Kültür

Türk Adı ve Anlamı

Türk Kavramı, Kelime Anlamı, Yaygınlığı.
Türk, günümüzde belirli karakteristikler(=özellikler) gösteren insanların ortak ismidir. Türk, ilk olarak M.S.VI. Yüzyılda ortaya çıkmış olan bir kelimedir. Kelimenin kendi içinde de daha bu yıllarda bir gelişmenin içinde olduğu sanılıyor. Çinliler bu yıllarda bu adı Tü-küe biçiminde yazdıklarından, törük-türük den geçerek Türk şeklini almış olduğu kabul edilmektedir. Kendi yazıt kaynağı, yüzyıl kadar sonra bu ismi Türk şekliyle belirlemektedirler. Şu halde Çince’deki “Tü-küe” şekli, Türk’ün bilinen en eski yazılışıdır. Bununla birlikte, daha eski tarihlere ait Lâtin yazarlarından Plinus’daki Tyrcae, Hind destanlanndaki Turuşka imlâları da Türk’ü hatırlatmaktadır. Hatta Çin kaynaklannda, Hsiungnu’lann ataları olarak Milâddan Önceki bin yılİannda bir Tik (veya Di) kavminden söz etmektedirler. Bu muhtemel örneklere rağmen, Türk, hem kendi yazı düzeni, hem de komşulann yazdıktan ile kesinlikle, VI. Yüzyılda tespit edilebilmektedir.
Çinlilerin yazdığı “Tü-küe” imlâsının Türkçedeki tam karşılığının ne olacağı eskiden beri incelenmiştir. Türküt (P.Pelliot) ve Türkü (R.Clauson) teklifleri yanında, Göktürk yazıtlannda da geçen Türük imlâsı daha doğru olmalıdır. Türük ise Törük’ün daha gelişmiş şekli olup, sonraki dönemde tek heceli Türk şeklini alacaktır. Törük>Türük şeklinde türemek fiilinden, “türemiş, var olmuş” anlamı seziliyorsa da, Türk doğrudan kelime olarak, üygur çağında güç, kuvvet, kudret anlamındadır. Bu arada Türk’ün “töreli, düzenli,nizamlı” mânâsı da ileri sürülüyor. Kaşgarlı Mahmud’un yaşadığı dönemde, yani XI. Yüzyılda ise “Türk”, olgunluk, Kemal demekmiş.
Türk günümüzde, aynı dili konuşan, ortak geçmişlerinde belirli özellikler kazanmış insanlann da ortak adıdır. Türk,hemen her devirde, daha altta aynı isimler alabilen küçük kitlelerin üzerinde birleştirici büyük bir hüviyet de kazanmıştır. Zira günümüzde sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok başka yöresinde, ayn dili konuşan, aynı karakteristikleri gösteren ve bu eserde ayrıntılı olarak söz konusu edeceğimiz aynı kültüre sahip insanlar vardır. Türk; böylece Azerî, Türkmen, Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur, Tatar, Saka ve benzeri isimlerin üzerinde genel ve birleştirici bir ad olmaktadır.
İnsanların, Türk oldukları zamanı tespit edip belirlemek bir hayli zordur. Aslında bu zaman, çağdaş bilimin ulaşamadığı çok erken devirlerde gerçekleşmiş olmalıdır. Herhalde bir kısım insanlar, Karadeniz kuzeyinden Baykal dolaylarına kadar uzanan geniş sahada, uzun yıllar bir arada oturmuşlar ve kaynaşmışlardır. Binlerce yıl süren bu ortak hayat sırasında, özellikle konuşulan dilde ortak sözcükler oluşturmuştur: Başlıca at, ot, et, it, ok gibi kelimelerden oluşan dille anlaşanlar Türkler olmuşlardır.
Sonradan kendilerine Türk diyeceğimiz bu büyük kitlenin, erken zamanlarında kendilerine ne ad verdikleri bilinmiyor. Ancak Doğudakilerin temasta bulunduğu Çinliler onlara Hsiung-nu, sonraki uzantılarına Avrupalıların verdiği adla Hun demişlerdir. Bu büyük coğrafyanın Batı yakasıyla temas eden Yunan ve Roma tarihçileri ise Skit ve Saka isimlerini vermektedirler. İç kısımlan, yani Aral Gölü veya Isıkgöl etrafındakilerin adlan ise komşulannca bilinmiyor. Onlara da ad vermek gerektiğinde, ya Skit, yahut da Çin kaynaklannın verdiği isimler kullanılmaktadır.
“Türk”, tarihî kaynaklann yeterli açıklıkta bilgi vermediği bu ilk dönemde, doğrudan bir devletin adı olmamıştır. Fakat ortak özellikleri olan insanlann Hsiungnu(=Hun) devletinde bir araya geldikleri kesinlikle biliniyor. Milâddan Sonraki yüzyıllarda ise Türk, bu devletin esas kütlesi olacak boyun adıdır. Bu devletin içinde, Türk ile aynı özellikleri içerenlerin öteki zümrelerin ayn adlan vardır: üygar,Dokuz-oğuz,Basmıl, Karluk, Kırgız vs gibi. Türk siyasî birlik (devlet) olarak değil, fakat bir kültürel büyük birliğin adı olarak, sonradan yükleneceği büyük birleştirici özelliği Milâd yıllannda kazanmış olmalıdır.
Sonraki yüzyıllarda (Vll.yüzyıl sonrasında) gözlemciler, Kafkaslardan, Hazar çevresinde ve Seyhun ötesindekilerin aynı dili konuşup, aynı özellikler gösterdiklerini belirlemişlerdir. Böylesine bir oluşum, yüzyıllar sürecek bir oluşumun sonucu gerçekleşmiş olmalıdır.
Türk adı, Göktürkler devrinde, devlet kurucusu boyun ismi kitlenin ismi olarak belirdi. Türk(=Göktürk) Devleti’nin Batı sımrlanndaki İslâm Kaynaklan, Türklerle ilgili daha geniş ve kesin bilgiler vermektedirler. Dolayısıyla Türk, daha İslâm halifeleri döneminde bir yaygın anlam kazanmıştır. Bu devirde Türk bir hayli geniş şekilde anılmakta, hatta, Doğu Avrupa kavimleri de Türk’ün yakın akrabalan olarak kabul edilmektedir. E.Esin’e göre bu keyfiyet Bilge Kağan’m “Türk Bodun”a hitabında belirir. Türk adı etrafındaki birlikte özellikle dil etkili olmuş, Türk hem aynı dili konuşan hem de ortak özellikler içerenlerin ortak adı olmuştur.
Türk adının kesin bir anlam kazandığı kaynaklann ortaya çıktığı (Divan-ü Lugât-it Türk) Karahanlı Devletinin adı doğrudan Türk ismini taşımamaktadır. “Türk”adını Batıya taşıyan Selçuklu Devleti’nin siyasî adı da farklıdır. Fakat komşulan onlan, hep Türk genel adı ile anmaktadırlar. Bu durum sonraki zamanlarda da devam edecektir.
Türk adı, XI. Yüzyıl sonlannda Batı Asya’ya taşındı. Türklerin oturduğu yer demek olarak “Turkia” adı, bir zaman sonra, şimdiki Türkiye topraklan için Avrupalılar tarafından kullanılır oldu. Bununla birlikte, küçük kavmî adlar da kullanılmıştır: Oğuz, Çiğil, Karluk, Artuklu, Saltuklu vs gibi.
Selçuklu siyasî gücünün içindeki etkin unsur Türk olmakla birlikte, kültürel unsur İranlı olduğundan, XIII.yüzyılın ikinci yarısında meseleler çıktı.Bununla birlikte Türk unsur, Türkiye Selçuklularını takip eden Beylikler halinde yeniden siyasî teşkilatını kurdu; XIV. ve hatta XV. Yüzyıl bu Beyliklerin, Hakanlık olmak üzere etkinleşmeye çabaladıklan devirdir. Bunlar arasında Osmanoğullan, XIV. Yüzyıl başlanndan itibaren yepyeni bir siyasî güç olarak çıktılar. Neticede Osmanlı Devleti, adında “Türk” olmamasına rağmen, Türkçenin resmî dil olduğu bir devlet olarak yaşadı. Bu devletin hemen bütün özellikleri Türk anlamının oluşumuna yenilikler kattı.
XIX. Yüzyılda, Osmanlı Devleti çöküş sürecine girince, kendilerini farklı görenler, birer-ikişer aynlınca, bazı insanların Devletinden aynlmak gibi bir düşünceleri olmadı. Bir büyük kitle, Devletine bağlı kalmaya devam etti. 1918’de, Birinci Cihan Harbi sonrasında girişilen Millî Mücadele’nin ardından devam eden Devletin eski adı ile bir bağı kalmadı. Bu sebeple, Devletin sahiplerinin kendilerini, yeni bir kavram içinde hissetmesi gerekiyordu. Bu yeni kavram, pekâlâ Türk olabilirdi ve olmuştur da. Böylece, 1920 sonrasında vaktiyle kendilerine hangi kıstaslarla Osmanlı dendiği ayn bir konu olan Osmanlı çocuklannın, artık “Türk” oldukları vurgulandı. Osmanlı Devleti’nin, XX. Yüzyılda Devletine sadık kalan mensuplannın Türk olduğuna inanıldı. Böylece “Türk”e, XX. Yüzyılda yepyeni bir anlam kazandı.
Türk’e bu türden yeni bir anlam verilmesini.bugün, büyük siyasî güçler ve onların belirlemelerini kesin bir gerçekmiş gibi kabul eden bir kısım Türkler de kabul edilemez bulmaktadırlar. Oysa “Türk”, belirli bir dar etnik veya dinî küme olmaksızın, ortaya çıkan yeni gerçekler ışığında, olağan benimseme, bir kabullenme olmaktadır. Bu türden bir ad, üzerinde yaşadığımız coğrafya için en yararlısı, hatta en iyisi olacağını Atatürk kesin ve açık şekilde görmüş ve göstermiştir. Bu yalın ve kesin gerçek, dışardaki ve içerdeki ‘bilgiç'(!)lere rağmen değişmeyecektir.
Günümüzde, Türkiye’deki durumu, tarihî geçmiş açıkça göstermektedir ki, Türklerin kopup geldikleri İç Asya’da bir büyük kitle olmuştur. İşte bu büyük kümeden arta kalanlar, ayn gelişmelerin etkisiyle, kendilerine farklı adlar vermiş veya verdirilmiştir. Kazaklar, Özbekler, Kırgızlar, Türkmenler, Tatarlar, Uygurlar, Başkurtlar, Altayhlar, Sakalar, Tuvalar, Hakaslar vb. Bu isimler, vaktiyle kendilerine hâkim olan başka büyük siyasî güçlerin uygun bulduklan adlardır. Ancak hepsinin konuştuğu dilin aynı olduğunu, dil bilginleri kesinlikle tespit etmişlerdir. Bunların tamamına Türk değil ama, Türk-dili (Türkçe konuşan) halklar da denmektedir. Bu bütün isim sahipleri, adlanma konusunda, birçok yönden etkilenmek istenmektedirler. Tahmin edilebileceği gibi, Osmanlılar, eğer Batı Asya’da ve Doğu Avrupa’da aynı kültüre sahip büyük kitleyi bir siyasî birlik halinde toplayıp, bir yeni birleşim ve oluşumu gerçekleştirmemiş olsalardı, tıpkı, Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler gibi Osmanlı, Germiyanlı, Karamanlı, Saruhanlı gibi yeni milletler de çıkmış olabilirdi.
Vaktiyle Göktürk Devleti dediğimiz büyük siyasî gücün hâkim olduğu coğrafya içerisinde yaşayanlar da kendilerine, daha uzak coğrafyadaki kardeşlerinin verdikleri Türk adını pekâlâ kabullenebilir. Ancak bu hiçbir zorlama olmaksızın gerçekleşmeli, olağan bir kabullenme olmalıdır.
2. Gerek zaman içerisinde, gerekse farklı coğrafyalardaki Türk’den başka birçok alt isim dikkati çekmektedir. Saka.Karahanlı, Türkeş, Avar, Bulgar, Hazar, vb. gibi. Bütün bunları kısaca şöyle tanımlayabiliriz.
Oğuz: Oğuz Han’ın evlâdından gelen soyların bütünüdür;
Moğol: Oğuz Han’ın savaşarak Uzak Doğu’ya sürdüğü amca oğullarıdır.
Hun: Çinlilerin Hsiung-nu şeklinde yazdıkları devlet;Koyunlu(=Kon) demek olabilir.
Tatar: Göktürk çağında, Türk Devleti’nin bir kısım insanıdır.’Tatar”, XIII-XIV. Yüzyıllarda Moğol demek olmayıp , Karahıtay ve Çengizlerle birlikte Doğu’dan yeni gelmiş Türkler demektir. Sonradan Doğu Avrupa ve Karadeniz kuzeyindeki Türklerin yaygın adı olmuştur.
Uygur: Oğuz’a uyanlara denmiştir; bir diğer adlan Dokuz-Oğuz idi.
Kırgız: Yenisey boylannda yaşayan Türkler; Uygur Devleti’nden sonra hâkim olan Türkler; Yurtlannda felâkete uğrayınca Batı’ya göç ederek, şimdiki yurtlanna yerleştiler.
Basmıl: Göktürk çağının bir Türk boyu; sonradan muhtemelen Türkmenlerin arasında eridi.
Kanglı: Evleri tekerlekli arabalan=kağnılannın üzerinde olan Türk boyu; Batı Asya’da etkindirler.
Kıpçak: Oğuz Destanı’na göre, bir ağaç kovuğunda doğan atanın evlâdı; Karadeniz kuzeyinde etkin oldular.
Kuman: Karadeniz kuzeyindeki Türklerden bir boy olup, Kıpçaklann öteki adı gibi de kabul edilir.
Çigil: Karahanlı Devleti’nin ana çekirdekleri sayılan bir boy; İran Edebiyatı’nda güzelleri ile ünlü bir Türk boyu; Anadolu’da olmuşlardır (Çigil-tepe)
Karlıık: Hem Oğuz Destam’nda, hem de başka kaynaklarda bilinen Türk boyu; Karahanlılann esas kitlesi olabilir; sonradan Türkmenleri teşkil etmiş olabilir.
Yağma: Karahanlı çağının Türk boyu olup, Ortaçağ Edebiyatı’nda (Çigiller gibi) isim bırakmışlardır.
Türkmen: Türk ile yakın bağı olan bir adlandırma (etnik bileşim değil) olup;X. Yüzyıl içindeki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Oğuzlar ile özdeş gibidir.
Özbek: Adını, Cengiz soyundan Özbek Han’dan alan Türkler; Çağatay ülkesinde, yani Türkistan’ın tam göbeğinde, XVI. Yüzyıl sonrasında yeni bir oluşumu gerçekleştirdiler.
Kazak: Başı boş, hür yaşayan bozkır insanı; Türk’ün en atak yaşayan kişilerinin oluşturduğu yeni bir siyasî birlik;
Saka: Genellikle Yakut Türkleri denilen Sibirya ucundaki insanın kendi öz adı; Bu isim, binlerce yıllık ad devamlılığının bir göstergesi olabilir.
Selçuklu: Selçuk Sübaşı’nm etrafında teşkilâtlanıp XI. Yüzyıl’da güçlü bir devlet kuran Türkler; Batı Asya’daki gelişmeleri etkileyip, birçok Türk boyunun bu yöreye akmasına imkan sağlamışlardır. Rum diyarı denilen Anadolu, bu sayede bir Türk ülkesi olmuştur. Türk kavramı daha yaygın olduğundan, Selçuklu’mm bir etnik anlamı olmamıştır.
Osmanlı: Anadolu’da, XIV. Yüzyıl başlannda bir Türkmen Beyliği olarak kurulup, tarihin önünde bir cihan devleti olan siyasî güç; Osman Beğ’in evlâdı başta olduğundan adına Osmanlı Devleti denmiştir; Türklüğün XV-XIX. Yüzyıllardaki en büyük siyasî gücü; Türkiye Türkleri bu devletin eseridir.
Son yüzyıl gelişmeleri:
Yukarıda, Türk kavramı konusunda da kısmen belirttiğimiz gibi, son yüzyıldaki, gelişmeler iki yönlü olmuştur.
1. Batı’daki Türklüğün, Osmanlı Devleti’nin içinde yaşadığı gelişmelerden kısaca söz etmiş idik. Buna göre Osmanlı Devleti’nin hâkim unsuru Türk iken,  “imperium” düşüncesiyle bu geriye itilmiş, “Türk kavramı etkinliğini kaybetmiş idi. Osmanlıları ayakta tutan dinî fikirlerin gerilemesi ile Avrupalılar da “milliyetçi” düşünceyi etkilemek istediler. Böylece hem din hem de kavmiyet çekişmesi içine girecek, Osmanlı Devleti kaçınılmaz olarak zayıf düşecekti. Böylesine bir durum, yörede daha etkili olmak isteyen Avrupa’ya yarayacaktır.
Böylece, önceleri Fransız ve İngiliz fikriyatçılann etkilediği görüşler, zamanla Almanların da etkisiyle değişik gelişmelere yönlendirilmek istendi. İslâmiyetin Halifenin gücüyle birliğini devam ettirmek istemesine karşı, Arap milliyetçiliği uyandınldı; Avrupa sahasındaki savaşlann Müslümana reva gördüğü acı muamele, kısmen İslâmı, fakat yeni bir kavram Türk’ü etkilemiştir. Avrupa İslâmının, bir “Arap” esası olmayınca, Türk kavramı gündeme gelmiştir. Türk kavramı XIX. Yüzyıl sonlannda Osmanlı Dünyası’nda etkin olmaya başladı. Ancak İslâm kardeşliğinin bir kısım Araplann da etkisiyle yok olmasıyla, Türk kavramı canlandı.
Neticede, Osmanlı ülkesinin içindeki büyük kitlelerden Araplar, kendilerini ayınnca, geridekiler “peki ben neyim, ne olabilirim”? diye düşünmeye başladılar. Burada akla ilk gelen Türk olduğunu hatırlatmak oldu. Ancak Batı Türklüğü’nün gerçekleri, bir soy-sop veya ırkı esas alan anlayışı engelledi. Çünkü daha çok insanın kendisini böyle hissetmesi, Türk olduğunu kabullenmesi gerekiyordu. Nitekim XX. Yüzyıl başındakiler böyle davranmış ve eski Osmanlı Devleti’nin Devleti’ne sadık kalanları Türk diye anılır olmuş. 1923 sonrası gelişmeler, bu esasta oluşacaktır.
Öteki, Türk alemindeki gelişmeler, ise kendi iç fikirlerinin ve düşüncelerinin etkisiyle oluşmamıştır. Gerçi Osmanlı dünyasındaki gelişmelerin de, bilim görünüşü altında Avrupa tarafından etkilenmek istendiği bilinmektedir. Fakat, bir yandan zamanın cihan devleti İngiltere, ve O’nun Almanya’ya karşı ayakta tutmak istediği Rusya vardır. Bilim âleminde XIX. Yüzyıl sonlarında Göktürk kitabelerinin okunuşu, Türk kavramını yeniden gündeme getirmiştir. Ancak gerek İngiltere ve gerekse Rusya, hem İslama hem de Türkçe konuşanlara bakışlannda ortak bir hareket imkânı içindedirler.
Gerek İslâmiyetin içinde, gerekse başka bir kavramda, meselâ Türk, birleşebilecek büyük bir kitleyi, mümkün olduğunca küçük parçalara aymp birbirine düşman etmek olağan bir siyasî davranıştır. Gerçi bu davranışlann, Türklerin kendi iç siyasî hayatlannda kökenleri vardı.. Dolayısıyla Türkmen-Özbek, Özbek-Kazak, Kazak-Kırgız veya Kırgız-Özbek çekişmelerine Başkurt-Tatar çekişmeleri de eklenince, büyük siyasî güçlerin eline daha iyi bir imkân ortaya çıkmış bulunmaktadır.
1990’dan sonra, Sovyet Dünyası’nın dağılma sürecine girip yeni devletlerin ortaya çıkışı (1991) ile, Türklük âleminin üzerindeki büyük siyasî baskı ortadan kalktı. Tıpkı, Batı’daki Osmanlı münevverinin kendi iç alemindeki fikir çekişmesi tartışması gibi, şimdi Sovyet âleminin geride bıraktığı, (Türkiye Türklerine göre) Türkler arasında da iç gelişme devri başladı. Bu iç gelişme ve tartışmalarda, hiçbir siyasî baskı, Türkmen, Kazak, Özbek veya Kırgız insanını etkilemez. Elbette onlar, şimdilerde eski dönemin etkilerini üzerlerinden atamasalar da, zaman içinde kendi kararlarını kendileri vereceklerdir.
Kaynak: Tuncer Baykara, Türk Kültür Tarihine Bakışlar

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı