerinde kayıtlı bir çok örnek bize daha önceki padişahlar tarafından çıkarılan madalya ve nişanların sonraki padişahlar tarafından da onurlandırma sembolü olarak kullanıldığını göstermektedir.

Örneğin; Sultan II. Abdülhamid tarafından sadrazam Ahmet Cevad Paşa ya Sultan Abdülmecid döneminde (1839-1861} çıkartılan “Nişanı İftihar” verilmiştir. Sultan Mehmet Reşad zamanında. 1910 yılında Bulgar Kralı Ferdinand ile Kraliçesi İstanbul’a gelmişlerdir. Sultan Reşad tarafından Kral’a Hanedanı Ali Osman nişanı (1993). Kraliçeye ise murassa Mecidi nişanı (1851) hediye edilmiştir.

Sultan Mehmed Reşad (1909-1918) döneminde Binbaşı Mustafa Kemal Bey’e (ATATÜRK) de Trablusgarp Savaşı nedeniyle Sultan Abdülaziz’in çıkarttığı Nişanı Osmani’nin (1861) dördüncü derecesi verilmiştir. Daha sonra kendisine Miralay (Albay) ve Mirliva (Tuğgeneral) rütbelerinde aynı nişanın ikinci ve üçüncü dereceleri öncekiler geri alınmak suretiyle verilmiştir. Yine bu dönemde Sultan Abdülmecid’e ait Mecidi nişanının ikinci derecesi ile kılıçlıbirinci derecesi de verilmiştir”, üzerinde çapraz kılıç sembolü taşıyan Mecidi nişanları sadece savaşta başarılı hizmeti görülenlere verilmekteydi.

Osmanlı padişahları yabancılara nişan verir fakat genellikle onlardan madalya ve nişan kabul etmezlerdi. Sultan Abdülmecid Portekiz Kralından gelen nisam özür dileyerek geri gönderdiği halde Fransa’nın sunduğu “Legion d’honneur” nişanını bu ülke ile olan dostça ilişkileri göz önünde bulundurarak kabul etmiştir, ilk kez yabancı bir devletten kabul edilen nişan da budur. Ardından 1856 yılında İngiltere Kraliçesi nin Lorel Stratford eliyle sunduğu “Dizbağı Nişanı’da kabul edilmiştir.

1868 yılında Kraliçe Victoria. Avrupa gezisi sırasında Londra’da bulunan Sultan Abdülaziz’e bir Dizbağı Nişanı sunmuş ve Padişah da kabul etmiştir Bu nişan halen Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Dairesinde (1388 numaralı obje) bulunmaktadır.

İyi niyetli amaçlarla dağıtılmaya çalışılan madalya ve nişanların kullanımları Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında anlamını yitirmeye başlamıştır. Çünkü devlete yararlılık ve başarı gösteren kişilere veriliyor olması gereken bu onurlandırma sembollerinin değerini düşüren bazı hareketler olmuştur, örneğin; spora çok düşkün olan Sultan Abdülaziz’in horoz dövüşlerinde birinci olanlara bile birinci rütbeden Nişanı Osmani taktığı söylenmektedir28. Özellikle Sultan II. Abdülhamid zamanında nişanların gerçekten hak sahibi olmayan kişilere de verilmesi bunlara verilen değerin kaybolmasına neden olmuştur.

Osmanlılarda madalyalar ve nişanlar varlıklarını 200 yıl kadar sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1934 yılında kabul edilen 2590 sayılı kanun ile sivil rütbe nişanlar kaldırılmıştır. Nişan ve madalyaların kullanılması, Türk ve yabancı devletlerin madalya ve nişanlarının taşınması da yasaklanmıştır. Savaş madalyaları bu yasağın dışında tutulmuştur, “istiklal Madalyası” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek geçerli madalyası olarak kabul edilmiştir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir