Halk Bilimi

Söylencelerin Özellikleri ve Amaçları

Söylencelerin Amaçları

 Söylenceler özünde ciddi amaçlı ve eğlendirici hikâyeler olarak ortaya çıkmıştır. Konularının geniş kapsamlı olması yüzyıllar, bazen de binlerce yıl boyunca yaşamalarını sağlamıştır. Söylencelerin ciddi amaçları, ya evrenin doğasını açıklamak (yaratılış ve bereket söylenceleri) ya da toplum üyelerine ait oldukları kültüre göre başarılı olmak için gerekli davranış ve tavırları öğretmektir (kahramanlık söylenceleri ve destanlar). Belirli bir kültür, yeryüzü ve gökyüzünü ayıran ilahi yaratıklardan başlayarak tüm evrenin yarahlışıyla ilgilenebilir. Büyük kültürlerin çoğu başlangıçta bir veya bir çift tanrının ayırdığı, karmaşa içinde ve şekilsiz bir yığından ibaret olan bir evreni görür. Tanrılar, evrensel düzende özel yerlerini alacak şekilde çoğalır ve yaratıcı tanrı bitkiler, hayvanlar ve İnsanlar biçiminde olmak üzere yeryüzüne hayat verir. Öte yandan bazı kültürler, sadece kendi toplumlarının köklerini açıklayan ve ulusal ruhu yücelten söylencelerle ilgilenir.
Örneğin Navajolar, dört dünya katından beşincisine çıkış yolculuğunu anlatırlar. Benzer şekilde İrlanda Keltleri İrlanda’nın kuruluşuyla ilgilenirler, Japonlar kendi adalarının yaradılışını anlatırlar ve Yorubalar kutsal kentleri İfe’nin ortaya çıkışını betimlerler. Birçok söylenceye göre, bir tanrı tarafından yaratılmış da olsa İnsanoğlu mükemmel bir yaratık değildir. Birçok kültürde yaratıcı tanrı peş peşe birçok ırkı yaratıp genellikle bir tufan sonucu yok eder. Bu tema tüm dünyada görülebilir: Yunanistan’da yazar Hesiodos, Hindistan’da eski Hindu söylenceleri, Orta Amerika yerlileri Mayaların ve Afrika’da Yoruba’nın söylenceleri… En geliştirilmiş olan tufan söylencelerine ise Sümer, Babilde rastlanır. Bütün kültürlerde, insanların belli yiyecekleri ve uygarlaşmalarını sağlayacak tarım aletlerini nasıl elde ettikleri anlatılır. Hititlerin Telepinu ve Afrika’nın Dahomey söylencelerinde olduğu gibi bazı söylencelerde, kızdırılmış ve bereketin yeniden gelmesi tanrılar vardır. Telepinu söylencesi, tanrının yardımını sağlamak için kullanılan güçlü, metaforik büyüler içerir. Yunanlann Demeler ve Persephone söylencesi bir psikolojik karmaşa şaheseridir. Başka kültürlerin söylencelerinde insanlara tarımsal yetenekler kazandıran ilahi bir kişiliğe rastlanır. Virakoça, İnka öncesi insanlara daha karmaşık ve uygar bir yaşam biçimini öğretir.
 Zuni, Hint ve Çin söylenceleri gibi diğer söylenceler, bereketi yok etmiş bir canavarı öldürerek insanları kurtaran, tanrısal ya da yarı-tarısal bir kahraman kişilik ortaya koyarlar. Bîr toplumun kahramanlık söylenceleri ve destanları, o toplumun üyelerine, uygun tavırları, davranışları ve o kültürün değerlerini öğretir. Bu söylencelerin bizim için özel önemi ve değeri vardır. Heyecan verici bir macera öyküsü olmalarından başka, biz bu söylencelerde çok daha büyük ve görkemli biçimde, ama güçlerimizle olduğu kadar zayıflıklarımızla da kendimizi buluruz. Kahramanlar kendi toplumları için, insan davranışlarının birer modelidirler. Toplumlarına yardımcı olan büyük işler yaparak insanlar için “ölümsüzlük” anlamına gelen ebedi bir üne sahip olmuşlar ve öteki insanlara kendilerine benzeme olanağı tanımışlardır. İçine düştükleri koşullarda, rakip değer sistemleri arasında yollarını bulmaya çalıştıkları güç seçimler yapmak durumunda kalırlar. Kısmen başardıkları işler ve kısmen de daha düşünceli ve duyarlı insanlar olmalarını sağlayan deneyimleri nedeniyle kahramanlık konumunu kazanırlar. Kahramanlar yine de tüm dünyada aynı özelliklere sahip değildirler.
Akhilleus, Odysseus, Gılgamış ve Sigurd bireylerin çok farklı yollardan ün kazanabileceği kültürlerden gelirler. Bu, onlara kendi kişiliklerini ifade etme olanağı sağlar. Buna karşılık Rama, Hindu kültürünün siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda insandan beklediği uygun ve dürüst davranış şekli olan “darma”yı her zaman aklında tutmalı ve izlemelidir. Olağanüstü yeteneklerine rağmen hiçbir kahraman kusursuz değildir. Onların kahramanlık nitelikleri kadar insani zayıflıkları da aynı derecede öğretici özellikler taşır. Onların kusurları, herkesin benzer psikolojik ihtiyaç ve çelişkileri olduğundan, sıradan insanların kendilerini onlarla özdeşleştirmelerini sağlar. Büyük kahramanların pek çoğu ölümlülüğü kabul edemez. Gılgamış Ölümden öyle korkar ki, ölümsüzlüğün sırrını aramak için çok uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı göze alır. Sonunda güçlüklere göğüs gererek elde ettiği başarılarla yetinebilmeyi öğrenir. Akhilleus onurlu bir ölümle uzun, sıradan bir yaşam arasında tercih yapmak zorunda kalır. Savaş alanında onurunu yitirdiğini anlayınca, yaşamı seçer ve ancak bu seçimin önceden görülemeyecek sonuçları, onun bu kararını değiştirmesini sağlar. Hektor ve Beowuİf korkaklık lekesiyle yaşayamayacakları için kahramanca Ölümü seçmek zorunda kalmışlardır.
Pek çok kahramanın tersine Herakles, görevlerini tamamlayınca ölümsüzlüğe ulaşacağım bilir. Ana kaygısı, alçak bir kraldan emir almayı reddettiği için görevlerinden kaçınmak istemesidir. Odysseus, hayatın süresinden çok niteliğine değer verdiğinden, ölümsüzlük fırsatını geri teper. Kendi ölümlü karısını ve krallığının sorunlarını, çok güzel bir tanrıçayla evlenip sıkıcı bir yaşam sürmeye tercih eder.
Kahramanlık söylenceleri, insanların kişisel istekleriyle topluma karşı olan sorumlulukları arasındaki İlişkiyi inceler. Seçim, çoğunlukla can alıcı ama basittir; toplumu kurtarmak için Ölümü göze almalı mı? Ölümü göze alan kahraman ün ve onur sahibi olur, güvenliği tercih edense her ikisini de kaybeder. Herakles ve Beowulf birçok canavarı öldürerek dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmiş, Kotan Utunnai’nin kahramanı düşmanlara karşı cesurca savaşarak halkına yardıma olmuştur.
Büyük destanlarda konu aynı, fakat koşullar son derecede karışıktır. Bir Önder kendi arzularını toplumun ihtiyaçlarının önünde tutarsa, hem birey hem de toplum acı çeker. Agamem-non ve Akhilleus toplumsal onurun, kişinin kendisine olan saygısının anahtarı olması nedeniyle bir köle kız yüzünden tartışırlar. Benzer şekilde Lancelot ve Guİnevere, aşklarını Kral Arthur’a olan bağlılıklarının üstünde tutarak Yuvarlak Masa’yı yok etmiş ve İngiltere’yi iktidar peşinde koşan yerel yöneticilerin eline düşürmüşlerdir. Aeneas, toplumun ihtiyaçlarını kendi arzularından üstün tutar, fakat kendi insanlığını kaybeder. Benzer şekilde, Rama’nın toplum ihtiyaçlarını karısı Sita’ya olan aşkından üstün tutması, her ikisi için de kişisel bir trajedi yaratır. Öte yandan, Gassire kendi arzularını toplum ihtiyaçlarından üstün tuttuğu İçin ün kazanır.
Kahramanlar dış koşullarla olan İlişkileriyle kendilerini belli ederler. Cesurca işler yaparak sonsuz bir ün kazanırlar, fakat kendi arzularına karşı kazandıkları iç zafer nedeniyle daha da büyük bir kahramanlık payesi kazanmışlardır. Hektor, Akhille-us’a karşı olan korkusunu yenmek için daha büyük bir savaşıma girmek zorundadır. Beowulf la ikisi, kendine saygı ve toplumda bir yer sahibi olmadan yaşamaktansa onurlu bir ölümü seçtikleri için, yok olacaklarını bile bile kendilerinden daha güçlü bir düşmana karşı savaşırlar. Odysseus’un üstün güçleri, müthiş zekâsı ve kendine olan güveni ona sorunlar çıkarır. Eve dönmeyi, ancak kendisini gösterme ve üstünlüğüyle kibirlenme ihtiyacını gemleyerek başanr. Buna karşılık, Ketzalkoatl (Quetzalco-atl), Tezkatlipoka onun kibrini yıktığında yurdunu terk eder. Kahramanların alışılmadık bir doğum, ölümsüz anne baba, aristokrat toplumsal konum ve ilahi destekçiler gibi dışsal özellikleri nedeniyle yılgınlığa kapılmamalıyız. Herakles’in, babasının Zeus olması sayesinde büyük işler başardığını söyleyebiliriz.
 Biz de kendi hayatımızda, birinin başarısını ilk anda kişisel yeteneği, cesaret ve azmi yerine şansa bağladığımızda aynı şeyi yapıyoruz. Ancak bu yaklaşımın bize bir yararı yoktur. Bu kahramanlar, her ne kadar çok uzun süre önce, bizimkilerden farklı kültürlerde yaşamışsalar da, bizim için hâlâ model oluşturabilirler. Biz de sık sık, başaramamaktan korktuğumuz işlere girişmek ve çok güç tercihler yaparak ünümüzü ve kendimize olan saygımızı riske sokmak zorundayızdır. Biz de yaptığımız iyi işler nedeniyle daima anımsayacağımız bir şekilde yaşamak isteriz.

Kaynak: Dünya Mitolojisi

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı