Kültür

Raks Nedir, Raks Etmek Ne Demektir

RAKS

Türkçede dans karşılığı bir sözcük yoktur. Arapça “raks” az da olsa dans sözcüğünün yerini tutabilir. İki türlü dans vardır. Biri halk dansları dediğimiz, daha çok dansçıların kendilerine dönük danslarıdır. Bunlar seyirciye yönelik değildir.
İkinci tür ise seyirlik danslardır. Bunlar daha çok sanat kaygısıyla yapılan, seyirciye sunulan danslardır. Türkiye yöresel danslar bakımından çok zengin olmakla birlikte İstanbul’a özgü halk dansları günümüze pek kalmamıştır. İkonografya kaynaklarından, özellikle Avrupalıların yaptıkları gravür, tablo, suluboya resimlerden bu danslar üzerine bilgi ediniyoruz. Ayrıca eski seyahat kitaplarında da bazı dağınık bilgiler vardır. Örneğin 18. yy’da ünlü Fransız şairi Andre de Chenier’nin annesinin İstanbul’daki gözlemlerini içeren kitabında Atmeydanın’da  kasapların danslarından da söz edilir. Onun anlatımına göre kasaplar sıra halinde dizilip birbirlerini kuşaklarından tutuyorlar; iki baştaki dansçıların elinde uzun bıçaklar diğerlerinin elinde de bıçak ya da kamçı bulunuyordu. Sonra sıra ikiye ayrılıp dans edenler karşı karşıya geçiyorlardı. Bugün Trakya’da “kasap”, Yunanlılarda da “hassapiko” diye bilinen dansın bununla ilintisi olduğu kuşkusuzdur. Çeşitli yazılı kaynaklarda İstanbul’daki dansların çoğunun adını ve tanımını buluyoruz. Örneğin “romeika” kadınlı erkekli yapılan bir dans; “momatça ıg-ra” daha çok hızlı bir dans; “strolianka” genellikle kadın ve erkek iki kişinin birbirine değmeden yaptığı belli zamanlarda ayakla yere tepildiği, inceliği olan bir danstır. Bunun bir benzerinde ise sıçrama ve sekme hareketleri vardır. “Keteuş” gene kadın ve erkeğin birlikte yaptığı bir danstı ve bunda dançılarm kendi eksenleri etrafında dönüş hareketleri de vardı. “Şu-madinska ıgra” erkek dansı olup ayakla yeri tepmeler ve bağırışlar çoktur. Edward Jones 1804’te Londra’da yayımladığı Lyric Airs adlı kitapta İstanbul danslarından söz ederken “amavut”, “matraki” ya da “ulah” adlı dansları da tanımlar ve bu danslara ait eserlerin notalarını verir. Daha başka örnekler de vardır.

Osmanlılarda seyirlik dans geleneği çok zengin ve çağının bale sanatından çok gelişkindi. Bir örnek verirsek klasik bale sanatı ilk kez 1581’de Fransız sarayında görülmüştür, oysa bir İtalyan belgesine göre 1524’te İstanbul’da mitolojiye dayanan iki bale gösterimi verilmiştir. Bu gösterime I. Süleyman da (Kanuni) seyirci olarak gelmiştir. Belgede kadın dansçıların da dans ettikleri belirtilir ve ayrıntılı olarak anlatılır. Belge bunlara “çengi” yerine “zeng-hi” demektedir.

Eskiden çengi sözcüğü hem erkek hem kadın dansçılar için kullanılıyordu. Daha sonraları yalnız kadın dansçılar için kullanıldı (bak. çengiler). Dansçılar tıpkı bale gibi belli konularda pandomimler de yapıyorlardı. Öteki oyuncular gibi bunlar da belli kollara ayrılıyorlardı. Ellerinde tartım çalgısı olarak carpare olurdu. Bunlar sert tahtadan iki çift çubuktu. Kastanyet gibi çalmıyordu. Bir başka tartım çalgısı ise çegâne idi, üzerinde üç çift: zil vardı, bir başka adı da zilli maşa idi. Ayrıca dans ederken parmaklarının ucunda porselen kâseleri de çevkenler vardı, bunlara da kâse-baz deniliyordu.

Erkek dansçılara gelince bunlara köçek, tavşan ya da tavşanoğlanı deniliyordu.Köçekler etek giyerlerdi, saçları uzundu, tıpkı kadın gibi davranırlardı. Bu profesyonel gelenek bugün de Anadolu’nun bazı yörelerinde görülmektedir. Tavşanlara gelince köçeklerin etek giymesine karşın bunlar çuhadan şalvar giyerler, başlarında ufak sivri bir külah olurdu. Bunlara tavşan denmesinin nedeni çevik hareketleri ve yüzlerinin kaslarını tavşan gibi oynatmalanydı. 18. yy şairlerinden En-derunlu Fazıl bunlar üzerine 2 şiir kitabı yazmıştır: Çenginame ve Defter-i Aşk. Burada dönemin ünlü köçeklerinin adlarını vermiş, onların sanatını ve güzelliklerini övmüştür.

“Curcunabaz” ve “cin askeri” denilen dansçılar ise yüzlerine maske takarak, acayip giysiler içinde kaba, bağırtılı, yer yer komik ve grotesk danslar yaparlardı. Batı tiyatrosunun Türkiye’ye girmesiyle sahne dansı olarak yalnızca kantolar görülmüş, çengi ve köçek geleneği silinip gitmiştir.

Metin And

 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı