Kültür

Yalılar Hakkında Bilgi

Yalı nedir, ne için yapılmıştır, özelliği nedir, Yalılar hakkında bilgi.

Eski Türkçedeki yalmak (yalamak) sözcüğünden türemiş olan yalı sözcüğü suyun yaladığı yer anlamına gelir. Deniz, göl, ırmak gibi herhangi bir su kıyısına yapılan evlere yalı denir.

İstanbul uygarlığı, Boğaziçi kıyılarına dizilmiş evleriyle, yalı mimarisinin en güzel örneklerini vermiştir. Yapılar öylesine güzel üsluplu ve değerlidir ki yalı mimarisinin doğuşuna etken olmuştur. Yalı mimarisi, geleneksel Türk mimarisinin kendine özgü bir yapı tipini oluşturur. Karadeniz, Marmara, Ege denizi, Akdeniz gibi ülkeyi çeviren denizlerin kıyılarında, Yeşilırmak, Porsuk vb.. ırmak kıyılarında, yöresel özelliklere göre değişen yalılar vardır. Boğaziçi’nin iki kıyısına dizili yalılar ise, mimarlık sanatının en üst düzeyine çıkmıştır.

Boğaziçi’nin Beykoz kıyısına ilk yalıyı Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı söylenir. Tokat Kasrı denen bu yapının yeri, günümüzde tam olarak bilinmemektedir. Aslında, Boğaziçi’nin yalı uygarlığı XVI. yy’dan sonra gelişmiş, önce Üsküdar kıyıları yalılarla dolmağa başlamış, sonra ağır ağır Boğaziçi köyleri oluşmuştur.

İlk yalılar günübirlik yaşantılar için yapılıyor, yalı sahipleri sandallarla gelip günü kıyıda geçiriyor ve dönüyorlardı. Devlet büyükleri giderek daha uzun süre, hatta yaz boyu oturulacak binalar yaptırmağa başlayınca, bu yapıların çevresinde işçi barınakları, fırın, bakkal, vb. işyerleri kurulmağa başlandı. İstanbul ile ya da komşu köylerle bağlantı, ancak deniz yoluyla kurulabiliyordu. Bu da Boğaziçi’ne özgü deniz taşıtlarının gelişmesine yol açtı. Mavna, taka, iki çifte, üç çifte gibi araçlar, yiyecek içecek taşıyan masraf kayıkları, bu kayıklarda çalışan ve hamlacı denen denizciler, böylece ortaya çıktı.

Boğaziçi’nin ünlü yalıları harem, selamlık, divanhane, gibi bölümlere ayrıldı. Müştemilat denilen ve yalı bahçesinin bir köşesinde yer alan bölükte, hizmetkarlar oturur, kayıkhane bölümünde sandallar, kayıkhane kapısından içeri alınarak korunur, yüksek duvarlarla dış dünyadan ayrılan yalıların büyük bahçeleri, pek çoğunun Boğaziçi sırtlarında koruları ve bu korular içinde mevsime göre kullanılan köşkleri bulunurdu.

Kafesli pencereleri, ahşap işlemeli balkonları, mermer merdivenleri, şahnişleri, cumbaları, köşkleriyle bu yalılar dantela gibi işlenirdi. Yalıların içleri de, iç mimarinin en güzel ve incelmiş üslubuyla -döşenir, köşe sedirleri, yere kadar inen pencereleri, çift merdivenli sofaları, yüksek tavanları, ceviz kapılarıyla dinginliğin, dengenin, orantılı boyutların ve uyumun en güzel örneklerini verirdi.

Yangınların, ihmallerin ve yeterince değer bilememenin sonucunda, bu ahşap yapıların çok büyük bir bölümü yanmış ya da yakılmıştır. Günümüze kalan çok az yalı örneği arasında, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, Köprülüler Yalısı, Zarif Mustafa Paşa Yalısı, «Kırmızı Yalı» denen Ostroroglar Yalısı ilk akla gelenlerdendir. Selim III ve Mahmud II dönemleri bostancı başı defterlerine, Boğaziçi’nde 245 yalı kayıtlıdır; ama günümüzde bunlardan ancak 30 kadarının varlığından söz edilebilir.

Selim III, Boğaziçi kıyılarında sandalla gezmeğe meraklı bir hükümdardı ve yol boyu başyaverine (bostancıbaşı) «bu kimin yalısı?» «bu iskelenin adı ne?» diye sorardı. Bostancı başı, hükümdara yanlış bilgi vermekten korktuğu için bir defter tutarak yalıları saptamış, deftere de Bostancı başı Risalesi adı verilmişti. Eski yalılarla ilgili bilgilerin çoğu, bu defterden kaynaklanır.

Yalı mimarisi gibi, eski İstanbul’da kendine özgü bir de yalı yaşantısı vardı. Deniz üstünde yapılan sazlı şarkılı mehtap âlemleri, kıyı köylerin mesirelerinde yapılan geziler, piknikler, sandal gezintileri, korular, nerdeyse bir yalı edebiyatının doğmasına neden olmuştu.

• XX. yy., pek çok şey gibi, bu yalı uygarlığını da bozdu.
Yangınlardan kalan yalı artıklarında oturmak güçleşti. Yapıları restore etmek, özel koşullarla aşağı yukarı olanaksız duruma geldi. Kömür depoları, fabrikalar, gemi onarım atölyeleri, hemen hiç bir direniş görmeden Boğaz kıyılarını doldurdu. Koruların çoğu parsellendi, ağaçları kıyasıya kesildi ve çirkin, plansız, üslupsuz beton yapılar Boğaziçi’ni kapladı. Buna, kalan yalıları büyük tehlikelere sokan deniz kazaları da eklenince, yalı mimarisi, yalı yaşantısı, yalı edebiyatı dediğimiz güzellikler, ancak birer tarihsel anı olarak kitaplarda yaşamağa, dolayısıyla da unutulmağa bırakıldı.
 
 
 

Daha Fazla Göster

ebilge

1983 Elazığ doğumluyum. Gazi Üniversitesi, Türk Halkbilimi ( 2008) mezunuyum. Kültürel Bellek sitesinin kurucusu, aynı zamanda tek içerik üreticisiyim. 2010 yılında yayın hayatına başlayan Web sitesinin öncelikli amacı; Kültürümüzün korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. İletişim kurmak isterseniz,serkan.gakko@gmail.com adresine eposta gönderebilirsiniz. Size en kısa sürede geri dönüş sağlamaya çalışacağım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı