Kültür

Türk Edebiyatında Şiir

Türk Edebiyatında Şiir, Şiirin Gelişimi ve Şairler

Orta Asya Türk edebiyatında şiire koşuk, yır, küğ, kojon gibi adlar veriliyordu. Türklerde bugüne kadar gelen zengin bir sözlü edebiyat geleneği vardır. Bu gelenekte ortaya konulan yapıtların çok az bir bölümü yazıya geçmiştir. Türkçenin ilk yazılı belgeleri olan Orhun Yazıtları’ nm şiir diliyle yazıldığını ileri sürenler vardır. Eski Türk şiirinde din, doğa, yiğitlik, sevgi başlıca temaları oluşturmaktadır. Hece ölçüsü kullanılmıştır. Şiir dilinde hemen hiç bir yabancı sözcük bulunmamaktadır. Şiirlerinin bir bölümü elimize geçen Uygur şairleri arasında Çuçu, Aprınçur Tigin, Kiki, Kül Tarkan’ın adlarını anabiliriz. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ü-Lûgat-it-Türk (XI. yy.) adlı yapıtında da, eski Türk şiirinden (halk şiirinden) bazı örnekler yer almaktadır.
Türklerin İslam dinini benimsemesiyle, Türk edebiyatında da İslâm öğeleri görülmeye başlanmıştır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig, Edip Ahmet Yükneki’nin Atabet-ül-Hakayık adlı yapıtlarında, İslâm kültürü öğeleri açıkça görülür.
Selçuklular ve Anadolu Selçukluları dönemlerinde farsça, kültür ve edebiyat dili olarak yaygınlaşmış, pek çok Türk yazar ve ozanı, yapıtlarını farşça yazmışlardır (sözgelimi Mevlâna).
Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar döneminde şiir iki ana kolda gelişmiştir: Halk şiiri (Âşık şiiri. Tekke şiiri); Divan şiiri. Özellikle Mevlevilik. Bektaşilik, Bayramilik gibi tarikatların çevresinde gelişen Tekke şiirinde (XIII. ~ XV. yy.), tasavvuf düşüncesi, sözlü geleneğin malzeme ve tekniğiyle yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rumi, Hatayi, Pir Sultan Abdal, Tekke şiirinin başlıca temsilcileridir. XVI. yy’dan sonra görülmeye başlanan Âşık şiirinde, tasavvuf düşüncesinin yerini sevgi, doğa, gurbet, yiğitlik gibi temalar almıştır. Geleneksel biçim ve kalıplar (hece ölçüsü, koşma, nazım biçimi, vb.) içinde duyarlığı yansıtan halk ozanlarının, gezici oldukları ve kendileri yazılı belge bırakmadıkları için, şiirlerinin önemli bir bölümü günümüze kalmamıştır. Meraklılarınca derlenen cönklerde, halk ozanlarının şiirlerinin bir bölümü bulunabilir. Karacaoğlan, Âşık Ömer, Dertli, Gevheri, Emrah, Dadaloğlu, Aşık Veysel, saz şiirinin başlıca temsilcileridir.
Başlangıçta fars şiirinden büyük ölçüde etkilenen Divan şiiri (XIII yy. . XIX. yy.), gelenekçi ve kuralcıdır. Her ozan, geleneğe ve kurala uymak zorundadır. Gelenek sanatçıya malzeme ve tekniğin (konular, türler, nazım biçimleri [gazel, kaside, mesnevi, vb. aruz ölçüsü) bütününü hazır olarak verir.
Sanatçının işi, yeni deyiş biçimleri bulmak, yani yeteneklerini göstermektir. Toplum sorunlarıyla hemen hiç ilgilenmeyen divan şairleri, Osmanlıca adı verilen karma bir dille (türkçe-arapça-farsça) tasavvuf düşüncesini ya da sevgi, üzüntü gibi dindışı konuları, özellikle saray çevresinin beğenisini kazanmak amacıyla anlatmayı ilke edinmişlerdir. Yetenekli divan şairleri arasında Şeyhî, Ahmet Paşa, Necati, Fuzulî, Bakî, Zâti, Yahya Bey, Nefî, RuhijNabi, Nedim, Şeyh Galip anılabilir.
Batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı döneminde şiir, biçim ve öz bakımından, özellikle Fransız şiirinden yapılan çevirilerin etkisinde kalmıştır. Yeni Türk şiirinde sone, terza rima, ottova rima gibi nazım biçimleri kullanılmaya başlanmış, bu nazım biçimlerinin etkisiyle gazel, kaside gibi klasik nazım biçimlerinde değişiklikler yapılmış, yeni bir şiir dili oluşurken, bazı yabancı sözcükler türkçdye girmiştir.’ Klasisizm, romantizm, gerçekçilik, parna-sizm, simgecilik gibi edebiyat akımlarından etkilenilmiş, yeni düşünceler, imgeler, kavramlar görülmeye başlanmıştır.
• Tanzimat şiirinin (1860 -1898) birinci kuşağından olan Şinasi, «uygarlık, adalet, yasa» gibi toplumsal içerikli kavramları Türk şiirine sokmuş,. Namık Kemal ile Ziya Paşa ise, özgürlük ve vatan kavramları çevresinde bir bilinç yaratmaya çalışmışlardır. İkinci kuşaktan Recaizade Mahmut Ekrem ile Abdülhak Ha-mit ise, ölüm, ruh, Tanrı gibi metafizik konulara yönelmişlerdir.
• Siyasal baskının etkisiyle özellikle toplumdan kopuk bir sanat anlayışına bağlı kalan Servetifünun (1896-1901) ozanları (Tevfik Fikret, Cenab Şa-habeddin), seçkinlere özgü bir edebiyat oluşturmuşlar, hemen her şeyi şiirin konusu yapmışlar, Türkçede o güne kadar kullanılmayan arapça ve farsça sözcükleri kullanmaktan çekinmemişlerdir.
• Fecriâti (1908-1911) şiirinin önde gelen temsilcisi Ahmet Haşim, simgecilik akımının etkisiyle çocukluk anılarını, aşk ve doğayı şiirlerine konu edinirken, toplumsal sorunlara İslamcı dünya görüşü çerçevesinde çözümler aramıştır.
• Milli edebiyat dönemi (1911 -1923) şiiri, «yerlileşme»nin başlangıcı olmuştur. Sade türkçe ve hece ölçüsüyle halk şiirinin nazım birimi ve nazım biçimlerine uygun şiirler yazan Beş Hececiler, kişisel gözlem ve izlenimlerine dayanarak, yurt sorunlarını, güzelliklerini ve sevgisini dile getirip, romantik bir ülke edebiyatı «oluşturmaya çalışmışlardır ». Mektepten memlekete formülüyle Cumhuriyet şiirine yön veren Yahya Kemal, eski şiirimizin söyleyiş özelliklerinden yararlanıp, Türk tarihine, İstanbul’a, doğaya, sevgiye, metafizik düşüncelere ilişkin şiirler yazmıştır. 1928’lerde ortaya çıkan Yedi Meşaleciler’se sürekli ve etkili bir topluluk oluşturamamışlardır.
• Cumhuriyet dönemi Türk şiirine yön veren ozanlardan biri olan Nazım Hikmet, Anadolu insanını, toplumsal sorunları, ince bir duyarlıkla, serbest nazmın geniş olanaklarıyla bağdaştırmasını bilmiş, toplumcu – gerçekçi şiirin öncüsü olmuştur. Bu arada Yedi Meşaleciler’i 1940 kuşağına bağlayanlardan Ahmet Muhip Dranas ile Cahit Sıtkı Tarancı, özellikle Baudelaire simgeciliğinden yararlanmışlar, şiirde ses ve müzik öğesine önem vermişlerdir. Cumhuriyet şiirinde en büyük yeniliği yapan ozanlar da Garipçiler’ dir (Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat). Ölçüsüz ve uyaksız yazan, söz ve anlam oyunlarından sıyrılan Garipçiler, anlamı ön planda tutmuşlar, şiiri bütünlüğe kavuşturmuşlardır. Geleneksel Türk şiiriyle bağlarını koparan, Batılı çağdaş ozanlara (özellikle gerçeküstücülere) ilgi gösteren Garipçiler, toplum sorunları ve yurt gerçekleriyle pek ilgilenmemişler, yalnızca toplumun hor görülen kesiminden gelen insanların dramını yansıtmışlardır. Belirli bir topluluğa bağlanmayan ozanlardan Cahit Külebi, Anadolu insanının yaşamını, sorunlarını gerçekçi gözlemlere dayalı olarak anlatmış, Behçet Necatigil, bireyin yaşam kavgasmdaki iniş-çıkışlarmı dramatik örgü içinde yansıtmış, Fazıl Hüsnü Dağlarca metafizik konulardan bireysel, toplumsal ve evrensel konulara açılan yelpazede kendini sürekli yenilemiştir.
• Garip akımına tepki olarak doğan İkinci Yeni akımı (1955-1965), siyasal ve toplumsal baskının etkisiyle bir «kaçış şiiri» oluşturmuştur. İkinci Yenici ozanlar (Oktay, Rifat, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, vb.), özgür çağrışım yöntemini kullanmışlar, aklın kurallarını çiğneyerek gerçeğin niteliğini bozmuşlar, söz dizimini de bozarak «anlamsız şiirler» yazmışlardır.
• 1960 yıllarından sonra şiirimizin özellikle toplumcu bir içerikte geliştiği dikkati çekmektedir. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan insanların ya da toplumun emekçi sınıfından olan insanların doğayla, toplumsal güçlerle savaşımı, bazen hırçın bir üslupla, bazen dengeli bir duyarlıkla, bazen de mistik bir anlayışla anlatılmaktadır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde, halk şiirini özellikle Âşık Veysel tek başına temsil etmiştir. Âşık Veysel, geleneğe dayan-
makla birlikte, çağdaş şiirden aldığı esinleri de bazen kuru, bazense lirik bir üslupla şiir-leştirmiştir. Aşık İhsani gibi halk ozanlarıysa, özellikle siyasal içerikli şiire yönelmişlerdir.
• Cumhuriyet’ten günümüze kadar gelen dönemde şiir dalında ün yapan ozanlarımız arasında Ahmet Hamdi Tanpı-nar, Arif Nihat Asya, Ahmet Kutsi Tecer, Behçet Kemal Çağlar, Kemalettin Kamu, Ömer Bedrettin Uşaklı, Hasan İzzettin Dinamo, İlhami Bekir Tez, Ceyhun Atuf Kansu, Se-lahattin Batur, Can Yücel, Necip Fazıl Kısakürek, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Attila İlhan, Turgut Uyar, Mehmet Başaran, Edip Cansever, Ahmed, Arif, Necati Cumalı, Gülten Akın, Metin Eloğlu, Sezai Karakoç, Ümit Yaşar Oğuzcan, Tahsin Saraç, Ülkü Tamer, Kemal Özer, Cemal Süreya, Ali Püsküllüoğlu, Tekin Sönmez, Hilmi Yavuz, Eray Can-berk, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Yaşar Miraç, İsmail Uyaroğlu, vb. sayılabilir. t
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı