Genel KültürSanat

Türkiye’de Bale Sanatının Tarihi Gelişimi

Türkiye’de Bale Sanatının Tarihi Hakkında Bilgiler

Türkiye’de bale, XIX. yy da ve XX. yy. başlarında İstanbul’a gelen çeşitli Batılı toplulukların gösterileriyle tanınmaya başladı.

Cumhuriyetin ilanından sonra girişilen ulusal bir bale okulu kurma çalışmaları, başarısızlıkla sonuçlanan birkaç girişimden sonra, 1948’de İngiltere Krallık Balesinin kurucusu Ninette de Valois’nın Türkiye’ye çağrılması ile sonuçlandı. 1948’de İstanbul’da ilk Türk bale okulunu kuran Ninette de Valois, 1949’dan başlayarak ilk Türk balelerini sergiledi

Ulvi Cemal Erkin’in Keloğlan, Bülent Arel’in Pastoral Dans baleleri, 1950’de İstanbul’daki bale okulunun Ankara’ya taşınmasından ve Ankara Devlet Konservatuvarı’na bağlı bir bölüm haline getirilmesinden sonra, Türkiye’de bale hızla gelişmeye başladı. Bir yandan klasik bale repertuarının başlıca baleleri sergilenirken, müziğini Türk bestecilerin, koreografisini yabancı sanatçıların yaptığı baleler sergilendi. 

1973’ten başlayarak Oytun Turfanda (Pembe Kadın; Necil Kâzım Akses’in Balladen yararlanılarak),Duygu Aykall (Çogul Cengiz Tanç’ın Divertimento’sundan yararlanılarak), Altan Tekin, vb. sanatçılar hem bestecisi, hem de koreografi Türk ilk baleleri ortaya koydular. Bu arada Ankara Devlet Balesinin yanı sıra, İstanbul, İzmir ve İçel devlet baleleri kurulurken, Çağdaş Bale topluluğu, Türkuaz Dans Topluluğu ve Ankara Balesi bünyesinde kurulan Modern Dans Topluluğu, modern türde özgün çalışmalar ortaya koymaya başladılar.

Türkiye’de Bale. 1524’te İstanbul’a gelen bir İtalyan bale topluluğunun saraydaki gösterilerine Türk dansçıların da katıldığını belirten kaynaklar vardır. Ama Türkiye’ de, modern anlamda bale gösterilerinin başlaması için XIX. yy. sonlarını beklemek gerekecektir: önce, Beyoğlu’ndaki Naum tiyatrosu, ardından başka tiyatrolar (Güllü Agop, Concordia, Amphi, Varyete, Tepebaşı, Verdi vb.), Avrupa’dan bale toplulukları getirterek, halka açık ilk bale gösterilerini düzenlediler. Bu gösteriler, ilanlarda ve afişlerde, kimi zaman açıkça bale, kimi zaman da ayak oyunu diye adlandırılmıştı

Rus Devrimi’nden sonra Türkiye’ye yerleşen Beyaz Ruslar arasındaki bale öğretmenlerinden olan Lydia Krassa Arzuma-nova, 1921 ‘de İstanbul’da bir bale stüdyosu açtı. Burada yetiştirdiği dansçılarla ilk gösteriyi,1931 ‘de Tepebaşı’ndaki Casa d’italia’da sundu. 1941’de Belediye Konservatuarı’nda ve Eminönü Halkevi’n-de bale dersleri vermeye başlayan Arzumanova, 1942 de “Eminönü halkevi bedii raks grubu”, ile çeşitli bale gösterileri gerçekleştirdi. Aynı topluluk, halkevlerinin 12. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Ankara Halkevi’nde, müziğini A. Adnan Saygun’un yazdığı Bir orman masalı adlı yapıtı, Arzumanova’nın koreografisiyle sundu (1944).

Türkiye’nin ilk resmi bale okulunun açılması için Londra’daki Sadler’s Wells Ballet’in yöneticisi Ninette De Valois, 1947’de ülkemize davet edildi. Ankara ve İstanbul’da incelemeler yaptıktan sonra sunduğu rapor üzerine, 1948 başında De Va-lois’nın yönetiminde, İstanbul Yeşilköy’de bir bale okulu açıldı; İngiltere’den başka öğretmenler de getirtildi. Okul 1950’de Ankara’ya taşındı ve Devlet konservatuvarına bağlandı. Konservatuvar öğrencileriyle gerçekleştirilen ilk bale müziğini U. Cemal Erkin’in yazdığı, De Valois’nın koregrafisini yaptığı Keloğlandır (1950). Bale bölümü ilk mezunlarını 1956’da verdi. 1958’e değin bir merkezden yönetilen Devlet tiyatrosu ve operası, bu tarihte birbirinden ayrıldı. 1950 lerin sonunda Devlet Operası’nın bale topluluğu 40 kişiye ulaştı

O dönemde İstanbul’daki tek konservatuvar olan Belediye Konservatuarı’ndaysa bale bölümü, Macar göçmeni Olga Nuray Olcay tarafından kuruldu 1959’da kurulan İstanbul Şehir operası’ nın dansçılarını da Rezzan Abidinoğlu yetiştirdi.

Ankara Devlet operası bağımsız bir birim olduktan sonra gerçekleştirilen ilk bale gösterisi, Manuel de Falla’nın Büyüleyen aşk adı altında bir bölümü sahnelenen El Amor Brujo’sudur. Bu gösteri, Salome adlı operayla birlikte sunuldu (1960). Daha önceki baleler de, hep başka bir gösteriyle birlikte sahnelenmişti. Tek başına ve eksiksiz olarak gerçekleştirilen ilk bale Coppelia oldu (1961).

27 mayıs 1960’tan sonra, yasal olarak Devlet Tiyatrosu’na bağlı göründüğünden, opera müdürünün (N. Kâzım Ak-ses) görevine son verildi; opera ve bale toplulukları yeniden Devlet tiyatrosu bünyesine alındı
1965’e değin Buluşma, Gençler balosu, Kapandakiler, Les Sylphides, Orphe-us, Satranç, Uyuyan güzel, Yalnız gibi klasik ve yarı-klasik baleler sahnelendi. Bunların tümü birer tekrardı.

Yani prömiyerleri, daha önce yabancı ülkelerde yapılmıştı. Gerçi daha önce müziğini Türk bestecilerin yaptığı iki gösteri, gerçekleştirilmişti (Saygun’un Bir orman masalı ve Erkinin Keloğlan!), ama bunlar kısa birer denemeydi.

Konusuyla ve müziğiyle Türk olan bir bale gerçekleştirmeyi ise, henüz bir Türk koreograf yetişmediğinden De Va-lois üstlendi ve Ferit Tüzün’ün Anadolu süiti adlı orkestra yapıtı üzerine, ilk önemli Türk balesini yarattı: Çeşmebaşı’ (1965). Bunu, yine De Valois’nın koregrafilediğı Sintonietta (müz. Nevit Kodallı’nın; 1966) ve güney Afrikalı Richard Glasstone’un koregrafilediği Hançerli hanım (müz. Bülent Tarcanln; 1966) izledv ilk Türk koregraf Sait Sökmenin ilk yapıtıysa(Çark *, müziği Maurice Ravel’in), 1968 de sahnelendi. 14 temmuz 1970’te yürürlüğe giren bir yasayla, opera ve bale topluluklarının Devlet tiyatrosu genel Müdürlüğü’ne bağlılığı sona erdi; Devlet opera ve balesi, bağımsız bir genel müdürlük oldu. İstanbul Şehir operası da, bu genel müdürlüğe bağlandı.

S. Sökmenin, A. Adnan Saygun’un keman konçertosu üzerine, G. Dilmenin aynı adlı oyunundan yararlanarak hazırladığı Kurban adlı bale, müziği, konusu, koregrafisi, kısaca her şeyiyle ilk yerli bale olacaktı; Saygun’un, müziğini çekmesi üzerine müziksiz olarak sahnelenince (Ankara, 1971), ilk yerli bale olma özelliği, Oytun Turfanda’nın Pembe kadınına geçtiği (müziğini N. Kâzım Akses’in yazdığı Pembe kadın, ilk kez 1973’te sahnelendi). 

Devlet opera ve Balesi’ne bağlı üçüncü bale topluluğu 1982’de İzmir’de oluşturuldu. İlk Türk özel bale kumpanyası olarak 1978’de Cem Ertekin tarafından kurulan Çağdaş bale topluluğu, bir süre sonra Belediye Konservatuarı’na (bugün İÜ Devlet konservatuvarı) bağlandı.

Giderek Türk bale toplulukları, en büyük üç kentimizdeki konservatuvarlarda yetişen dansçı ve koreograflarla, klasik repertuardaki büyük yapıtların hemen hemen tümünü sahnelemiş, modern dans alanında da küçümsenmeyecek atılımlar gerçekleştirdiler Başlangıçtaki İngiliz etkisinden sıyrılarak bir “ulusal bale” yaratma hedefine oldukça yaklaşıldığı söylenebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir