Nedir

Ramazan Adetleri (İftar Adetleri)

İftar Adetleri, Eski İstanbul’da Ramazan Gelenekleri Hakkında Bilgi

Ramazan ayına girmeden zengin fakir İstanbul halkı, iftar yemekleri için hazırlık yapardı. Sofra takımları, siniler elden geçer, davetliler için hazır hale getirilirdi.

Ev halkının kendi arasında yaptığı iftarlarda herkes minderlerde halka halinde oturur, sofralar alçak iskemleler üzerinde bulunan bakır siniler içine hazırlanırdı. Ezana birkaç dakika kala sofra başına oturmak ve sessizce iftar vaktinin gelmesini, iftar topunu beklemek adetti.

İftar topları Tophane ve Beyazıt meydanlarıyla, Selimiye Kışlası’ndan atılırdı. Eskiden iftarlarının dini yönüne fazla önem verenler, oruçlarını mukaddes kabul edilen yerlerde bozarlardı. Akşam ezanından evvel Ayasofya Camii’ne, Eyüp Sultan Türbesi’ne gidilir, burada kayyım ve türbedarların verdikleri zemzemlerle oruç açılır, akşam namazı eda edildikten sonra bir aşçı dükkânına gidilerek yemek yenirdi. Asıl adı Şeyh Zekai Mustafa olan Oruç Baba’nın Topkapı Pazar Tekke’deki türbesinde ramazanın ilk günü bir yudum sirke ile oruç açmakla dileklerin kabul edileceğine inanılırdı.

İftar yemeği iki bölümden oluşurdu. İlk bölümde “iftariyelik” denilen bir tür kahvaltı yenirdi. İftariyelik diye anılan küçük bakır kaplar içinde hünnap, portakal, incir, gül reçelleri, balkan kaşarı, kirlihanım, dilpeyniri, balık yumurtası, pastırma, sucuk gibi yiyecekler bulunurdu. Oruç, zemzem veya hurmayla açıldıktan sonra iftariyelikler yenerek sofradan kaldırılır, akşam namazına geçilirdi. Namazdan sonra esas yemekler başlardı. Önce çorba içilirdi. Eski İstanbul halkı, ramazanda işkembe çorbası içmeyi çok sevdiğinden birçok kişi iftardan önce ellerinde büyük kâselerle, işkembeci önlerinde kuyruk oluştururlardı. Çorbadan sonra pastırmalı yumurta, ardından bir et yemeği, iki türlü sebze, pilav, börek nihayet kadıngöbeği veya baklava yenerek yemek faslı bitirilirdi. Eski İstanbul’da iftar yemeklerini bitiren en önemli tatlı, kaymaklı güllaçtı. Mevlanakapı ile Silivrikapı arasında imal edilen güllaçlar, Yemiş İskelesi veya Asmaaltı’na getirilir, renkli kâğıtlara sarılarak satılırdı.

Tiryakiler, topun patlamasını dört gözle beklerler, bir yudum suyla oruçlarını bozduktan sonra hemen tabakaya, keseye veya hazır çubuklara el atarlar, içebildikleri kadar tütün içtikten sonra yemeğe başlarlardı. Ramazanın ilk haftası içinde ahbap arasında davetsiz olarak büyüklere iftara gitmek bir hürmet olarak kabul edilirdi.

Zengin ve vükela konaklarında iftarlar daha farklı geçerdi. Sadrazamlar, nazırlar, gerek memurlarına  gerekse halka iftar davetleri düzenlerlerdi. İftar davetleri buralarda üç sofra olarak tertip edilirdi. Birinci sofrada konağın sahibi tarafından davet edilen resmi zevat mabeyinde; ikinci sofrada hanımefendinin davet ettiği kimseler ve yaşlı hanımlar haremde; üçüncü sofrada da semtin fakir halkı, satıcıları, mahalle bekçileri, selamlık odasında ağırlanırdı. Zenginlerin ve vükelanın 30-40 odalı mükellef yalılarında, köşklerinde iftar için konak kapıları ardına kadar açılır, davetli davetsiz birçok insan, iftara gittikleri bu yerlerde hürmetle karşılanırdı. Davet sonunda sosyal mevkiine göre misafirlere diş kirası adı altında hediyeler verilirdi.

Mabeyinde yemek yenildikten sonra, çubuk, kahve, şerbet içilir ve meşhur bir hayaliden Karagöz seyredilirdi. Bazen de edebi sohbetlere girişilir, şiirler okunur, dini konular açılınca Kısas-ı Enbiya’dan örnekler okunurdu. Ramazan kışa rastlıyorsa karanfil kokulu leblebilerle beraber, büyük bardaklarla boza içilirdi.

Saray iftarlarında yemekler, mücevherli sahanlarda, altın tabaklarda verilir ve ramazanın ilk iftarına hanedana mensup bütün sultanlar gelirdi. Emektar saray kadınları, pek maharet isteyen emir dolması, Sultan Reşad pilavı, pirinçli muluhiyye gibi saray yemekleri yaparlardı. Teşrifata göre sırasıyla nazırlar, sonra ileri gelen Anadolu ve Rumeli eşrafıyla yüksek seviyedeki memurlar, bu iftarlara katılırlardı. Askeri öğrenciler de Yıldız Sarayı’ndaki iftarlara öğretmen ve yöneticileriyle beraber davet edilirdi.

Eski İstanbul’da yaza rastlayan ramazanlarda iftarı bahçede yapmak âdetti. Bu iftarlar, ev içinde yapılan iftarlara göre daha uzun sürerdi. Büyük halılar, uzun namaz seccadeleri bahçeye serilir, kadınların bulunduğu yerler, bir paravanla ayrılarak teravih namazı eda edilirdi. Bu iftarlarda ağaçlar, rengârenk fenerlerle donatılır, hattâ ağaçlar arasına mahyacıklar bile kurulurdu.
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı