Halk Bilimi

Türk Edebiyatı Tarihi ve Edebi Eserler

Türk Edebiyatı
Göktürkler’den sonra 10. ve ll.yüzyıllardaki Karahanlılar döneminde, gerek kent ve gerekse bozkır halk edebiyatında, gelişkin ürünler ortaya çıktı. Karahanlılar, Azeriler, Çağataylar ve Türkmenler, ürettikleri edebiyat yapıtlarını tümüyle Türkçe yazdılar. Yazılı edebiyat, İslamiyet’in kabul edilmesinden sonra, büyük oranda Arapça ve Farsça ağırlıklıydı. Ancak sözlü halk edebiyatı, Türkçe ürün vermeyi sürdürdü. Yazılı edebiyatta; Arap kökenli aruz vezni, Arap-İran kökenli kaside, gazel ve mesnevi türleri kullanılmaya başladı. Yapıtlarda kullanılan dil, halkın kullandığı Türkçe’den uzaklaştı ve Arapça-Farsça sözcüklere, bu dillerin kurallarıyla türetilmiş ad ve sıfat tamlama I arma dayandırıldı. Türk dilindeki kimi sözcüklerin ünlü harfleri, aruz’un uzun kalıplarına uydurulmak için uzatıldı. Başlangıçta pek başarılı olunamayan aruz böylece geliştirildi ve Türk divan edebiyatında yüksek duygu inceliğine sahip benzersiz yapıtlar üretildi. Yunus Emre, Gevheri, Dertli, Aşık Ömer gibi tasavvuf ve halk ozanları da aruz’u bir ölçüde kullandılar. Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Biliğ, aruz ölçüsü’nün kullanıldığı ilk yapıttı.
Arapça ve Farsça’nın Türkçe’ye yoğun girişi, aruzla nitelikli yapıtlar verilmesini sağladı, ama aynı zamanda, dilde bozulmaya ve halktan kopuk bir edebiyat türünün ortaya çıkmasına neden oldu. Aydınlar, zaman içinde halka yabancılaştılar ve saray elitleri haline geldiler; çünkü bu edebiyat, saray çevrelerinde değer görüp destekleniyordu. Sözlü edebiyat, Türkçe’yi dikkatlice ve her yönüyle koruyarak, halkın sorunlarını işleyen özgün yapıtlar üretmeyi sürdürdü. Tarikatlarla beslenen tekke edebiyatı; din, tarih, tasavvuf ve direniş konularını, geniş halk kitlelerinin kavrayıp sevebileceği biçimde işledi; yalın bir dille, ileri bir felsefi olgunluğa ulaşan yapıtlar üretildi; kentten kente, köyden köye dolaşan halk ozanları, benzersiz eseler yarattılar.
Ünlü Türk dil bilgini, Kaşgarlı Mahmud’un 1074’de hazırladığı Divanı Lügati’t-Türk adlı ansiklopedik sözlük, Türk edebiyatı olduğu kadar Türk tarihi için de bir başyapıt”tır. Dokuz dil bilen ve birçok Türk kentini dolaşarak Türklerin gelenek, görenek ve dil özelliklerini inceleyen Kaşgarlı’nın bu yapıtı, tümü Türkçe olan 7500 sözcük içermektedir ve “Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek” amacıyla yazılmıştır. Bu sözcüklerden ayrı olarak kitapta, değişik Türk boylarından derlenen savlar (atasözü), sagular (ağıt), koşuklar (şiir) ve deyimlere yer verilmiş, kimi dilbilgisi kuralları anlatılmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un diğer kitabı Kitabu Cevahirü’n-Nehu fi Lugati’t-Türki, bugüne dek ele geçmemiştir.
Karahanlılar döneminin diğer bir önemli yapıtı, Yusuf Has Hacip’in 1069’da yazdığı Kutadgu Bilig’idir. Hakaniye Türkçe’siyle yazılan yapıtta, dört ayrı kişinin ağzından, devlet yönetme konusunda yönetenlere öğütler verilir. Dilin önemi, doğru sözün erdemi, aklın gücü, adalet duygusu, yöneticilerde aranılacak nitelikler, hakanla memurun karşılıklı hak ve sorumlulukları, kitapta işlenen konulardır. Yapıtın son bölümünde, dünya işleriyle inançsal gereklerin dengeli birlikteliğinden söz edilir. Kitabın kahramanlarından Ögdilmiş’in ağzından, “öbür dünyanın (ahiretin) dünyada yapılacak iyi işlerle kazanılacağı”, “halka adalet dağıtmak için hizmet etmenin de bir tür ibadet sayılacağı” söylenir. Yapıtta ayrıca, Türk toplumlarının din, aile düzeni, ahlak anlayışı, devlet yönetme, ordu, gelenek ve görenekler, tarım ve el sanatları gibi konularda bilgi verilir.
Türk siyasi tarihine “adalet dairesi” olarak geçen ve yönetim işleyişinin ana çizgilerini dile getiren ünlü tanımlama, ilk kez Kutadgu Bilig’de dile getirilmiştir.  14.yüzyılda İbn Haldun’un da yapıtlarında kullandığı bu tanımlama, 16 .yüzyılın büyük Osmanlı ahlakçısı Ali Çelebi tarafından sekiz ilkeyle özetlendi ve Osmanlı devlet yönetiminin ideolojik temeli haline getirildi. “Adalet Dairesi” ya da Çelebi’nin tanımıyla “Daire-i Adalet” şöyleydi: “mülk ricalsiz olmaz (ülke yöneticisiz olmaz)-rical kılıç-sız olmaz (yönetici ordusuz olmaz)-kılıç askersiz olmaz (ordu askersiz olmaz)-asker malsız olmaz (asker yoksul olmaz)-mal raiyetsiz olmaz (ülke halksız olmaz)-raiyet adaletsiz olmaz (halk da adaletsiz olmaz).”
Siyasal tarih ve yönetim sistemleri konularından ayrı olarak, özdeyişler, şiir alıntıları, atasözleri ve kültürel yorumlarla dolu Kutadgu Bilig; aynı zamanda, Türk edebiyatının ilk ve en büyük derleme yapıtıdır. 11.yüzyıl Türk toplum yapısını, tarihsel kökleriyle ve çağını aşan bir anlayışla dile getiren çok değerli bir başyapıttır. Arı bir Türkçe’yle yazılmıştır. İslam dönemi eseri olmasına karşın, tüm yapıtta yalnızca yüz tane Arapça ve Farsça sözcük kullanılmıştır.
Yusuf Has Hacip, yazarlığı ve bilginliği yanında İslam gizemciliğini (tasavvuf) derinden etkileyen inanmış bir müslüman, ermiş bir kişidir. Çok basit bir kulübede oturmuş, “bir baston, bir çanak ve bir hırka” anlayışıyla son derece yalın bir yaşam sürmüştür. Ünlü İslam gizemcisi Türk bilgini Baktra Şakik, “Dünyadan el etek çekip tasavvufa yönelmemin nedeni onun öğütleridir” demiştir.
Aynı dönemin bir başka önemli yapıtı, Edip Ahmet Yükneki’nin (12.yüzyıl) Doğu Türkçesi’yle kaleme aldığı Atabetü’l-Hakayık adlı yapıttır. Koşuklu (manzum) türde yazılmış bir ahlâk kitabı olan bu yapıtta; bilginin ve bilimin önemi, dünyanın değişken yapısı, sabır, az konuşma, alçak gönüllülük, cömertlik, kibir, aç gözlülük gibi konular işlenir. Son bölümde öğütler verilir; öğütlerde ileri sürülen görüşler, ayet ve hadis’lerle desteklenir. Atabetü’l Hakayık, Türkedebiyatının Kııtadgu Bilig’den sonraki en önemli yapıtlarından biridir ve edebiyat tarihi için güvenilir bir kaynaktır
Türkistanlı Ahmet Yesevi (12.yüzyıl), gizemci (duygu ve sezgiye dayanan inanç yolu-tasavvuf) Sufilik akımından gelen önemli bir Türk şairidir. Yaşamı boyunca, içinden geldiği halkın sorunlarıyla ilgilendi ve Türk halk şiirinin yaşatılıp geliştirilmesine önemli katkılar yaptı. Müslüman bir din adamı olduğu kadar, Orta Asya geleneklerine bağlı bir düşünür de olan Şeyh Aslan Baba tarafından yetiştirildi. Daha sonra Buharalı Yusuf Hemedanî yanında eğitim gördü. Hemedanî aracılığıyla tanıştığı İran’ın üst sınıf kültürünü yüzeyselliği nedeniyle beğenmedi ve halkın arasına karışarak Türk boylarına ait köyleri, kentleri dolaştı. Türk düşün yaşamında en üste ulaşmak, Müslüman olarak Türk kimliğini korumak için; kolay anlaşılır, bilgiçlik taslamayan ve derinliği olan yapıtlar verdi, başka yapıtlara esin kaynağı oldu. Daha sonra Tarik Hâcegân (Eğitenlerin Yolu) olarak bilinen kendi tarikatını, Yeseviliği kurdu.
Kendine özgü bir gizemci, etkileyici bir bilge olan Ahmet Yesevi’nin, özellikle Sır Derya (Seyhun) ve Taşkent yöresindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında İslam inancının yayılmasında, belirleyici bir işlevi oldu. İnanç konusunda kimseye baskı yapmayan ve hiçbir baskıyı kabul etmeyen Türkler’in, İslamiyeti kabul etmesinde; Arap akınları ve baskısından çok, Yesevi’nin içtenliği ve gönüllülüğe dayanan önermeleri etkili olmuştur. Herkese ulaşabilen, nitelikli, alçak gönüllü ve etkileyici bir düşünce düzeyine sahipti. Göçebe Türkler arasında İslamiyeti yayarken; eski Türk gelenek ve törelerini içeren bir öğretinin kurucusu oldu. Bu yanıyla da, Türk kimliğindeki tüm özgün niteliklerin korunup yaşatılması ve günümüze aktarılmasında güçlü olanaklar yarattı.
Yesevi’nin yapıtları, Türk tasavvufunun öncü ürünleriydi ve duru bir Türkçe ile yazılmışlardı. Hikmet adı verilen şiirlerinin özelliği, öz açısından gizemciliğe, biçim açısından Türk halk yazınına dayanmasıdır. Sıradan insanlara inançsal ve ahlaksal öğütler aktaran yapıtlarda, Türkçe’nin kullanımına gösterilen özen ve ustalık çok etkileyecidir. Bu yapıtları, “Türk dilinde bir kültür geleneği oluşturmuş” ve Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Şeyh Bedrettin, P’ir Sultan Abdal gibi Anadolu gizemci şairlerine öncülük elmiştir. Jean Paul Roux, Ahmet Yesevi’nin Türk diline yaptığı katkı konusunda şu yorumu yapmıştır: “Yesevi, T’ürkçeyi Arapça ve Farsça’nın boyunduruğundan kurtarmış, yapmacık ve şişirme bir dil yarattığı söylenen Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonra, Atatürk’ün yeniden geçerli kıldığı Türkçeyi korumuştur. Yesevi, Aleviliğin kurucusu değildir, ıima bu harekete, kendini ifade etme ve Türk kimliğinde var olan Hint nitelikleri, 11-12. yüzyıllardan günümüze dek aktarma olanaklarını sunmuştur.”95
Türk edebiyatı; Arapça, Farsça ve bu dillerin Türk¬çe’yle karışımından oluşan Osmanlıca başta olmak üzere; Doğu ve Batı Türkçesi içindeki birçok Türk lehçesiyle de sayısız yapıt üretmiştir. Üretilen yapıtların niteliğini, sayısını, yayıldığı alanı ve yaptığı etkiyi ortaya koymak için; Çok geniş bir araştırmaya ve uzmanlığa gereksinim vardır. Yalnızca Doğu Türkçesiyle üretilen yapıtlar ve yalnızca 150 yıllık Timurlular dönemi ele alınsa bile, karşımıza çok az insanımızın bildiği, yüksek ve çok yaygın bir yazın dünyası çıkacaktır.
Çağatay Türkçe’siyle konuşup yazan Timurlular; Türk ve İran kültürlerini kıyaslamış, Türkçe’yle Farsça’nın kök yapılarını incelemiş, Türk dili ve kültürünün üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmışlardır. Bu çabayı en etkili biçimde, “Farsça’yı Türkçe kadar iyi tanıyan” Ali Şir Nevai, (1441-1501) Dillerin karşılaştırılması (Muhakemet-ül Lugateyn) adlı yapıtıyla sürdürmüştür. Dilbilgini ve şair olmanın yanında nitelikli bir müzisyen ve hat sanatçısı olan Nevai, resim ve mimarlıkla da ilgilenmiştir. Edindiği mal varlığıyla, Timur Hakanı Baykara’nm verdiği arazi üzerinde bir “kültür mahallesi” kurmuş; Horasan’ın değişik yerlerinde, toplam sayısı 370’i bulan medrese, derviş evi (hangah), kervansaray, köprü ve türbe yaptırmıştır.
Timurlular’da yaygın olan eğitim düzeni, her alanı kapsayan yüksek bir kültürün halk içinde yayılmasına yol açmıştı. Timur halkı okumakla yetinmeyip, “yazıyor, durmadan yazıyordu”.Yazar olmak, şiir ya da nesir türünde kitap yazmak, o günlerde, toplumun “en çok değer verdiği” şeydi. Herkes şair, yazar, bilim adamı olmak istiyordu. Kimi doğubilimcilerin, “tüm Müslümanlar’ın dünya görüşünü etkileyen tarihçi” olarak kabul ettiği Mahmud Mirhand (1433-1498) ve batılı doğubilimciler tarafından çok beğenilen ünlü tarihçi Kandemir (1475-1536) bu dönemin düşünürleriydi. Varlığı kısa sürmesine karşın, Timur Imparatorluğu’nun ve bu İmparatorluğun etkisinde kalan ülkelerden; “seksenden fazla yazar, en az on iki özgün şair ve binlerce eser çıkmıştı.”
14.yüzyılla, 16.yüzyıl arasında Türk dünyasında yetişen ve Doğu Türkçesi’yle yazan yazar ve düşünürleri, bunların ürettiği yapıtları incelemek, bu kitabın konusu ve yapabileceği bir iş değildir; burada, çok azmin, o da yalnızca adlarının belirtilmesiyle yetinilecektir. Rabguzi’nin “Peygamber Tarihi” (Kısas-ı Enbiya) (1311), İslam’ın “Yardımcı Buyruklar” ı (Muin ül-Mürid) (1313), halk diliyle yazılan Kerderli Ali’nin “Cennetin Yolu” (Nehc ül Feradis) (1358), ağırlıklı olarak dini konuları işleyen yapıtlardır ve Harizm Türkçesi ile yazılmıştır. Kutb’un Hüsrev ve Şirin (Hüsrev ü ŞirinYi (1341), Memluk Kıpçakçası’yla; Melik Bahsi’nin Miraçname’si (1436), Uygur alfabesiyle yazılmıştır. Ali Şir Nevai’nin Divan’ı ve yine Ali Şir Nevai’nin Türkçe’nin Farsça’ya üstünlüğünü kanıtlamak için yazdığı Dillerin Karşılaştırılması (Muhakemet-ül-Lügateyn); son Çağatay Hükümdarı Hüseyin Baykara’nm (1438-1507) din dışı konuları işleyen, Divan”ı; Mevlana Lütfü’nün (15.yüzyıl) Gülün Yenigünü (Gülü Nevruz); Türk-Hint İmparatorluğu’nu kuran Babür’ün (1483-1530) anı kitabı “Olaylar” (Vakayi) Çağatay Türkçesi’yle yazılmış yapıtlardır. Özbek Hanı Şey-bani’nin (1451-1510) şiirleri, Hive Hanı Ebülgazi Baha-dır’ın (1603-1663) Türklerin Soyu (Secere-i Türki), Sofi Allah Yar’ın (17.yüzyıl) Çaresizlerin Direnci (Sebat ül-Acizin) ise Özbek Türkçesi’yle yazılmıştır.”
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, edebiyatta belirli bir durgunluk olsa da bilimsel ve edebi yapıt üretimi sürer. Çok geniş bir alana yayılmış olan imparatorluğun değişik yörelerinde, devletin coğrafya ve tarihini yazan büyük yazarlar, yazılı ve sözlü edebiyat ustaları ortaya çıkar. Çizdiği neredeyse kusursuz dünya haritasıyla ünlü Nurettin Piri (Piri Reis)’nin (1470-1554) yazdığı Kitab-ı Bahriye, çağının en ileri coğrafya kitaplarından biridir.100 Katip Çelebi’nin (1609-1657) ünlü ansiklopedik eseri Cilıannüma ve bilimsel sözlük Keşfüzzünun, Tarihçi İbrahim Peçevi’nin (1577-1650) Tarih’i, ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin (1611-1679) 10 ciltlik Seyahatname’si döneminin dikkat çekici bilim yapıtlarıdır.
Türk edebiyatçı ve düşünürleri Doğu’da Doğu Türkçesi ile eserler verirken, Batı’da, düzey ve nitelik olarak onlardan geri kalmayan ve Batı Türkçesi ile yazılan çok sayıda yapıt üretildi. Siyasi egemenliğe bağlı olarak, yönetilen ülkelerin ve toplumsal gönencin artması, tüm sanat alanlarında olduğu gibi yazın alanındaki gelişmenin de itici gücü oluyordu. Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının geniş toprakları içinde; Horasan, Konya ve İstanbul başta olmak üzere hemen her kent ve yörede, Azeri Türkçesi ve Türkiye Türkçesi’yle düz yazı ve koşukhı (şiir) yapıtlar üretildi.
Leyla ile Mecnun gibi Türk edebiyatının başyapıtla¬rından birini yazan, Türkçe, Arapça ve Farsça’nın tüm in¬celiklerini kullanan Fuzuli, Azeri Türkçesi’yle yapıt veren yazarların başında gelir. Fuzuli’nin; Saadete Ermişlerin Bahçesi (Hadikatü’s Süeda), Türkçe Divan, Gönül Dostluğu (Enisül-Kalb), Arapça Divan ve Hadislerin Kırkıncı Tercümesi (Tercüme-i Hadis-i Erbain) çok ünlüdür. Kendinden sonrasını etkileyen Kadı Burhanettin’in (1344-1399) Divan’v, Orta Asya’dan Anadolu’ya dek, geniş bir alanda halk üzerinde büyük etki yapan usta tasavvufçu Nesimî’nin Divan’v, Sa-fevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in Hatâyı Divanı, Dehname’si ve Nasihatname’si; Rusya Türkleri arasında Yenileşme Hareketini (Cedidcilik) başlatan Gaspıralı İsmail’in (1851-1914) Mirat-ı Cedid’i Azeri Türkçesi’yle yazılan yapıtlardır.
Türkiye Türkçesi’yle yazılan yapıtlarının ilk ürünleri Selçuklular döneminde verildi. Anadolu’ya yerleşen Oğuz Türkleri halk edebiyatı geleneğini yaşattılar. Anadolu fethinde gösterilen kahramanlıklar ve Danişment Gazi’nin yiğitliği, halk arasında Battal Gazi, Danişment Ga¬zi öykülerinin yayılmasına neden oldu. Ozan adı verilen Oğuz halk şairleri, ellerinde kopuzları (telli sazj’yla halk toplantılarında, ordu birliklerinde ya da köy meydanlarında kahramanlık öykülerini türkü halinde söylediler. Türk halkı içinde tasavvuf akımları güçlendikten sonra derviş şairler, halk şiirleri biçiminde ilahiler ve sofist halk şiirleri yazdılar. İslam geleneklerinin etkisi altında Hamza, Ali, Ebumüslim gibi kahramanlara ve Peygamberler’in yaşamına ait olağanüstü öyküler (menkıbeler), düzyazı biçiminde destanlar yazıldı. 13. ve 14.yüzyılda Hoca Dehhani, Kırşehirli Şeyh Gülşehri, Aşık Paşa, Hoca Mes’ut, Şeyhoğlu Nesimi gibi çok değerli şairler yetişti. Yapıtları, ne Arap, ne Fars, ne de bir başka kültür içinde eridi; özgünlüğünü korudu ve dilden dile yaşatılarak günümüze dek geldi.
Anadolu’da yetişen Türk şair ve yazarlarının bir bölümü, Arap ve Fars kültürünün etkilerini taşıyan yapıtlar ürettiler. Arapça ve Farsça’yı yoğun kullanıyor, daha önce işlenmiş konuları yeniden ele alıyorlardı. Ancak taklitçi değildiler, kendilerinden birçok şey katıp eserlere yeni biçim ve duygu zenginliği veriyorlardı. Özellikle Osmanlı döneminde gelişen ve her üç dilden sözcüklerin kullanıldığı bu yapıtlar özgün hale geliyor ve yeni bir edebiyat türünü oluşturuyordu. Aydın çevreler ve yönetici sınıf arasında yayılan bu edebiyat, uzun süre etkisini korudu ve geliştirdi. Ancak 18.yüzyıldan başlamak üzere, Batı etkisinin artmasıyla giderek silikleşti ve bozulmaya uğradı. Ancak gerçek bozulma, son elli yılda yozlaşmaya dönüşerek yaşandı ve bin yıl kendini yaşatmış olan her iki edebiyat türü de, büyük bir hızla ortadan kalktı; ya da kalkma noktasına geldi.
Türkiye Türkçesi’yle yazılan yapıtların dil olarak biçimleri, Anadolu halk edebiyatı ve bir ölçüde de tekke rdebiyatı içinde bulunanlardır. Dörtlü koşma’lar biçimindeki (aşık edebiyatı), halkın ilgisini çeken öyküler ve yaratıcısı bilinmeyen (anonim) türlerden oluşan halk edebiyatı; halkın konuştuğu dille yazılıyor ve yaygın olarak izleniyordu, ilgiyle okunan ilahiler, nefesler ve tarikat büyüklerini öven öyküler’e dayanan tekke edebiyatı da, halkın anladığı dil kullanılarak yazıldı. Bu edebiyat; saray, medrese ya da aydın topluluklarının arasında gelişen ve Arap-İran ölçülerine bağlı divan edebiyatindan çok farklı bir edebiyat türüydü. I Halk Arapça ve Farsça’nın bolca kullanıldığı karma bir dille yazılan divan edebiyatı’nı anlamıyor, ona ilgi göstermiyordu.
Halk, tekke ve doğaldır ki divan edebiyatı, geçmişten gelen kültürel birikimle; duygu ve düşünce inceliğine sahip, nitelikli ve çok sayıda olgun eser üretmiştir. Herbiri edebiyatçı olduğu kadar bir dil ve felsefe ustası da olan yazar ve şairlerin, Türkçe’nin anlatım gücünü ve sadeliğini kullanarak yarattıkları yapıtlar; Türkçe’yi bilenler için, hiçbir çeviri eserin veremeyeceği kadar yüksek bir tada sahipti. Hiçbir ülke bu kadar çok ve nitelikli ozan yetiştirememişti. Hemen her köy ve mezrada, doğanın ve yaşamın gizemini çözümlemiş töre sahibi bir halk ozanı vardı.
Anadolu’da, Selçuklular’dan günümüze dek, yaklaşık bin yılı kapsayan dönem içinde yer alan edebiyatçıları, yalnızca ad olarak ele almak bile çok uzun sürer. Selçuklu döneminde yaşayan şair ve yazarların bazıları şunlardır: Farsça’yı Türkçe’den daha çok kullanan, Mesnevi”siyle ünlü Mevlana Celaleddin-i Rumi (1207-1273) ve oğlu Sultan Veled (1266-1312), Anadolu Türkçesi’nin en eski şairi olarak bilinen ve Çarhname adlı kasidesiyle ünlü Ahmet Fakih (13.yüzyıl), Yusuf ve Zeliha adlı yapıtıyla bu konuyu yeniden yorumlayan Şeyyat Hamza (13.yüzyıl), divan edebiyatında dinî olmayan konuları ilk kez işleyen ve 20 bin beyitlik Şahname’yi yazan Dehhani (13.yüzyıl), tasavvuf konularını coşkulu bir anlatım (lirizm) ve derin bir insan sevgisiyle işleyen Yunus Emre (1238-1320). Bunlar evrensel değeri olan ozan ve yazarlardır.
Selçuklular’m son yılları ile Anadolu beylikleri döneminde, Arapça ve Farsça’dan geniş bir çeviri hareketi başladı. Türk edebiyatına yeni bir boyut kazandıran bu girişim, Arapça ve Farsça yapıtları, artık yalnızca bu dilleri bilenlerin değil, edebiyatla ilgilenen herkesin okumasını sağladı. Böylelikle, hem kültürel bir zenginlik yaratılmış, hem de Türkçe korunmuş oldu. Bu birikim üzerinde gelişecek olan Osmanlı Divan edebiyatı, Selçuklular’da olduğu gibi, yalmzca Arapça ve Farsça’yla değil, bu dillere ait sözcükleri içine alan bir Türkçe’yle (Osmanlıca) yazıldı. Uzun ünlü harfi olmamasına, bu nedenle aruz ölçüleri’ne uydurulması zor olmasına karşın Türkçe, Divan edebiyatında da kullanıldı; özellikle ilk dönemlerde Türkçe sözcükler, deyimler ya da atasözleri şiirlerde geniş biçimde yer aldı.
Anadolu beylikleri ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Halk ya da Divan edebiyatı türlerinde yapıt veren kimi ozan ve yazarlar ile eserleri şunlardır: Kırşehirli Aşık Paşa (I4.yüzyıl)-Garipname (mesnevi-1330), Hoca Mesut (14.yüzyıl)-Süheyl ve Nevbahar (mesnevi-1350), Fahri , I4.yüzyıl)-Hüsra; ü Şirin (mesnevi-1367), Şeyhoğlu Musta (14.yüzyû)-Hurşitname (mesnevi-1387), Hamzavi (14.yy)-Hamzaname (düz yazı), Sadrettin (15.yy)-Destanı Geyik (düz yazı, öykü-masal), Beypazarlı Mazaoğlu Hasan (15.yüzyıl)-Cengiz Kalesi Cengi (düzyazı-öykü). Bunlardan başka, herbiri divan sahibi olan şairler; Hayali (16. yüzyıl), Necati (15.yüzyıl), Ahmet Paşa (15.yüzyıl), Baki (1526-1600), Nabi (1642-1712), Nedim (1681-1730), Neşati (I7.yüzyıl), Şeyh Galip (1757-1799) ile yalın bir Türkçeyle urun veren halk ozanları; Aşık Kerem (16. yüzyıl), Pir Sultan Abdal , Ercişli Emrah (17. yüzyıl), Aşık Gariğ, Şeyh Bedrettin (14.yüzyıl), Karacaoğlan (17.yüzyıl), Aşık Ömer (17.yüzyıl), Kayıkçı Kul Mustafa (17.yüzyıl), Kul Nesimi (17.yüzyıl), Dadaloğlu 118.yüzyıl), Erzurumlu Emrah (19.yüzyıl), Bayburtlu Zihni (19.yüzyıl) Osmanlı dönemi Türk edebiyatçılarından bazılarıdır.
Kaynak: Yönetim Gelenekleri ve Türkler

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı