Nedir

Seyyar Satıcılar

SEYYAR SATICILAR

Eskiden ayak esnafı da denilen seyyar satıcılar, Anadolu’nun değişik bölgelerinden para kazanmak gayesiyle İstanbul’a gelmişler, mahallelerin ve sokakların vazgeçilmez unsurlarından olmuşlardır. Bunların büyük bölümü, yiyecek maddeleri satar, giyeceklerle günlük hayatta kullanılan ufak tefek eşya da çeşitlerinden bazılarını oluştururdu.

Eskiden beri İstanbullular, günlerinin her saatini seyyar satıcılarla birlikte yaşamaya alışmışlardır. Bu sesler, eğlencesi kıt fakir semtlerin belli başlı zevklerinden, renklerinden birisi olmuştur.

Eskiden sabah küfesine yüklediği meyve ve sebzelerle satıcılar, sokakların ve mahallelerin ilk ziyaretçilerinden olurdu. Yine sabah vakti kahvaltı için börekçiler, poğaçacılar, simitçiler birbirleriyle yarışırdı. Öğleye doğru omzundaki sırığa geçirilmiş ciğerler ve arkasında büyük bir kedi sürüsüyle ciğerciler, avaz avaz bağırışlarıyla eskiciler ekmek paraları için yollara dökülürdü. Öğleden sonra, çocukların yolunu gözlediği macuncu, helvacı, şekerci eski yangın yerlerinde, okul önlerinde mallarını satmak için uğraşırlardı. Akşam vakti ise yoğurtçu ve turşucunun yolu gözlenirdi. Karanlığın basmasıyla birlikte yaz aylarında dondurmacı, kış aylarında ise salepçi ve bozacılar ortaya çıkardı.

Satıcılar, sadece mahalle aralarında ve sokaklarda dolaşarak mal satmazlardı. Bazıları şehrin kalabalık köşelerinde geçici yerler edinerek ticaretlerini buralarda sürdürürlerdi. Eminönü Meydanı, Yeni Cami arkası, Mahmutpaşa, Sultanahmet, iskele önleri, bunların rağbet ettikleri yerlerdi.

Memleketlerinden kalkarak İstanbul’a gelmiş olan bu satıcıları Osmanlı döneminde yeniçeriler himaye ederdi. Yapacakları küçük çaplı ticaretin sermayesini yeniçerilerden alan satıcılar, elde ettikleri kârın belirli bir oranını da yeniçerilere bırakırlardı. Belli bir yerde bulunmayışları, şehrin içinde her gün birçok olaya karışmaları zaman zaman sert önlemler alınmasına yol açmıştır. 1594’te yayımlanan bir fermanda da seyyar satıcıların sokaklarda dolaşarak mal satmamaları, emre uymayanların katledilmesi buyurulmuştur. Her türlü eşyanın satış fiyatım denetim altında tutan devlet, diğer esnafla birlikte seyyar satıcılar için de narh uygulaması yapmıştır. 1640 tarihli Es’âr Defteri’nde seyyar satıcılar dükkân sahibi esnaftan ayrılmış ve mallarını daha ucuza satacakları belirtilmiştir.

Halkın başlıca gıdası olan ekmek, yakın zamanlara kadar mahalle aralarında seyyar, atlı ekmekçiler tarafından dağıtılırdı. Bazı ekmekçiler de sırtlarına aldıkları küfelerle sabah ve akşam vakitlerinde kapıları sertçe vurarak ekmekleri verirdi.

Galata Limanı ve Mısır Çarşısı’nın etrafında da en çok seyyar aşçılara rastlanırdı. Seyyar aşçılar başlarında taşıdıkları tablanın ortasına bir mangal ve onun üzerine de yemek tenceresini yerleştirerek taşırlardı. Seyyar aşçıların müşterilerinin bol olduğu başka bir semt ise Bayezid Camii’nin avlusunun önüydü. Uygun bir yer bulduktan sonra buraya küçük bir tente kurarlar, etrafına da masa ve sandalyeler koyarak yoldan geçenlerin yemek ihtiyacını karşılarlardı. Hemen etrafta bulunan seyyar berberler de yemek yiyenleri tıraş edebilmek için aşçıların yanında dolaşırlardı.

