Halkbilimi

Türk Folklorunda Silah Üzerine And İçme

Tarih boyunca bütün Türk topluluklarının çeşitli “and” (yemin) formüllerinde, “silâh” büyük rol oynamıştır. Kılıç, bıçak, mızrak, ok, balta, son zamanlarda da tüfek vb. gibi silâhlar sayılabilir.

Türk tarihinde kaydedilen ilk and töreni, Hun Hakanı Huhanye ile Çin elçileri arasında yapılan anlaşma dolayısıyla icra edilen törendir. Hakan, seferlerde kullandığı kılıcını eline alarak ucunu şaraba batırıyor ve bu andlı şarabı Yüce Hanı’nın kafatasından yapılmış kapla içiyor.

Türk folklorunda and, türlü formüllerle yapılmaktadır. Türk dil bilgini Kaşgarlı Mahmud, Divânı Lügâti-t Türk’te; “demir” kelimesini açıklarken, “gök girsin, kızıl çıksın” andını verdikten sonra, “Türklerde and” hakkında şu bilgiyi veriyor : “Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka kabilelerin halkı and içtiklerinde, yahut ahitleştiklerinde kılıcı çıkararak yanlama korlar, ‘bu gök girsin, kızıl çıksın’ derler ki, ‘sözümde durmazsam (yalan söylersem) kılıç kanıma bulansın, demir benden öcünü alsın’ demektir. Dede Korkut Kitabı’nda, Oğuz yiğidinin gerdek gecesi, kılıcını çıkarıp kız ile arasına koymasında bu anlam dile gelmektedir).

Dede Korkut’taki “Uşun Koca Oğlu Segrek Destanı”nda; kardeşi Egrek’in esarette olduğunu yıllarca sonra öğrenen Segrek, kardeşini kurtarmak için sefere çıkma hazırlığı yaparken, onu kararından döndürmek için evlendirip gerdeğe kapatıyorlar : “Oğlanı gelin odasına koydular. Kız ile ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı, kız ile kendi arasına koydu. Kız der : Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der : Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem, dedi.”

Buna benzer motiflere diğer Türk destanlarında da rastlamaktayız. Meselâ; Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey-Irak’ta yerleşik Kürt Türklerinin meşhur destanlarından biri olan “DESTANA MEME ALAN” (Alanlı Memo Destanı)’da, şöyle bir ifadenin yer aldığını görmekteyiz :

“(Memo ile Zin) karyolaları yan yana çekip konuşmaya daldılar. Birbirlerine ağır yemin ettiler. Peygamberin ve evliyaların adına and içtiler. Memo, boynundan çıkardı değerli hamaylısını”‘ ve getirdi nergis kılıcını, bunların ikisini, koydu iki yatağın arasına.
Dedi : ‘Bu gece yan yana yatalım, bacı-kardeş gibi.
Sabah olunca çağıralım Mığrıbiler kentinin şeyhlerini, bilginlerini.
Tanrı’nın emri ve Peygamber’in kavliyle ikimizin nikâhını kıysınlar…”

Görülüyor ki silâh, Türk yiğidinin yanında gerdek odasına, zifaf yatağına kadar girmiştir. İki sevgili arasına uzatılan kılıç, aşılmaz bir sınır olmaktadır. Burada Türk hayatında silâhın yeri ve kutsallığı yanında, Türk yiğidinin nefsine hâkimiyette gösterdiği irade kudreti de görülmektedir)

Yine Dede Korkut’tan başka örnekler vermek yerinde olur kanaatindeyiz.

Destanda; Oğuz yiğitlerinden Bamsı Beyrek, kendini almak şartıyla, onu zindandan kurtaracak olan kâfir beyinin kızına; “kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, sağlık ile varacak olursam Oğuz’a, gelip seni helallığa almazsam dedi.”

Kan Turalı da üç canavarı öldürme karşılığı hak ettiği Selcen Hatun’la gerdeğe konduğu zaman öfkesi kabarır: “Kılıcını çıkardı yere çaldı, kertti, dedi ki : Yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın, bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gelin odasına girersem, dedi””* denilmektedir.

Merhum Prof. Dr. Abdülkadir İnan’a göre; Oğuz and törenindeki “yer kertme” ve küçük çocukları nişanlarken “beşik kertme”, “araya silâh koyma” en eski şamanizm devrinden kalma unsurlardır’.

Kırgız Türklerinin “Manas Destanının kahramanlarından Alp Yulay, at sürülerinin iki çobanı ile dostluk andı yaparken, kendisi ile onların arasına bir ok koyuyor’.

Manas Destanı’nın “Büyük Sefer” rivayetinde bir yerde Manas; “göğsü tüylü yağız yer beni vursun, dipsiz yüksek mavi gök beni cezalandırsın, keskin ay-baltam beni parçalasın” diye and içiyor ki, Dede Korkut’taki yemin şeklinin aynıdır'”‘.

Bunun daha eski bir benzerini, Hunların VI. yüzyılda, Hakan Bayan’ın, Sava nehri üzerinde yaptırdığı köprünün kendisine karşı olmadığını anlatmak için Bizans hükümdarına verdiği yeminde buluyoruz : “Sava nehri üzerine köprü kurmakla Romalılara karşı zarar vermek niyetinde isem, ben Bayan mahvolayım, bütün Avarlar mahvolsun, gök üstümüze yıkılsın, Gök-Tanrının ateşli okları bizi öldürsün, dağlar ve ormanlar başımıza yıkılsın, Sava suyu taşarak bizi yutsun”.

Fatih Sultan Mehmed’in Galata ahalisine verdiği ahitnamedeki yemin formülü içinde, üzerine yemin ettiği unsurlar arasında, “kuşandığım kılıç hakkıyçün” denilmektedir.

Silahdar Tarihi’ndeki bir rivayete göre de; Edirne vak’asında (1703), Yeniçerilere, bir tepsi üzerine konan Kur’ân-ı Kerim, kılıç, ekmek ve tuz üzerine yemin ettirilmektedir”

Kılıç üzerine and içme formüllerinden birisini de, daha önce sözünü ettiğimiz, Kürt Türkleri’nin “ALANLI MEMO Destanından vermek istiyoruz. (Cizre beyinin kızına aşık olan Memo, padişahı olduğu Mığrıb kentini terk ederek Cizre’nin yolunu tutar. Burada Hasan, Çeko (Çaka) ve Karatacin (Karataçlı) adlı üç kardeşe konuk olur. Her üç kardeş, Memo’nun işini halledeceklerine söz verip, and içerler…)

Buradaki “and” formülünü gayet ilgi çekici bulduğumuzdan, söz konusu destandan, konu ile ilgili geniş bir alıntı vermeyi faydalı bulduk :

“Hasan, daldı düşüncelere 
Dedi : ‘kardeşler, yiğitler yiğitlerin kapısına gider…
Düşmanların garezinden, şimdi boynumdan çıkarmak istiyorum kılıç kaytanını ve hamaylıyı.
Memo’nun derdine çare bulacağımıza, onların üstüne yemin edelim…
Anladım ki bu yiğit aşıktır, sevdiği de bizim mahalleden, Cizreliler içinde bizim Celali takımındandır.
Dedim ki davanı sonuçlandıracağım, bu kılıç ve bu hamaylı adına; senin derdin-yaran, biz Celalilerin derdi, yarasıdır.

Her kimse ona getireceğim, karşılıksız, parayla değil;
Bunun üzerine Çeko elini attı kılıç ve hamaylıya.
Dedi : ‘Benden taraf, bu konuğumuzun gelişi her ne içinse, yapacağım, mademki siz iki kardeşin isteği böyle.
Elini hangi kızın omuzuna koysa ve o biz Celalilerden bile olsa, Hasan’ın sözünü kırabilir miyim? Onun sevdiğini, kuşluğa kalmaz, getiririm.’
Bu kez sıra geldi, her üç kardeşin küçüğü Karatacin’e.
Elini koydu kılıcın ve hamaylının üstüne,
Dedi : ‘Küçük kardeş daima tüm kardeşlerin kulu, kölesidir.
Bu kılıca ve bu hamaylıya bir kez and içerim ki, konuğumuzun isteği Cizre”8) kentinde ne olursa olsun onu yerine getireceğim.
Doğrusu, çok sevdim onu, konuk olmasa da kardeşim gibi.’
Hasan bir kez daha dönüp dedi: ‘Yiğitlerin sözü and için üçüncüsüdür.
Bu kılıç ve bu hamaylıya and içerim ki tüm Cizre kenti üstüne. Sözüm yerine gelecek… Bize Botanlı’18’ derler.
Gelip bize konuk oldu Kürt Padişahı Memâ Alan,
Biz üç kardeş kılıç ve hamaylı üzerine birlikte and içtik. ..”(“)

Altaylı Türk boylarından Telengit Türkleri’nin and töreni, A. Kalaçev adlı etnograf tarafından tespit edilmiştir. Onun verdiği bilgiye göre, Telengitlerin and töreninde en önemli unsur silâhtır. And içen adam, eski zamandan kalma bir çakmaklı tüfek tutup şu formülü söyler : “İşte ay, işte güneş, işte silâh! Ben bu silâhı yalıyorum. Eğer suçlu isem, güneşi gözüm görmesin, bu silâh beni öldürsün.”‘”).

Türklerde kahramanın kılıcı altından geçmenin  itaat ve sadakat andı sayıldığına tanık olarak; Dede Korkut’ta, Beyrek’in yavuklusunu bir düzenle almaya kalkışan Yalancı-oğlu Yaltacuk’un, Beyrek’in kılıcı altından, Beyrek’in de onun suçundan geçtiği belirtilmiştir’

Eski bir Türk geleneği olan silâh üzerine and içme olayı, günümüzde de bütün canlılığı ile TÜRK SİLAHLI Kuvvetleri’nde devam etmektedir.

Askerlik yükümlülüğü altına giren şahıslarla [erbaş ve erler), özel kanunlarla silâhlı kuvvetlere intisap eden asker kişiler; asker ocağına katıldıktan bir müddet sonra, hazırlanmakta oldukları yurt savunması görevinin şuurlu kutsiyetine erişmek için, hatırası her askerin ömrü boyunca hiç unutulmayacak özel törenlerle bayram sevinci içerisinde, en engin manaları mündemiç andı içerler.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne intisap eden her asker; düzenlenen yemin töreninde, sağ elini silahın üzerine koymak suretiyle şu andı içer:

“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde, milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve âmirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını canımdan aziz bilip, icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim”””.

Kaynak: Türk Kültürü Araştırmaları Doğu ve Güneydoğu Anadolu 1. Cilt

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir