HalkbilimiGiyim-Kuşam

Geleneksel Türk Kıyafetleri Nelerdir?

Geleneksel Türk Kıyafetleri Nelerdir? Geleneksel Kadın ve Erkek Kıyafetleri Nelerdir? Yöresel Kıyafetlerimiz ve özellikleri

Kıyafet: Bir topluluğa, bir döneme, bir mesleğe vb. özgü giyinme biçimi.

Başlangıçtan bu yana, kıyafet yalnızca sağladığı pratik yarar için kullanılmadı, birtakım büyüsel işlevleri de oldu; tarihöncesi mağara resimlerinden de anlaşıldığı gibi, gerek başka insanlardan ya da hayvanlardan devralınan gücün alameti, gerekse üreme organlarının her türlü kötü etkiye karşı koruyucusu sayıldı.

Kıyafet, aynı zamanda bir varlığın diğer bir varlıkla özdeşleşmesine olanak sağlar (örneğin tiyatroda); ayrıca, bir önder için, gücünün simgesi, bir görevli için, kendisine bağışlanan yetkinin ifadesidir. Kıyafet, onu giyenin zenginliği, toplumsal konumu ve mesleğine de tanıklık eder. Çeşitli kültlerin her birinin kendine özgü ibadet kurallarına bağlı olarak, kıyafet dinsel bir anlam kazandı. Beğenilme ve baştan çıkarma isteğinin bir aracı haline gelmesi ise çok daha sonra oldu.

Türkler’de kıyafet, Orta Asya’da göçebe bir yaşam süren Türkler’in kıyafetlerine ilişkin bilgiler, Orta Asya’da yapılan kazılardan ele geçen buluntular, duvar resimleri ve minyatürlere dayanmaktadır. Bu dönemde Türkler’in dokumacılık ve özellikle deri işlemeciliğinde ileri oldukları bilinmektedir. Deri, yün kumaş, post ve kürk bu dönem kıyafetlerinin başlıca öğelerindendir.

Eldeki bilgilere göre Orta Asya’da yaşayan Türkler, deri çizme, mintan, önü çapraz kavuşan ve beline kemer takılan bir tür kısa kaftan ve ata binmeye elverişli üst kısmı bol pantolon giyiyorlardı. Soğuktan korunmak amacıyla üstlüklerin içine kürk ya da post geçiriliyor, başlıklar da gene bu malzemeden yapılıyordu.

Selçuklu dönemi kıyafetlerinde de Anadolu öncesi Türk giyiminin etkileri görülür. Bununla birlikte Iran ve Anadolu’nun yerli halkının giyiminden de izler taşır. Selçuklu kıyafetlerinin en önemli özelliğini, çok gelişmiş olan dokumacılık sanatının ürünü olan kumaşlar oluşturur. Bu dönem giyiminde başlık ve kıyafeti oluşturan öğelerin birtakım etkenlerle giderek çeşitlendiği dikkati çeker.

Osmanlı dönemi kıyafetlerine ilişkin bilgiler müzelerden, seyahatnamelerden, o döneme ilişkin resimlerden ve minyatürlerden öğrenilmektedir. Osmanlılarda saray, saray çevresi, ordu ile esnaf, reaya ve öteki halk kesimlerinin kıyafetlerinde değişik etkenler geçerli olmuştur. Yönetsel çevreyle halk arasındaki farklılıklar, giyim kuşamı da belirlemiştir. Saray ve çevresinde gösteriş kaygısı ağır basarken, halk arasında kıyafet, örtünmeyle özdeş bir anlam taşımaktadır. Kimi dönemlerde de yasal düzenlemeler kıyafetlere değin uzanmıştır.

Devlet adamlarıyla halkın giyim kuşamında bilinen ilk düzenlemeler, Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde erkek giyimi mintan, zıbın, şalvar kalpak-sarık, çedik, mest, çizme ve yemeniden oluşmaktadır. Zıbının yakaları üst üste gelmeyecek biçimde yuvarlak, kollarıysa katmerlidir. Mintan pamukludandır ve üste etekleri dizkapağında, kolları dirsekte biten gömlek giyilir. Bele kuşak sarılır, alta şalvar giyilir. Daha sonra bunun yerini, baldırları dar poturlar almıştır. En üste genellikle önü yırtmaçlı ve’ uzun entari giyilmektedir. Devlet adamları ve varlıklı kesimde ayrıca üste kürklü, işlemeli kaftan giyilmekte, esnaf ve orta sınıf kaftan yerine cüppe, hırka vb, halk ise yakasız cepken ya da yelek kullanmaktadır.

Osmanlılar döneminde toplumsal katmanlar arasındaki farkın en belirgin göstergesi, başlıklardı. Halk kesimi, üzerine abani ya da yemeni sarık dolanmış külahlar giyerdi. Saray çevresi ve varlıklı kesimde ise yusufi, örfi, kâtibi, kaveze vb. adlar taşıyan birçok başlık türü kullanılıyordu. Yeniçeri subayları miğfer biçiminde ve tüylerle süslenmiş kuka, erler keçe adı verilen başlığı takarlardı. Kanuni döneminde perişani denilen başlık türü yaygındı. Saray ileri gelenleri ise mücevveze denilen çeşitli değerli taşlarla süslü ve değerli kumaşlardan sarıkları olan başlıklar takarlardı. Vezirlerin kallavi adı verilen başlıkları yarım endaze uzunluğundaki kavuk üzerine Hint tülbendi sarılarak oluşturulur üzeri sırma şeritlerle bezenirdi.

Kavuk en yaygın kullanımı olan başlıklardandı, bu nedenle XVII. yy.’da ayrı bir kavukçu esnafı ortaya çıkmıştı. XVIII. yy.’da kadınların da süslü ve iğnelerle donatılmış kavuklar giydikleri bilinmektedir. Osmanlı kıyafetlerinde kürkün de önemli bir yeri vardı. Varlıklı kesimde ve sarayda birçok biçimleri olan ve yaygın olarak kullanılan kürk, XVII. yy. ‘ın ikinci yarısından sonra esnaf ve çeşitli halk kesimleri tarafından da giyilmeye başlandı, bu nedenle giyimde gösterişten kaçınılmasına ilişkin kimi uyarı ve düzenlemeler söz konusu oldu. Saray çevresinde yarı resmi bir üniforma niteliğinde olan kürk, bu özelliğini XIX. yy. ‘a değin sürdürdü. Bu zamana kadar sadrazam ve vezirler erkân kürkü denen gösterişli kürkü, şeyhülislamlar ise beyüz denen ak kürk giyerlerdi. Padişahın huzuruna çıkanların da kürk giymesi zorunluydu.

Kanuni dönemindeki düzenlemeler doğrultusunda tüm kesimlerin kıyafetinde belli bir düzen izlenmekteydi. Müslüman, Hristiyan, Musevi gibi din bakımından ayrı toplulukların, din adamlarının, esnafın, devlet görevlilerinin ve askerlerin giyimleri birbirinden farklı özellikler taşımaktaydı ve belli kurallara bağlanmıştı. Bu kuralların yanı sıra Hristiyan ve Müslümanların yerleşme alanları ve işlerinin farklılığı da kıyafeti belirleyen etkenlerdendi. XVII. yy.’da doruğa ulaşan Osmanlı yönetsel bunalımıyla kıyafetlerde de bir karmaşa belirdi. Lale devrinde başlayan yoğun tüketim ve gösterişe yöneliş, çeşitli önlemlere karşın XIX. yy.’da da varlığını sürdürdü. Mahmut II’nin 1820’lerde başlattığı kıyafette çağdaşlaşma girişimleri de ancak devlet kesiminde geçerli olabildi. Bu girişimlerle sarığın yerini fes aldı, Babıâli’de çalışanlara fes, pantolon ve setre giyme zorunluluğu getirildi, varlıklı kesimde ayakkabı olarak potin yaygınlaştı.

Dönemin esnaf kıyafeti şalvar, cüppe, uzun ve bol mintan ile yemeniden oluşuyordu. Tulumbacılar külahları, Buharalılar takkeleri, Çerkezler kalpakları, Rumlar uzun mavi püsküllü kara fesleri ve poturları, Araplar ihramları, dervişler çakşırları ve sarıklarıyla geleneksel kıyafetlerini koruyorlardı.

XIX. yy. boyunca girişilen Tanzimat, Meşrutiyet gibi yenileşme hareketleri de kıyafetler üzerinde etkili oldu. Redingotun altına ceket, yelek, boyunbağı ve düz yaka mintan giyiliyor, sivri burunlu, yüksek ökçeli ayakkabılar giderek yaygınlaşıyor-du. Halk kesimi bu değişimleri ya tepki ya da özentiyle izliyor, kent yaşamı dışındakiler ise bu değişimlerden habersiz kendi geleneksel kıyafetlerini sürdürüyorlardı.

Osmanlı kadın giyimiyle ilgili bilgiler ancak saray ve konak çevreleriyle sınırlıdır. Entari, kuşak, şalvar, başörtüsü, XVII. yy.’da ferace ve XIX. yy.’da çarşaf ve peçeyle sınırlı olan ev kadını giyimi, yüzyıllar boyunca pek az değişime uğrayarak varlığını sürdürmüştür. Varlıklı kesimde gösteriş tutkusu, halk arasında ise örtünme kaygısı kıyafeti belirleyen başlıca öğeler olmuştur.

XVI. yy.’da kadın giysilerinin başında ayak bileklerine değin uzanan iki katlı entariler geliyordu. Başa sert ve işlemeli bir hotoz, onun üzerine ince bir örtü örtülüyor, bunun da üzerine işlemeli ince bir tül atılıyordu. Alna kadife kurdele dolanıp, uzunca olan tül, bir iki kez boyna sarılıyordu. Sokak giysilerinin başında ferace ve yeldirme geliyordu. Dışarı gidilirken başa örtülen örtü ağzı kapatacak biçimde yaşmak gibi bağlanırdı. . XVII. yy. kadın giyiminde görece bir sadeleşme dikkati çeker. Kısa kollu kaftan biçimli üstlüklerin altına bir iç entari giyilir, üstlük bele değin küçük düğmelerle iliklenir, bele kemer takılırdı. Bu yüzyılın sonuna doğru kadın giyimine şalvar ve üzerine giyilen kısa entari egemen oldu. Hotozların üzerine tüyler, püsküller takma da dönemin belirgin modası arasındaydı. Dışarı giysisi olarak ferace varlığını koruyordu,

Lale devrinde kadın giyimi büyük bir gösterişe yöneldi. Kürk giyme yaygınlaştı ve hotozlar daha süslü bir görünüm kazandı. Kadın terziliğinin ilk örnekleri de bu dönemde ortaya çıktı. Ferace yakalarının aşırı uzatılması, çeşitli başlık ve fesler giyilmesi, bunlardan saçların görünmesi ve giyimde aşırıya kaçılması, şiddetli yasaklamalara varan önlemlerin alınmasına neden oldu

Kadın kıyafetlerinde moda olgusunun genelleşmesi ilkin İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde olmuştur ve XIX. yy.’a rastlar. Kadın düğün, bayram, gezinti vb belli zamanlar dışında, sınırlı da olsa toplumsal yaşama katılmaya başlamış, kıyafet batılılaşma hareketinin göstergelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Pera çağdaş kadın kıyafetlerinin ve modanın merkezi olmuş, Rum, ermeni kadın terziler Paris modellerini büyük kentlere taşımışlardır.

1860′ larda yaygınlaşan ve tepkilere yol açan parlak renkli feraceler, ince açık yaşmaklar giderek yaygınlaşmıştır. Abdülhamit II döneminde feracenin yerini çarşaf almış, çarşafların da giderek çeşitli biçimlere bürüdükleri görülmüştür İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde yaşayan kadınların izlediği bu modalara karşın kırsal kesimde geleneksel kıyafetler varlıklarını korumaktadır. .

Osmanlılar ‘ın son dönemlerinde yoğun bir değişime uğrayan kıyafetler, Cumhuriyetin ilk zamanlarında da üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. 1925’te şapka ile başlayan “kılık kıyafet inkılabı”, en genel onayı İstanbul’da bulmuş, tekkelerin kapatılmasıyla din adamlarına tanınan yasal giyinme biçimi de ortadan kaldırılmıştır. Kadınlarda çarşaf ve peçe yerine manto, atkı ya da başörtüsü getirilmesine karşın kadın giyimindeki Osmanlı etkisi 1930’lara değin sürmüştür Erkeklerde şapka, ceket, frenkgömleği, yelek, boyunbağı, pantolon ve potinden oluşan kıyafet, İstanbul’dan Türkiye geneline yaygınlaşan bir etki göstermiştir.

Yaşama biçiminden kıyafetlere de yansıyan bu ikili yapı, 1940’ların ortalarından başlayarak bir kopma niteliği göstermiş, ikinci Dünya Savaşı’yla belirginleşen ve toplumsal değişime koşut olarak 1950′ lerde patlama düzeyine gelen göç olgusu, kıyafetlere Anadolu’ya özgü biçimleri getirmiştir. 1950’lerin sonlarına doğru aile boyutunda göçün de başlamasıyla kadın kıyafetinde bir çeşitlenme görülmüş, Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelenler, bulundukları semtin giyim kuşam görüntüsünü değiştirirken, bir yandan da kentli kadının giyiminden etkilenmişler, böylece ortaya entari altına pijama ya da pantolon giyme vb. türde görüntüler çıkmıştır.

Bu arada kadın kıyafetlerinde modanın belirleyici etkisi giderek yoğunlaşmaktadır. Bu dönemin sonlarında ortaya çıkan ve 1960’iı yıllarda daha da yaygınlaşan naylon giysiler, erkek ve kadın kıyafetlerine girmiş, kullanışlılığının yanı sıra ucuz oluşuyla da uzun süre varlığını sürdürmüştür. Bu arada konfeksiyon üretimin yanı sıra tüketimi de yaygınlaştırmakta ve kıyafetlerde büyük bir çeşitlilik göze çarpmaktadır. Toplumsal devingenliğin yoğunlaştığı bölgelerde özellikle gençler arasında kız-erkek giysilerinin ortaklaşmasına yönelik bir eğilim (üniseks) dikkati çekmektedir. Yakın yılların kadın kıyafetlerinde beliren bir başka özellik de anadolu yerel giysilerinin değişime uğrayarak gündeme gelişidir. Erkek giyiminde de görülen mintan yakalı gömlekler, canlı renkler de bu eğilimin bir başka yansımasıdır.

Kıyafetlerde Osmanlılar ‘ın son dönemlerinde başlayan ve kimi zaman yozlaşma, kimi zaman tepkiselleşme boyutlarına varan çağdaşlaşma eğilimi, giderek kendine özgü bir nitelik kazanmıştır. Bu sürecin en belirgin özelliği, kıyafetlerde toplumsal kesimler arası ayrımların yerini, ekonomik güç, kültürel düzey, ilgi ve beğeni farklarına bırakmasıdır.