Çocukların yolunu beklediği satıcılar arasında elma şekerciler başta gelirdi. Kâğıthelvası, genellikle Arnavutlar tarafından satılırdı. Kağıthelvası, bahar mevsiminde satılmaya başlanır ve sonbaharda ortadan kalkardı. Kağıthelvacılar, çeşitli desenlerle bezenmiş kutularının içinde bulunan helvaları genellikle Kadıköy yakasında satarlardı.

Sonbahar gelip havalar serinlemeye başladığında kestaneciler, Bahçekapı. Divanyolu, Şehzadebaşı gibi kalabalık caddelerin köşe başlarında alçak bir ocakta pişirdikleri kestaneleri küçük kesekâğıtlarına koyarak satarlardı. Kışa rastlayan ramazan ayında birçok seyyar satıcı gibi kestaneciler de Direkler arasındaki yerlerini alırlardı.

Akşam vakitlerinde meyhaneleri dolaşan esnafın başında gelen midyecilerin çoğu Ermeniydi. Bazen midye dolması bazen de küçük çubuklara takılarak kızartılmış midye tavası satarlardı.

Turşucular, mallarını sırtlarında ve ellerinde bulunan küçük fıçılarda satarlardı. İstanbullular, özellikle lahana turşusuna çokça itibar ederdi. Çocuklar içinse içinde birkaç parça turşu bulunan turşu suyu sevilen bir içecekti.

Yoğurtçular, akşamın yaklaşmakta olduğunu da haber veren zillerini çala çala sokak başlarında gelmiş olduklarını bildirirlerdi. Omuzlarında asılı olan çubuğun iki ucuna iple bağlanmış yuvarlak tablalarıyla yoğurtlarını satmaya çalışırlardı. Sütçüler, sabah ve ikindi zamanı faaliyete geçerlerdi. Sütçülerin belirli muhitleri ve müşterileri bulunurdu. Güğümlerini omuzlarında taşırlar, bazıları ise atlı olurdu. Satıcıların dışındaki seyyar esnaf da halka çeşitli hizmetler sunardı. Günümüzde sayıları çok azalan seyyar fotoğrafçılar bunlara ilginç bir örnektir.

Baharda sobaların kalkacağı veya sonbaharda kurulacağı zamanlarda baca temizleyicileri, ellerinde süpürgeleri ve diğer malzemeleriyle mahalle aralarında “bacacı” diye bağırarak dolaşırlardı. Buharalı veya Karadenizli olan bileyciler, daha çok Kurban Bayramına yakın günlerde ortaya çıkarlardı. Karadenizli olan hallaçlar, yaz aylarının seyyar esnaflardandı.

19. yy’ın sonlarında Eminönü’nde ve Galata Köprüsü üzerinde seyyar şemsiyeciler bulunurdu. Çoğu Yahudi olan bu esnaf şemsiyelerin saplarım kollarına takarak satış yapardı. Bazı kimseler kısa sürecek olan yağmurda ıslanmamak için şemsiye almayı pahalı bulduklarında uyanık Yahudi satıcılar o zaman şemsiyeyi kiralarlardı.

Elektriğin yaygınlaşmadığı yıllarda lamba satıcıları, her gün ikindiden sonra sırtlarındaki bir sepetin içine doldurulmuş lambalarla sokaklarda dolaşırlardı. Lamba kelimesinin ilk hecesini, balon gibi ağızlarında şişirdikten sonra ‘*ci” ekini de bir hamlede söylerlerdi.

Eskiden seyyar olarak satılan birçok malzeme günümüzde artık çarşı ve dükkânlarda satıldığı için seyyar satıcıların sahası oldukça daralmıştır. Günümüzde sebze, meyve ve plastikten yapılmış malzemeler, seyyar satıcıların başlıca çeşitlerini oluşturmaktadır.
Uğur Göktaş
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı