Genel KültürTarih

Türk Bahçe Sanatı Tarihi ve Önemi

Türkler’de bahçe. Eski Türklerin bahçe sanatı hakkında yeterli bilgi ve belge yoktur; savaşlarla göçlerin bu ırka, bahçe kurma fırsatı vermediği gerçektir.

Osmanlı devletinin kuruluş ve gelişme döneminden (1300-1453) önce Türklerin, birçok kenti (İran’da ve Hindistan’da), özellikle Semerkand kentini bahçelerle donattığı (bağ-ı dil-güşa [gönül açıcı bahçe], bağ-ı biheşt ya da bağ-ı irem [cennet bahçesi] vb.) bilinmektedir; bu dönem içinde sultan Beyazıt ll’nin Edirne’de kurduğu akıl hastanesinde bir büyük bahçe ya da park yaptırdığı, burada çeşme, kaynak, havuz ve kubbeli şadırvanlarla sudan çok yararlanıldığı; iki yanı ağaçlı uzun yollar yapıldığı ve gül, lale, sümbül, nergis, karanfil, fulya, şebboy ve miskotu gibi çiçekler yetiştirildiği; ayrıca asma ve meyve ağaçlarına yer verildiği yazılıdır. Ancak, bu dönemde, bahçe sanatında açık bir gelişme görülmemektedir.

Yalnız saraylarda kurulan iç bahçelerde (avlu bahçelerinde) binalara ve bakışıma fazla önem verilmemiş; bina aralarında ve köşelerinde büyük ağaçlara (çınar, ıhlamur, atkestanesi, çitlembik, servi vb.), sade bir çim alana, tek renkli bir çiçek düzenlemesine, fıskiyeli altıgen havuzlara yer verilmiş; yararlık, serinlik, sadelik ve huzur, temel ilke olmuştur.

Fetih ve yükselme döneminde (1453-1703), bahçe sanatında oldukça belirgin bir ilerleme vardır. Bu dönemin en önemli yapıtları arasında Topkapı ve Üsküdar sarayları ve bahçeleri dikkati çeker. Bu bahçelerde, Rönesans ve barok bahçe stillerinin aks ve bakışımı görülmez; sadelik ve yararlılık ön planda tutulmuştur.

Lale devri (1703-1730), yazında (özellikle şiirde), müzikte ve mimaride olduğu gibi bahçe sanatında da önemli gelişmeler ve yenilikler dönemi olmuştur. Ahmet III ve sadrazamı Nevşehirli ibrahim Paşa, elçi olarak Fransa’da bulunup dönen ve Louis XVI’nın Versailles Sarayı’nı ve bahçelerini öven elçi Çelebi Mehmet Efendi’ nin etkisinde kalarak, Boğaziçi’nde ve Haliç’te çeşitli saray, köşk ve bahçeler yaptırmışlardır.

Sadabat sarayı ve bahçesi, bunların en ünlüsüdür. Yapımı 61 gün süren bu sarayın bahçesinde; mermer setlerden düşürülen çavlanlar ve süslü çeşmeler yanında, müzik pavyonlarına ve bir camiye yer verilmiş; çınar, ıhlamur, karaağaç ve dişbudak gibi ağaçlar dikilmiş; geniş çimenliklere lale, nergis, sümbül, çiğdem gibi çiçekler serpiştirilmiştir. Özellikle lale devri dönemde gözde çiçek olmuş; 800 kadar lale çeşidi ve kültür formu yetiştirilmiştir. Bu bahçede özel şenlikler düzenlenmiş ve bugünkü rekreasyon (dinlence/eğlence) düşüncesinin ilk uygulamaları başlamıştır. Bu saray bahçesinin “informal bahçe” stilinde düzenlenmiş olması, bu dönemden yüz yıl kadar sonra ortaya çıkan “İngiliz bahçe stili’ nin adeta müjdecisi olmuştur. Bu dönemin bir bahçesi de Bebek köşkü bahçesidir.

Çöküş döneminde (1730-1923), Osmanlı tahtı, barok mimarisinin ve bahçe stilinin hasreti içinde, kendi doğal stilinden uzaklaşarak, aks ve bakışıma önem vermeye başlamıştır. Avrupa ülkeleriyse klasik bahçe stilinden ayrılarak İngiliz bahçe stiline yönelmiştir. Bu dönemin Türk bahçesinde yabancı türler, polikrom bir renk kullanımı, anarşist ve yorucu bir ağaçlama ile karikatürize olmuş barok bahçesi örnekleri ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet dönemine (1923-1986) gelince, önceleri Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyük kentlerimizde, daha sonra diğer kentlerde, kent park ve bahçe kuruluşları gerçekleştirilmeye başlamıştır. Bunlar arasında Ankara’da Gençlik parkı, Seymenler parkı, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM bahçeleri; İstanbul’da Sultanahmet, Taksim, Gülhane parkları ile Emirgan ve Yıldız koruları, saray ve köşk bahçeleri; İzmir’de Kültür Park ve çeşitli il merkezlerinde kurulan kent bahçeleri ile varlıklı kişilere ait konut bahçeleri; tatil köyleri bahçeleri, vb. Türk bahçeleri sayılabilir; ama henüz “Türk bahçesi”, özgün kimliğini ve niteliklerini kazanmış sayılamaz.

İslam dünyası. Kuran’da, ona inananların öbür dünyada bir araya gelecekleri yer, meyve ağaçlarıyla, su şırıltılarıyla, konuk evleriyle, vb. dolu bir yer olarak tanımlanır, İslam dünyasında yaratılan bütün bahçeler, adeta bu hülyayı gerçekleştirmeye yöneliktir. Ahemeniler’in ve Sasaniler’in “cennet” kavramı, böylece Doğu’da canlandı. Büyük bir doğal parkı andıran bu bahçe kent ığışında ve çepeçevre kapalıdır, içinde korular, meyve bahçeleri yan yana bulunur ve bahçe köşklerine giden iki yanı ağaçlı geniş yollarla çevrelenir. Kanallarla getirilen suyun dağıtılması büyük yapılarla ve çabalarla sağlanır (Kayrevan yakınlarında Aglebiler’e ait sarnıçlar, eski su kemerlerinin Hatsiler tarafından yeniden kullanılması; El-Mus-tansır’ın Kartacalılar’dan kalan su kemerlerini, Tunus’un kuzeyindeki başkent Ariana’ya su sağlamak için restore etmesi.)

Bir başka bahçe tipi (riyad), bey konaklarının ya da özellikle batı İslam dünyasında olduğu gibi kentteki konutların bahçeleridir. Genel mimariyle bütünleşen bu bahçelerde serinlik veren akar çeşmelere, küçük yapılara, kokulu ve çok renkli çiçeklere yer verilir. Büyük bir olasılıkla İran’da ortaya çıkan ve görkemli eski halılarla ve sayısız minyatürle ölümsüzleştirilmiş olan bu bahçe tipi (riyad), batıda Endülüs’e kadar yayıldı; Granada’da Nasri sultanları onu Elhamra’nın aslanlı avlularıyla daha da güzelleşirdiler. Hindistan ve Pakistan’da Moğollar ‘ın Delhi çevresinde, Agra’da, ve Lahor’da (Kalimar bağ) kurdukları bahçelerle, özellikle Şah Cihanın yaptırdığı bir köşkün bulunduğu Srinagar’daki görkemli Kalimar bahçesiyle (XVII. yy.) ve Keşmir’deki bahçelerle İslam bahçe sanatı doruk noktasına ulaştı. Kat kat taraçalar, arklar, sığ havuzlar, geometrik biçimde düzenlenmiş çiçek tarlaları, çeşmelerle noktalanmış geniş çimenlikler, mermer köşklerin özgünlüğü ve lüksü, bütün bunlar Moğol bahçelerini zevk ve sefa yerleri haline getirmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir