Biyografi

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yazılarına Örnek

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yazılarına Örnek. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Anamın kitabı içeriği ve konusu hakkında kısa özet bilgi.
«… Yaz… Hele Manisa’nın yazı. O, her biri henüz fırından çıkmış birer kocaman tepsi ekmeği gibi sıcak, yumuşak ve bitmez tükenmez ve yine tadına doyulmaz azatlık günleriyle; o gövdeleri küspe terleri döken ve dallarından mis kokulu ballar akan yemiş ağaçlarıyla; o iri iri üzüm salkımlarının renkten renge girerek bazılarının yakutlaştığı beyaz kuleli yeşil bağlarıyla; bu bağlardaki sergi yerlerinin gece cümbüşleriyle ve nihayet buğday başaklarının akşam meltemlerinde kumral bir deniz gibi ürperip dalgalandığı engin ovalarıyla Manisa’nın yazı…
Gerçi bizim bu ovalarda ne bir karış tarlamız ne o bağlarda bir tek kütüğümüz, ne de belli başlı bir yemiş bahçemiz vardı. Fakat yaz gelince eş dost davetlisi olarak bütün bu yerlerin sefasını sürmek fırsatını bulurdum. Mayıs ayında, Yıldız Bacını’ın kiraz yaylasından başlayarak temmuz sonlarında Hulusi Bey’in bağı ve ağustos ortalarında İzmirli akrabalarımızın, babamdan satın aldıkları iki çiftlikten biri onar, on beşer gün için emrimize amede dururdu.
Hatta bu sürekli yaz misafirliklerini pek yadırgar görünen anneme kendi hesabına, kendi adetlerine göre, kendi evinde gibi yaşamak imkanını vermek maksadıyla mülk sahiplerinin yerlerini bize bırakıp çekildikleri de olurdu. O vakit bu bahçelere, bu bağlara, bu çiftliklere biz kabımız kaçağımız, yatak takımlarımız ve aşçımız ile, Adeta göç edercesine gider yerleşirdik
Beni tam manasıyla mesut eden de asıl bu çeşit tatil safalarıydı. Aksi takdirde ya annem evde kalıp bizi yalnız bıraktığı için keyfime bir nevi gurbet hissinin acılığı karışıyor, yahut bizimle beraber gelmişse başkalarının aşıyla doyunmaktan, başkalarının döşeğinde yatıp kalkmaktan çektiği eza karşısında, hiç bir zevkin tadı yüreğime sinmiyordu. Hele annemin yazlıklarda daha ziyade rüstâileşen yerli adetlerine göre, kah ayaksız bir sofranın, kah bir bakır sinisinin etrafında halka teşkil edip oturan ev sahipleriyle diz dize, dirsek dirseğe sıkışarak aynı kaptan eller yemek yerken duyduğu ıstırap, yüzünden okunur bir raddeye varınca, bütün lokmalar boğazımda dizilip kalırdı.
Halbuki ne nefis yemeklerdi onlar! Üzerinden bol bol yarım asır geçti. Hala tadları damağımdadır. Ve Manisa’da ayrıldıktan beri, ne prens saraylarında, ne vezir konaklarında öylesine bir sofra hazzı bana nasip olmamıştır. Yazık ki, temizliği lezzetin üstünde tutan annem, bu zevkimi hiç bir vakit paylaşmamış ve bu yüzden iştahımı da kaçırmıştır.
Zavallı anneciğim; el evlerinde yalnız sofra tertibatından değil, yatak takımlarından da tiksinir bir hali vardı. Bunda da ne kadar haklıydı bilmiyorum. Zira pek iyi hatırladığıma göre, ev-sahipleri, kendilerinin bile kullanmaya kıyamadıkları, en itinalı, en bakımlı döşeklerini bizim altımıza sermekte ve tek biz rahat edelim diye her biri bir daracık minderin üstüne kıvrılıp yatmak feragatini göstermekteydiler.
Annem ise bunu ve bunun gibi daha nice ikramları, konukseverlikleri az bulacak veya hiçe sayacak kimselerden olmak şöyle dursun, en nahoş vaziyetlerde bile daima güler yüzlülüğünü muhafaza edecek kadar nazik ve terbiyeliydi. Buna rağmen titizliği, terbiye ve nezaketine o derece galipti ki, bazı geceler, bize ayrılan yatak odalarında giriştiği temizlik ve düzenleme hareketlerinden çıkan hafif gürültülerle iç tedirginliklerinin sırrını aleme ifşa etmek gibi sıkıntılı bir duruma düştüğü de olurdu.
Annemin bu hareketleriyle, ev sahiplerine nasıl bir üzüntü verdiğini bilemem. Fakat beni, bütün bir günün yorgunluğundan sonra, tam uykuya dalacağım sırada pek çok rahatsız ettiğin: hatırlarım. Düşünün ki, bağda ve ovada ben artık kasabadaki tembelliklerimden tamamen sıyrılmışımdır. Sabahleyin erkenden, ilk horoz sesleriyle uyanmış ve soluğu bağda isem üzüm kütüklerinin arasında, çiftlikte isem— harman yerinde almışımdır. Burada rençperlerle beraber tozu dumana katarak saatlerce düven sürmüşümdür. Ötede üzüm salkımlarının küfelere istif edilmesi, sergiye konulup yayılması işlerinde gündelikçilere can ve gönülden yardımlarda bulunmuşumdur. Arada bir fırsat bulunca, eyersiz bir yük beygirinin sırtına tırmanarak, o tarla senin, bu tarla benim «deh!..» demiş, dolaşmışımda*…» Anamın Kitabından.

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı